8 Nisan 2014 Salı

Bahar Depresyonu

Artık iyiden iyiye ikna oldum, ben gerçekten de bahar depresyonu yaşıyorum hem de her sene. Evet güneş beni çok mutlu ediyor ama genelde şu Nisan ayında hep zorlanıyorum. Her güne bugün farklı olacak diye başlıyorum ama genelde olmuyor. Günle başa çıkmakta zorlanıyorum, hayatla başa çıkmakta zorlanıyorum esasında. Yataktan çıkıp insanların içine karışmak istemiyorum mesela. Birisiyle konuşmak zorunda kalacağım diye ödüm kopuyor. Yorganı kafama çekip evin içindeki sesleri dinliyorum, mutfak boşsa mutfağa koşuyorum. Bahçeden ses geliyorsa ön kapıdan kaçıyorum. Bunun sebebi ne? Bir kişiye günaydın bile dememek. Asosyallikten ölücem bir yandan da. Türkiye'de baharlarda çok zorlanıyorum ama en azından arkadaşlar iyidir. 

Uyku ile bir sorunum var. Normal hayatta erken yatıyorum işe gitmek için falan ama mesela burda sabah 8de işte olmak zorunda olmadığım için erken yatmıyorum. Bu her zaman böyleydi. Uykuyu severim ama sabah kalkmak zorunda değilsem, gece ayakta olmayı tercih ederim. En sevdiğim şey sabah uykusu ne yapayım. Dün gece de gene uykusuz geçti. 1.5ta yattım, 3e kadar uyuyamadım. Biraz müzik dinleyeyim dedim, baktım 1.5 saat dinlemişim. Lisede de böyleydi, yatardım kulağımda walkmanle. Bir de kaset dinle de, diğer tarafta sussun değil mi? Yok radyo dinlerdim ki sabaha kadar beynimin içinde yankılansın. Neyse, dün gece de aynısı oldu. Şu depresif playlistimi sizle de paylaşayım dedim. 

1. 

Sevdaluk diye bir dizi var ya, onu izliyordum. O yüzden de Kazım Koyuncu ile başladım.

2. 

Sonra Ahmet Kaya geldi. Bu şarkısı bana hep Beyrut'u hatırlatıyor. Şehirlere bombalar yağardı her gece biz durmadan sevişirdik lafını hiç yadırgamadığımıyorum.  Başka bir savaş görmemiş gibi sanki, sadece Beyrut geliyor. 

Lübnan'lılar savaş döneminden bahsetmek istemiyorlar, çünkü onlar için savaş diye bir dönem yok. olaylar diyorlar. O kadar uzun sürmüş ki, savaş deseler kabullenemeyecekler sanki. mesela Byblos'a bombalar düşerken biz şehirde normal bir hayat sürüyorduk. Ertesi gün Byblos'ta insanlar denize girerken biz sığınaklara kaçıyorduk diyorlar. O yüzden de şehirlere bombalar düşerken sevişmek sanki en normal şeymiş gibi geliyor bana. yarına bile çıkacağın belli değilken, her nefesini son nefesinmiş gibi alırken, sevgilinin elini her tutuşun sonmuş gibi hissettirirken evet savaş döneminde yapılacak tek şey sevişmektir belki de.

3. 

Sonra Harun Tekin geldi.

4. 

Arada bunu izledim.

5. 

Karadeniz'den devam ettim.

6. 

Çok mu depresif oldum bir durayım dedim ama olmadı.

7. 

Gülbeyaz'ı izlerken hep bu şarkı tüylerimi diken diken ederdi. Bir de buna denke geldim. Sonra sahnenin orjinalini izledim.

8. 

Nejat İşler diyorum, başka bir şey demiyorum. İyi olsun.

Bir kaç şey daha dinledim tabii, sonra neden uykun kaçtı? Kaçar tabii. 

Biliyorum bu depresif durum devam edecek. 

Sevgiler. 

22 Mart 2014 Cumartesi

F. Scott Fitzgerald

"If one can't be a great artist or a great soldier, the next best thing is to be a great criminal."

