Ana içeriğe atla

Cilt Bakımı Üzerine

Kesinlikle anladım ki artık bu kozmetik mağazalarında çalışanlarla anlaşamamın çoğu zaman istediğim ürünü bulamamamın ve sinir olup mağazayı terk etmemin sebebi ben değilim. Orada çalışan görevliler. Kusura bakmayın ama pek çoğunuzun kafası hiç çalışmıyor buna kesin hükmettim. Daha önce M.A.C'te yaşadığım bir deneyimi paylaşmıştım, okumak için tık tık. 

Benim cildim enteresan biraz. Yıllarca hep cildim karma sandım ama sonunda anladım ki cildim karma değil. Benim cildim asla yağlanmıyor. Benim saçlarım bile yağlanmıyor ki, hatta kuruluktan kabarıyor, kırılıyor falan. Neyse. Cildim yağlanmıyor diye şanslı olduğumu düşünmeyin, kuru ama sivilceleniyor. Nasıl oluyor bu? Bilmiyorum. Bir de belki daha önce anlatmışımdır ama sivilce izlerim çok zor iyileşiyor, hatta lekeler bırakıyor. Yani anlayacağınız cildim hayli sorunlu. İşe girip kazandığım para olunca kullandığım ürünlerin de kalitesi arttı. Daha önce Nivea ve L'oreal'in ürünlerini kullanıyordum. Sonra anladım ki bunların içindeki salisilik asit bana hiç mi hiç iyi gelmiyor. Uzun bir süre Clinique ürünlerini kullandım. 3 adımlı bakım serisinin sabunu ve toniği ile gündüz ve gece kremleri. Ne iyi geldiler cildime ne de kötü. Sonuç olarak ciddi olarak pahalı ürünler bunlar. Bir de gene clinique'in göz kreminden de iki kavanoz kullandım, onun da  bir olayını göremedim. Gözlerimde morluklar, torbalar falan yok ama mimik kırışıklıkları var. Clinique istediğim etkiyi yaptı mı? Hayır?

Son nokta ise lekelerim için bin bir umutlarla aldığım Even Better Clinical leke karşıtı kremdi. İki tüp kullandım, ne geçti elime? Kocaman bir hiç yemin ederim. Lekelerimin kaybolmasını bırak, renkleri bile açılmadı. 

Artık bu noktada bu ürünlerden bıktığıma kanaat getirdim. Direkt normal sabuna döndüm. Otacı'nın defneli sabunu. Sabun cildimi kurutmadığı için rahatlıkla kullanıyorum ama herkese tavsiye ederim diyemem. Sabun yüzümü gayet iyi temizliyor, köpüklü falan. Üstelik içindeki defne yaprakları da peeling etkisi yaratıyor falan. Gayet memnundum. Sonra da Lush'ın bir sabununu kullandım ama Otacı'nın sabunundan farkı yoktu. Kötü değildi ama işte o sabunun yaptığı kadar temizliği 3 liralık sabunda yapıyor. Yaz aylarında nemlendirici ve göz kremi olarak Body Shop'ın E vitamini ve Seaweed serilerini kullandım. Çok hafif ve çok güzel dokuları vardı. Çok güzel kokuyorlardı. Aha dedim işte aradığım ürünü buldum. Sonra içlerinde paraben olduğunu görünce yeni bir hayal kırıklığı ile kalakaldım.


Şimdi bu yazdıklarımdan amma da cimriymişsin demeyin sakın, kozmetik dünyası çoğu zaman para tuzağı sanırım. O yüzden de sinir oluyorum para verdiğim zaman işe yaramayan ürünlere. 
Lush'tan aldığım sabunda bitti. Nemlendiricimde bitti. Dedim ki ben en iyisi Vichy'den alayım yüz temizleyicimi ve nemlendiricimi. Artık dermokozmetikte işe yaramazsa, 30 yaşına merdiven dayayıp düzgün bir cilde sahip olamazsam ucunu bırakacağım bu işin dedim. Gittim eczaneye. Derdimi anlattım. Yüz temizleme alışkanlığımı sordu görevli bana. Ben de sabunla yıkamayı ve köpürtmeyi seviyorum dedim. Bana tüp içinde bir ürün verdi. Üzerinde demaquillant ve one step cleanser yazıyordu. Ben biliyorum demaquillant makyaj çıkarmak demek ama işte one step cleanser da çok temizleyici gibi geldi gözüme. Ürünü elime alıp uygulamasını okumamam da benim salaklığım oldu tabii. Eve geldim, heyecanla açtım paketi. Sonra arkasını çevirdim ve ta taaa. Bir pamukla cildinizi silin durulamaya gerek yok falan yazıyor. Ürün koruma bandını da açmış oldum. Bilmiyorum belki eczaneye dönüp huysuzlanabilirdim ama ben bunu beceremiyorum ki. Esasında ürün cilt temizliyor, sadece makyaj temizleyici değil yani ama ben eğer köpürtmezsem temizleyiciyi cildim iyi temizlenmiş gibi gelmiyor. Acayip uyuz oldum. Sonuçta ben bunu görevli arkadaşa da açık açık söyledim, ama istediğim ürünü gene vermediler bana. Artık anladım ki bunlara ASLA ama ASLA ürün sormayacağım. Ürünleri internetten okuyup gidip raftan göstereceğim bunu istiyorum diye. Bütün bu görevli arkadaşlar ne yazık ki aşağı yukarı  herkese aynı ürünü satıyorlar. Pek bir bilgileri de yok, papağan gibi aynı şeyleri söylüyorlar: 
  • "Gözenekleriniz çok büyümüş"
  • "Esasında cildiniz kuru değil yağlı"
  • "25 yaşına geldiniz ve hala kırışık karşıtı ürünler kullanmıyor musunuz?" (Bununla ilgili de komik bir anım var, bir satış görevlisi ile de kırışık karşıtı krem yüzündne bir tartışma yaşadık. Kadın bana 25 yaşından beri kırışık kremi kullanıyorum ben dedi. Kullandığınız haliniz buysa demek istedim, çünkü cildi çok kırışıktı. Sanırım fazla makyajdan) 


