Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Frequency vs. Frequency

Merhaba;
Duyduğuma göre hafta sonu bazı bölgelerde soğuk ve yağışlı hava hüküm sürecekmiş. Belki evde kapanıp dizi izlemek isteyenler olabilir aranızda. 

Frequency beni konusuyla çekmişti, beklediğimden de heyecanlı çıktı kendisi. Genç ve hırslı dedektifimiz Raimy Sullivan, bir gün evindeki eski telsizden konuşan bir adamı duyar ve olaylar gelişir diyeyim. Raimy 1996 senesinde henüz hayatta olan babası ile konuştuğunu fark ediyor. Ve babası esasında bir kaç gün  bir baskın sırasında öleceği için ona bu gerçeği söylüyor. Tabi ki hepimizin Geleceğe Dönüş'ten bildiğimiz gibi, geçmişi asla değiştirmemelisin. Babasının ölmemesi başka olayları tetikliyor. Raimy ve baba Frank kendilerini 1996 - 2016 arasında süren bir seri katil davasında buluyorlar.


Frequency esasında 2000 yılında çevrilen bir filmden uyarlanmış. Filmde bu sefer Raimy'nin yerini John alıyor. Oaylar arasında 30 sene gibi bir fark var. Baba ise polis değil, itfaiyeci. Gene aynı şekilde John babasının hayatını kurtarıyor …
En son yayınlar

İki Kedi İle Yaşam

Merhaba;
Bu yazıyı bir süredir yazmak istiyorum esasında ama kedilerin ruh halleri de öyle karmaşık ki ne yazacağımı bilemiyordum. Sonunda düşündüm, zaten ancak bu kadarını yazabilirim dedim. 

Sadece bir dakika falan süren aile saadeti
Daha önce yazmıştım, Luna bizimle 2012'den beri aynı evi paylaşıyor. Güzel kızımız esasında artık kocaman yetişkin bir kedi. 5 yaşında. Kendisi cins bir kedi. Cins derken sadece bir chincilla olmasından bahsetmiyorum, huyu da cins. Çok insan sevmiyor. Gelip kucağınıza oturmaz, insanla sosyalleşmez. Tabağında yemeği yoksa bile talepkar değildir, ben yemek koyana kadar bekler. Ancak detaylara girmeyi çok istemesem de sinirlendiğinde de yatağımızın tam ortasına işemek gibi bir huyu vardır. O yüzden Luna'nın üstüne gitmeyiz, sıkıştırmayız. Kumun temizliğine ekstra dikkat ederiz.  Luna'nın hayatında bizi üzen bir şey yalnız olmasıydı. Hadi bizimle çok sosyalleşmiyor ama ya yanına bir kedi daha gelirse neler olurdu acaba? Hayallerimiz birbirinin kuca…

Hidden Figures

Merhaba;
Bazen hiçbir şey okuyup izlemiyormuşum gibi geliyor size değil mi? 4 ayda bir yazınca öyle oluyor demek. Halbuki neler okundu, neler izlendi, neler unutuldu bile. Bu seferki filmimizi unutmadan yazıverelim bari ne dersiniz?
Sosyal medyada zaman zaman NASA'daki mühendis kadınlarla ilgili paylaşımlar görüyorsunuzdur mutlaka. Mesela Margaret Hamilton ve şu fotoğrafını görmeyeniniz var mı? Bilgisayar programlama işi ilk ortaya çıktığında "kadınlara" uygun bir iş olarak görülüyormuş esasında. Daha sonra ne olduysa erkek egemen kafa "kadının aklı programlamaya basmaz" demiş, kadınlar da aa evet ya diyerek alandan ufak ufak uzaklaşmışlar. Esasında bu konuyla ilgili tamamen farklı bir yazı bile yazılır. Pek çok toplumal araştırma bu farkın kız çocuklarının beynine 5 yaşından sonra işlediğini gösteriyor ne yazık ki. Acaba 5 yaşında çocuklarımıza neler oluyor? Sanırım pek çok ülkede, ataerkil kafaların yönettiği ana sınıflarına başlıyorlar. Ve işte bu ana sınıflar…

The Exorcist

Merhaba;
Bugün size bir dizi önereceğim, ki aslında kendisi hiç benim tarzım olmayan bir dizidir. Uğur izlemeye başladı, ben bir ton dalga geçtim ama sonuçta ben de bir yerlerden yakalayıp izlemek durumunda kaldım. Son tahvilde dizi beklemediğim bir noktaya kayınca da heyecanlandım tabi ki.