The Side of Paradise

11 Mart 2014 Salı

Abileri ona iyi bakın


Kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1475147192703930&set=a.1446231632262153.1073741828.1446230378928945&type=1&theater

3 Mart 2014 Pazartesi

Selfie

Rica ederim şu selfieden sonra selfie çekmeyi bırakın millet.

31 Aralık 2013 Salı

Mutlu Yıllar


Biliyorum, 2013 çok zor geçti. Umarım ki 2014 çok neşeli, çok sağlıklı, çok mutlu ve huzurlu geçsin. Geri dönüp baktığımızda iyi ki yaşamışım dediğimiz bir sene olsun. Hatıraları yaşlılığımzda bile aklımızdan silinmesin, hep bir gülümsemeyle hatırlayalım. Harika bir yıl olsun. 

19 Aralık 2013 Perşembe

Diziler diziler

Dikkat!!! Bu yazı dizilerle ilgili spoiler içerebilir, izlemeyi düşünüyorsanız okumamayı tercih edebilirsiniz. 

Merhaba;

Herkesin izlediği diziler var. Bir kısmınız sadece belgesel izleyip caz dinliyor biliyorum. Bir kısmınızda sadece yabancı dizi izliyor, onları da kenara ayırıyorum. Bir de biz faniler varız işte, Türk dizilerini de izliyoruz.Bu sezon bir de Amerika'dayım, zamanım da bol, günü gününe dizi izliyorum resmen. İzlediğim dizilerle ilgili bir yorum yapayım dedim. 

1. KAYIP



Kayıp'ı harcayacaklar Matmazel. Sezonun bombası bu dizi, reyting ölçümlerinde neler dönüyor bilmiyorum, (ya esasında biliyorum, hem Cengiz Semercioğlu, hem Gülse Birsel yazdı, Hürriyet'in arşivlerinden bulup okuyabilirsiniz) ama bu diziyi harcamasınlar. Şimdi ben böyle ağlaklı dizilere katlanamıyorum. Hani otur Yaprak Dökümü izle desen izleyemem. Ama Kayıp'ta hiç dinmeyen bir tempo var. Dizinin tanıtımını okuduğumda zengin bir ailenin çocuğunun başına gözaltında bir şeyler gelecek ve acayip bir siyasi komplonun içinde kalacağız sanmıştım. Oysa ki öyle olmadı. Kişisel intikam için kaçırılan Şarman Holding'in veliahtı var. Şimdilik çocuğu hala ne için, nasıl bir intikam için kaçırdıklarını bilmiyoruz. Ufak ufak çözülmeler başladı, ve hatta 13. bölüm itibariyle Falko Mehmet'in kızkardeşini öldürdü mü öldürmedi diye düşünüyoruz. Durumlar çok karışık. Aslı Enver ne kadar güzel bir kadın olmuş, evlilik acayip yaramış. Mete Horozoğlu ne iyi bir oyuncuymuş, Kayıp Şehir'de uyuz olduğum İlker Kaleli nasıl döktürüyormuş, neler neler. Diyorum ya, çok heyecanlı. En güzel yönü de 39 bölüm planlanmış olması. Önceki sene Son vardı mesela, o da bir sezon planlanmıştı. Tadı damağımızda kaldı ve bitti. Çok iyi bir karardı. Ve ancak Kayıp'la ilgili bir kaç sıkıntılı nokta var bence, sözlüklerde de yazılıyor  buraya da alayım.