Vichy'den aldığım ürün nasıl peki onu da söyleyeyim. Üzerinde hassas ciltler için yazıyor ama benim cildimi biraz kurutuyor hemen arkasından nemlendirici sürmek lazım. Aldığım nemlendirici de aşağıda, nemlendirmesi fena değil ama öğlene doğru cildim gene de kuruyor, bir daha krem sürmek istiyorum ki bunu daha önce hiç istememiştim. Gün içinde de yüzüme nemlendirici sürecek halim yok ki o kadar kirin üstüne. Bir de bu ürünler kokuyor. Hayatta da sevmediğim birşey kokan ürünlerdir biliyorsunuz. Ben kokuları kafamı ağrıtıyor diye vücut nemlendiricisi bile kullanamıyorum.


Bir sonraki aşamada Yves Rocher mi kullansam? Ben bir temizleme jeli alacağım zaten kesin karar verdim. Neutrogena mı Yves Rocher mi? Başka birşey mi?

Peki sizin önerileriniz nedir? Neler kullanıyorsunuz? Nasıl buldunuz bu ürünleri, hangi aşamalardan geçerek?

Kaynaklar: 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim.
Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım.

Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına resim dersleri v…

İçinden Deniz Geçen Şarkılar

Bülent Ortaçgil'e büyük bir aşk besleyen bir insan değilim. Ama yeni albümünün çok başarılı olduğunu okuyunca birkaç yerden ben de aldım. CD'yi alalı neredeyse iki ay oldu. Birkaç dinleme denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Yeterlik sonra belki sakin sakin iyi gelir dedim ama kafam o kadar doluymuş ki hiç anlamamışım. Sonra da kaldırıp bir kenara koydum. Geçenlerde iphonedaki müzikleri değiştirirken bunu da eklemek istedim. Nasıl yaptıysam iki kere Bulutsuzluk Özlemi eklemişim ama Bülent Ortaçgil'i eklemeyi becerememişim. En sonunda tekrar update ettim önceki gece şarkıları. Dün de flüt dersine giderken dinledim bütün albümü. Derse saat 5 gibi gittim. Yürüyerek gideyim bari dedim. Hava ılıktı. Akşam üstünün romantizmi vardı, kulaklarımda da muhteşem melodiler. Bütün parçalarda bir deniz özlemi, balıkçılar, adalar, su altı, balıklar....Yani her parçanın içinden deniz geçiyor. Tadımlık olarak dinleyin ve hemen bu CD'yi edinin bence.
Biterken karanfilli çay içiyorum. Mis gi…

Kumaş-Gelinlik-Gelinlikçi

Şimdi efendim biliyorsunuzdur belki, ben yakında evleneceğim. O yüzden de pek tabi ki bir gelinliğe ihtiyacım var. Taa Ocak ayıydı, annem İstanbul'a gelmişti. Ben de fırsat bu fırsat deyip Pronovias, Vakko, Beyaz Butik ve Weddies'den randevular almış, çeşitli gelinlikleri giyip çıkarmıştım. Hiçbir şey tam olarak içime sinmemişti. Gelinlikle ilgili genel sorunum kuyruklar, uzun duvaklar, danteller ve işlemeler. Yani esasında genele baktığımızda bu elbiseyle biraz sorunum olduğu aşikar. Neyse sonuç olarak birşeyler bulunmalı illaki. Sonra bir gün aradığım gelinliği buldum. Bulunca da bu çılgın arayış sona ermiş oldu. Ama sadece teoride. Çünkü gelinlik özel tasarımdı. Gidip bir yerden alamıyordum. Bunu da bir şekilde aştık, Uğur'un annesi ve teyzesi dikeceklerini söylediler. Geriye sadece tülü bulmak kaldı. Gelinliğin kumaşı değişik bir organzeden. Bu tür kumaşlar Eminönü ve Nişantaşı'nda satılıyormuş, öncelikle Eminönü'ne gittik. Ve sonuç olarak anladık ki bu kumaş …