Hikaye bir klasik. Bir genç kızın içine iblis kaçar ve olaylar gelişir. Kızımıza ailesi destek olur. Zavallı annesi şeytan çıkarıcı pederler bulur. Sonrasında ise olayın sadece bir genç kızın içine kaçan bir adet iblisten ibaret olmadığını anlarız. 
Şu birilerinin içine şeytan, cin ve türevlerinin kaçması hikayelerini hiç sevemedim. Bu dizide de çarpıcı bir yönü yok bence iblis kardeşimizin. Ama işin içinde başka bir şeyler de dönünce son derece keyifliydi izlemesi.
Anne rolünde Geena Davis var. Sanki dişlerini hiç açmadan konuşuyormuş gibi geliyor bana, biraz rahatsız oluyorum konuşmasından ama son derece iyi bir performans sergiliyor. Ayrıca Peder Tomas ve Marcus'a da bayıldım diyebilirim. Yan ro…

Goodreads Reading Challenge

Merhaba;
2016'nın başında Goodreads kullanmaya başladım. İnsanlar senede 52 kitap okuma hedefi koyuyorlardı kendilerine. Ben dedim ki 52 birazcık fazla, 40 olsun bari. Ve 40 kitap hedefimi de tamamladım. Bazılarını okudukça size de yazdım, bazılarını da yazmadım. Önümüzdeki sene hedef olarak 20 kitap koymaya karar verdim. Bunun sebebi de şu esasında. Gerçekten 40 kitabı bitirmek istiyorsunuz, baya da gaza getiriyor sizi ama mesela bir Karamazov Kardeşler kalınlığında kitabı elinize aldığınızda düşünüyorsunuz. Bu çok kalın, hedefime nasıl ulaşacağım? Resmen insanı daha ince kitaplar okumaya yönlendiriyor hedefe konulan çok fazla kitap:) O yüzden 2017 hedefim 20 kitap olacak. Daha çoğunu okuyana neden okudun demiyorlar sonuçta. (daha azını okuyanı da dövmüyorlardır diye düşünüyorum)
Bu arada belki 40tan bir kaç kitap fazla olabilir okuduklarım. Mesela tekrar Harry Potter okudum bu sefer İngilizcesinden, ama yazmadım. Aynı şekilde bir kaç Hercule Poirot hikayesi de okudum ki onları da …

Beklentiler

Merhaba;
Bazı bazı siz de kendinizi aşırı beklentiye boğulmuş hissetmiyor musunuz? Hem de iki türlü. Hem sizin kendinizden ve hayattan beklentileriniz var, hem de çevrenizdekilerin sizden beklentileri. Sizin beklentileriniz size hayal kırıklığı yaratıyor muhtemelen. Siz bir şeyler olsun diye bekliyorsunuz. İş değiştirmeyi, beklediğiniz terfiyi almayı, ailenizin biraz daha anlayışlı olmasını, çocuğunuzun daha sakin olmasını, komşunuzun arabasını doğru düzgün park etmesini, eşinizin/sevgilinizin çamaşırları katlamasını.... Liste uzayıp gidiyor. Üzgünüm bunların pek çoğu olmuyor ve sizi sonsuz bir anksiyete döngüsüne mahkum ediyor. Bir de sizden beklentiler giriyor işin içine. Aileniz, eşiniz/sevgiliniz, iş arkadaşlarınız, patronunuz... Uzuyor da uzuyor işler. Bir süredir artık bu çemberin altında ezildiğimi ve nefes alamadığımı hissediyordum. Ama tam olarak ifade edemiyordum derdimin ne olduğunu. Yani tamam hepimiz depresyondayız, mutsuzuz. Hem 21. yüzyılda hem de Türkiye'de yaşıyoru…

Trumbo

Merhaba;
Nasılsınız? 
Az önce izledim, hemen yazayım dedim. Sonra ülkede bir şeyler oluyor, araya girip yazamıyor insan. Ne fena.
Bu filmdeki çok önemli olayları bilmemem benim ayıbım olsun, umarım siz biliyorsunuzdur. 

ABD'de 2. Dünya Savaşı'ndan sonra SSCB ile giriştiği Soğuk Savaş döneminde bir komunist avı var. Sesini belki daha çok sinema dünyasında duyurmuş ama işçiler, öğretmenler gibi pek çok kesimden insanı etkilemiş bir av bu. Hatta Rosenberg çiftini idam etmişlerdir. Hollywood'da en büyük yansıması ise Hollywood Onlusu olarak bilinen 10 kişinin afaroz edilmesi, iş bulamaz hale getirilmesidir. Bu süreçte belki de en tanıdığımız ispiyoncu Elia Kazan'dır. İşte filmimiz de bu Hollywood kara listesi etrafında dönüyor.  Yazar Dalton Trumbo Hollywood'un en çok kazanan senaristlerinden birisiyken komunist olduğu için önce mahkemeye çıkartılıyor. Mahkemenin sorularını yanıtlamayı reddediyor. Örneğin komunist olup olmadıkları soruluyor. Oysa ABD Anayasası'na göre …