  • Bir kere koskoca Şarman Holding diyorsunuz, çocuk kaçırılmış polis nasıl hiçbir şey yapmıyor aklım almıyor. Öyle eve falan birisi telefon ederse ancak teknik takip yapılıyor. 
  • Hasan Deliormanlı'yı takip etmek için serbest bıraktılar, adamı kimse takip etmiyor. Bu nasıl iş?
  • Hangi baba evladı ortada yokken hala karı kız peşinde koşar? Kemal bile yapmaz bunu.
  • Peki Elmas nasıl salak bir karakter öyle. Yahu kadın, kocan ortada yok, kim ne derse ona inanıyorsun. Neyse Allah'tan oğlu akıllı, şüpheleniyor ama o da bir şey yapamıyor.
  • Leyla'nın rüyasında gördüğü bir evi bulması? Yani polisiye bir diziden bahsediyoruz, paranormal olayları da katacaksak onları da açıklamak gerekir, o da bizi aşar değil mi? Aşmasa zaten bunca yıldır Çalıkuşu'nu izlemezdik, yerli bir Fringe'imiz olurdu.
  • Dolunay Soysert'in oyunculuğunu beğenmeyen çok. Bana çok sahici geliyor. Belki biraz fazla teatrel  ama kadının oğlu günlerdir ortada yok. Kemal'e, abisine atarlanırken kızıyla hala hiçbir eşy yokmuş gibi ilgilenebilmesi muhteşem. Annelik böyle bir şey dedirtiyor bana.
  Biraz daha tempoyu arttırırsa bence olacak dizi. Belki de Kayıp'ta Türk diziciliğinin sorununu yaşıyor. 1.5 saat bir dizi için çok uzun bir süre. Hele hele seyircinin hızlı bir akış beklediği polisiye diziler için. Mesela bir saat olsa bu dizi, önünde kimse duramaz bence. Bu dizinin boş sahnelere, uzun uzun bakışmalara ihtiyacı yok.


2. ESKİ HİKAYE


Bu dizi TRT'de yayınlanıyor diye dönüp bakmamıştım. Sevmiyorum TRT'yi. Ama çok ayıp etmişim, Allah beni davul etsin. Senaryosunu Levent Cantek yazıyor. Oyucu kadrosu ise resmen yıkılıyor. Buğra Gülsoy, Sermet Yeşil, Murat Daltaban, Funda Eryiğit, Osman Erkaş ve Ferda Işil (ah hele Ferda Işil, nasıl güzel bir babaannesin sen).   Tabii bir de diğer rollerin hakkını yemeyeyim. Nispeten daha önemsiz rollerde bile Mehmet Esen falan var. O denli. 

Buğra Gülsoy'un (Mete) babası eski bir istihbaratçı, eski çünkü öldürmüşler adamı. Kim öldürmüş, mafya mı öldürmüş, istihbarat mı öldürmüş, yoksa istihabarattaki adamlarda zaten mafya mıymış diye düşünüyoruz. Mete'ye kendisine Vicdan diyen birisi yardım ediyor, Boztepelilerin yanına giriyor ki babasının intikamını alsın. Ve olaylar gelişiyor.  Tabi ki işin içine aşk giriyor, Mete oğlumuz avukat Türkan'ın aşkı ile yanıyor ama Boztepelilerin kızı Esra ile yakınlaşırsa intikamını daha kolay alacak. Olaylar olaylar. 

Bir taraftan da Mete'nin apartmanındaki insanalrın hayatlarını görüyoruz. Onların dertleri daha sıradan, işsiz kalan var, aşık olan var. O tarafta şakalar komiklikler. Gerçektende hikayenin komik tarafları da var. Başlarda şey şey diye konuşan Ragıp'a sinir oluyordum ama son iki bölümdür biraz rolü azaltılmış, konuşmasındaki sürekli yenilenen şey şey kalıbı da azaltılmış. Seyirciyi sıkmıyor. 

Buğra Gülsoy'un izlediğim 3. dizisi bu. Hep karanlık adam, hep bir kötülük var içinde. Gerçekten de böyle midir bu adam diye düşünmeden edemiyorum. 

Funda Eryiğit aynı Cobie Smulders'a (HIMYM Robin) benziyor. Neyse ki komik bir rolü yok, yoksa aynısı olacakmış. 

Sermet Yeşil'i tiyatroda izleyip bayılmıştım. Burda da süper. Azıcık tiyatro sahnesinde gibi kabul ediyorum ama adam arıza bir tipi canlandırıyor, mafyanın tetikçilerinin başı. Resmen gözleri alev alev yanıyor. Acayip bir rol, Sermet Yeşil'de çok çok başarılı.

Diziyle ilgili olmayan iki kişi var bence. Birincisi Murat Boztepeli'nin kardeşi Nilüfer. Ayçe Abana'yı daha önce sadece Hayat Bilgisi'nde izlemiştim ama pek hatırlamıyorum. Burda olmamış. Tonlamasında mı, tipinde mi bir arıza var bilmiyorum, ısınamadım kadına. Hiç inandırıcı değil. Öteki ise Murat'ın kızı Esra'yı oynayan Damla Debre. Şimdi eski dizilerine falan baktım, pek çok yerde oynamış ama ne yazık ki bu kadroya yakışmamış. O kadar tiyatrocunun içinde kendini geliştirmesi lazım. Kız sinirliyken de, mutluyken de, intikam alıacağım derke de hep aynı yüz ifadesinde. Tamam rolün biraz aptal sarışın olmayı gerektiriyor ama gerçekten de çok kötü oynuyor. Karşıma rol arkadaşı olarak  geçse ağzımı açıp cevap vermem. Bir de güya Mete ile karşılıklı oynayacak, 11. bölümden itibaren anlıyoruz ki rolü de artacak. Bu saatten sonra kızı değiştiremeyeceklerine göre kız kendini geliştirsin lütfen. Bu işler Kolpaçino'da oynamakla olmuyor. 

3. BEN DE ÖZLEDİM


Çok yoruma gerek var mı bilmiyorum. Leyla ile Mecnun'u izlemedim ama Ben de Özledim'i izliyorum, çokta gülüyorum. Çok komik. Çok güzel saçmalıyorlar, çok güzel batırıyorlar. Ben çok eğleniyorum, size de tavsiye ederim. Burak Aksak ne kadar komik bir insan, sadece senarist olarak değil hem de, oyunculuğu da çok komik. Baya kendisni oynuyor gibi hissediyorum ben. Öyle sarsak bir tiptir heralde:)

Bir de  geçen seneden izlediklerim var, İntikam ve Yalan Dünya. 



İntikam biliyorsunuz Revenge ile aynı senaryodan ama belki de artık o senaryodan sapmanın zamanıdır. İnsanlar Revengi için de saçmaladı diyorlar, bence İntikam'ı ikinci sezonda kesmek çok hayırlı olacak. Zaten Derin'i öldürmeyerek baya saptılar bence diziden. Çok heyecanlı başladı ama çok ağır ilerliyor. Bütün oyuncularına bayılıyorum ama alınan bir intikam yok, hata üstüne hata yapılıyor, örneğin birkaç hafta önce Yağmur bıçaklandı ya, böyle şeyler beni heyecanlandırmıyor. Yağmur ölmeyeceğine göre. Mesela Hakan bıçaklansa çok korkardım ya ölürse diye. Yiğit Özşener bir Nejat İşler değil. Zaten neden onlar şehri terketmiyor ki, mutlu bir aile oldular işte. Varlıkları anlamsızlaştı. Revengi izlemiyorum belki orda da böyle ilerliyordur işler ama dediğim gibi, revenge'in de eleştirileri düşüş yaşandığı yönünde. O yüzden de bence bu diziyi 3. sezona sürükleyip reytingleri süründürmenin alemi yok, sezon sonu final yapabilir.



Yalan Dünya'yı çok eleştiren bir kitle var. Allah aşkına komedi dizisinden ne bekliyorsunuz? Mesela HIMYM izleyince ne geçiyor elimize? Gülüyoruz değil mi? Yalan Dünya'nın size hayatın anlamını mı açıklamasını bekliyorsunuz? Bence Gülse Birsel inanılmaz gözlemler yapıyor. Evet abartı yok değil var, mesela Nurhayat'a kim katlanabilir ki ama komik işte. Bir de Çiğdem ne kadar muhteşem bir karakter. Büyüyünce Çiçi oalcağım ben. Uğur'la anlaştık, o da Timur olacak:) Peki Zerrin'e gülmemek mümkün mü? Bir de Olgun Şimşek ne tuhaf adam. Ne Selahattinken, ne de Ahmetken yadırgıyorum. Yetenek başka bir eşy gerçekten de. 

Evet benim izlediklerim bu kadar. Sizde durum nasıl? Neler izliyorsunuz?

14 Aralık 2013 Cumartesi

2013 Hesaplaşması

Merhaba;
Geçenlerde Talasanayoga'da Çiğdem şöyle bir yazı yayınlamıştı. Ben de aa cevaplasam ya diye düşündüm. SOnra bugün kendisinin cevapladığını gördüm. Hazır bu akşam cumaydı, arkadaşlarımın pazara yetiştirmesi gereken ödevler olduğu için çalışıyorlardı ve ben evdeydim, bir de herkes yılbaşı yazıları yazıyordu, dur ben de yazayım dedim.

Kimle konuştuysam 2013 çok kötü geçti diyor. Merkür mü geri gitti, Venüs mü perende attı bilmiyorum ama harbi zor bir yıldı. 2014'ün daha iyi bir enerjiyle geleceğine inanalım, harika bir yıl olsun. Buyrun cevaplarıma.




1. 2013′te en çok gurur duyduğum şeyler neler?

2013’te daha sakin bir insan olduğumu farkettim. Esasen zaten çok çabuk sinirlenmiyorum ama nedense 2013te en tuhaf, en sinirlenilecek şeylere bile bir amaan boşver ya havasındaydım, kendimle gurur duydum. Sadece bir olay oldu acayip sinirlendiğim. O da bütün hayatımda hissetmediğim birşeydi. Elim ayağım titredi, karşımdakine neler söyledim emin değilim. Sonsuz haklıydım. Gene olsa gene yaparımJ

2. Nasıl daha iyi bir _____________ olabilirim?
İnsan olabilirim. Bence herkesin en büyük hedefi de bu olmalı. Daha iyi bir insan olmak. Ben kendimin daha çok sosyal yardım projelerinde yer alırsam daha iyi bir insan olacağıma inanıyorum.
3. Hangi konuda tıkandığımı hissediyor / düşünüyorum?
Açıkçası tezim konusunda tıkandığımı düşünüyorum. Elime yapıştı, bitmedi. Bitsin kurtulayım istiyorum. Sabırlı bir insanımdır ama bu kadarı benim bile sabırmı zorladı. Günlerdir aynı şeyleri okuyorum, sıkıldım.
4. Hangi konu(lar)da kendi hakkımı teslim etmem lazım?
Herhalde elimden geldiğince disiplinli olduğum konusunda. Bazı şeyleri yıllardır aksatmadan yapıyorum, flüt derslerim gibi mesela. Bir şeyi sevmem lazım, sevdikten sonra onunla bağ kurup devam edebiliyorum.
5. Kariyerim konusunda tutkulu muyum?
Hayır. Buna cevabım çok net. Ben elimden gelenin en iyisini yapıyorum. Hangi işte çalışsam gene en iyisini yaparım. Ama kariyerin bir kişilik özelliği olduğunu düşünmüyorum. Parçalarcasına kariyer yapamam. Her şeyden önce kariyerim gelir diyemem. Hayatımı yönlendirmesine izin veremem. Sadece işim için en iyisini yapmalıyım. Ama bu iş olmazsa başkası, o olmazsa da başkası olur. Hani derler ya, Allah bir kapıyı kapatır birini açar. O yüzden de tutkularımı besleyecek kadar hırslı değilim.
6. Ne dersler aldım öğrendim bu yıl?
Bu sene öğrendiğim en önemli ders hayırlısı olsun oldu. Bir şey olmuyorsa, daha iyisi olacağı için olmuyordur. 2012 Eylül’ünden beri yurtdışına gitmeye çalışıyordum. Bir kaç kere ertelemek zorunda bile kaldım. Ama şimdi geriye dönüp bakınca iyi ki o zamanlar gitmemişim bak ne güzel oldu diye düşünüyorum.
7. Kazancım ve para durumum nasıl gitti?
Devlet memuru olduğum için maddi anlamda büyük bir rahatlama yaşamadım. Bordro mahkumları topluluğuyuz biz. %4 zam alırsak oha ne çok aldık diyoruz. Ama çok önemli bir burs aldım, yurtdışında sıkıntı yaşamıyorum. Bu yüzden de para durumumun iyiye gittiğini düşünüyorum.  
8. Boş zamanlarımı nasıl değerlendirdim?
Flüt çaldım, kitap okudum, bol bol yürüyüş yaptım.
9. Bedenime, ruhuma ve zihnime iyi bakabildim mi?
Bedenime iyi baktım. Mayıs ayında diyetisyene gittim. Hani her kadının fazla 5 kilosu vardır ya, onları vermek için. Verdim de. Çok mutluydum. Ama sanırım onları ABD’ye gelince geri aldım. Ne yazık ki yemekle ilgili derdimin psikolojik olduğunu biliyorum. Yalnızken daha çok şey yemek istiyorum. Normalde yüzüne bakmayacağım şeyler geçiyor gözlerimin önünden. Kendimi frenlemekle geçiyor günlerim.
Spor yaptım. Hep bölük pörçük. Bir hafta yürüdüm, bir hafta bisiklete bindim falan. Düzenli olmadı ama hiç yoktan iyidir heralde.
Ruhuma ve zihnime iyi baktım mı peki? Zihne iyi bakmaktan kasıtı anlamadım ama şöyle düşünüyorum. Matematik çalışıyorum ben. Zihne daha iyi gelen bir şey var mı? Kitap okudum, filmler izledim.
Ruha gelince. 2013 herkes gibi benim içinde çok zorlu geçti. İTÜ’de sinirlerimizi geren bir süreç yaşıyoruz biliyorsunuzdur belki. Bunun üstesinden gelmem çok zor oldu. Ve ne yazık ki inancımı da kaybettim. Çok mutsuz günler geçirdim. Ruhum yıprandı kabul etmem lazım.
10. Nasıl açık fikirli oldum? Olabildim mi?
Açık fikirli oldum mu? Evet oldum, Nasıl mı oldum? Ülke olarak zor bir süreçten geçtik biliyorsunuz. İşte bu süreçte daha açık fikirli olduğuma inanıyorum.
11. En çok ne zaman yaratıcı olup da gerçekten tutkuyu hissettim?
Olmadım. Dürüst olmam lazım. Bu sene hadi depresyondaydım demeyeyim ama içimde bir sıkıntı oldu hep. O da yaratıcılığa etkidi. Eskisi kadar yazamadım, fotoğraf çekemedim. Sadece üzülmekle geçti günlerim.
12. Hangi projeleri tamamladım?
Bir dergiye makale yolladım. Makale hakemden geri dönüş aldı, ona da cevaplar yolladım. İşimin haricinde kişisel olarak tamamladığım bir proje olmadı. Balkondaki sandalyeleri bile boyamadım.
13. Nasıl tıkandım, bazı işlerde yerimde saydım?
Çok isteksizdim. Diyorum ya balkondaki sandalyeleri bile boyamadım. Boyasam ne olacak ki dedim. Yapmasam ne oluyor ki dedikçe bir şey olmadığını da gördüm. Yapmayınca ölmüyorsun, ölmeyince de yapmıyorsun. Oysa yapsaydın daha güzel bir balkonun olacaktı mesela.
14. Zamanımı iyi değerlendirmek için yeniden nasıl bir planlama yapabilirim?
Zaman değerlendirmem fena değil ama biraz bilgisayar başından kalkmalıyım diye düşünüyorum. Ne yazık ki günümün büyük kısmı bilgisayar karşısında geçiyor. Çalışırken bir anda kendimi Facebook’ta bulabiliyorum. Buna biraz daha dikkat etmeliyim. Çok zaman kaybediyorum.
Bir de tezimi tamamlamak için önümde sadece bir sene kaldı, sanırım daha verimli çalışmalıyım.
15. Başarısızlık korkumun beni geri tutmasına nasıl ne zaman izin verdim?
Vermedim. Başarısızlıktan korkmuyorum. Galiba bunun altında şöyle birşey yatıyor. Başarılarımla gözlerim kamaşmıyor. Aman ne olacak yapılır, olur, ben yaptıysam herkes yapabilir diyorum hep. Kendimi biraz küçümsüyorum farkındayım. Ama önemli değil. En azından başarısızlıktan da korkmuyorum. Bugün ben başaramam, yarın başkası. Önemli değil. Hayat başarılar ve başarısızlıklar toplamı. Hep kime göre neye göre başarı?
16. Ne zaman nerede kendimden şüphe ettim?
Başvurduğum burs için (TÜBİTAK 2214/A) önce bir öneri yazmanız, sonra da bir sözlüye gitmeniz gerekiyordu. Beni sözlüye çağırmadılar. Haziran ayında artık sonuçları açıklamaları gerekiyordu ve biraz bozulmuştum. Demek ki önerim o kadar işe yaramazdı ki sözlüye bile çağrılmadım dedim. Meğer sistem değişmiş, sözlüyü kaldırmışlar, direkt önerilere göre burs veriyorlarmış. İşte o Mayıs-Haziran boyunca birazcık kendimden şüphe ettim.  
17. En çok ne zaman kendimi yaşam enerjisi ile dopdolu hissettim?
Açıkçası bilmiyorum. Galiba kendimi en çok tatilde yaşam enerjisi ile dolu hissediyorum. Bu sene de tatiller hiç fena değildi. Atina, Bozcaada, Eskişehir, Rodos. Evet kendimi en çok tatilde yaşam enerjisi ile dolu hissediyorum.
18. Başkalarına bana saygı duymalarını nasıl öğrettim?
Öğrettim mi? Galiba kafalarına kakarak. Akademik ortamda size kimse saygı duymaz (istisnalar kaideleri bozmaz) zira altı üstü araştırma görevlisisiniz. En son bana çocuk muamelesi yapan birisine ben 30 yaşındayım dedim. Şaşırdı. O yüzden okuldaki saygı işleri zor. Kendileri saygı beklerler ama size saygı duymak umurlarında değildir.
Öğrencilerime gelince, onlara ben 30 yaşındayım, ben sizin hocanızım demiyorum. Saygı duymazlarsa sorun her zaman bende olacak diye bir kural yok. Yetmiş çeşit ailede yetişen herkes sizin karşınıza geliyor. Ben bildiğim herşeyi onlarla paylaşmaya çalışıyorum, burnu havada bir hoca olmamaya çalışıyorum. Gençler ama hepsi yetişkin insan sonuçta. Ben onlara düzgün davrandıkça onların da bana düzgün davandığını görebiliyorum.  
19. İlişkilerimi nasıl daha iyi hale getirebilirim geliştirebilirim?
Herkesin hayatı farklı tabi ama insanlara daha çok zaman ayırarak ve dinleyerek diye düşünüyorum. Ama birönceki yazımı okuduysanız eğer, lütfen ben Türkiyeye döndüğümde beni dinleyin, burda beni kimse dinlemiyorJ
20. Hiç haksızlık ettiğim birileri oldu mu?
Olmuştur heralde. Aklıma şuna da çok haksızlık ettim diye büyük bir olay gelmiyor ama.
21. Kimi affetmem lazım?
Birisi var. Esasında affettim de, kalbimin kırıklığı geçmiyor, arada gene sinsi sinsi baş gösteriyor. Sus bakayım ayıp diyorum. Bitti geçti o günler diyorum. Diyorum da, gene de arada oluyor işte. Belki de tamamen affedemedim ondan.
22. Ne zaman bırakma zamanıdır?
Bence bir işin olması için elinizden gelen herşeyi yapmanıza rağmen sizden büyük bir güç varsa işte o an bırakma zamanıdır. Eşek gibi çalıştınız ama o terfiyi alamadınız, yeni bir iş arama zamanıdır. Çocuğunuza iyi bir anne baba olmaya çalıştınız ama olmadığınızı düşünüyorsunuz, destek alma zamanıdır, siz derse çok çalıştınız ama hoca da çok zor sormuştu, kısmet ikinci sınavda daha kolay sorar belki. İslam’da tevekkül deniyor da ben eşeği önce sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a emanet et tabirini daha çok seviyorum. Komik zira. İşte elimden geleni yapıyorum, sonrasında da benden büyük güçler varsa, uğraşmıyorum. Let go....
23. Hangi eski huylarımdan kurtulmak isterim?
Bir huy olarak kabul edilir mi bilmiyorum ama uykuya düşkünüm. Özellikle de sabah uykusuna. Bu sene iyice suyunu çıkardım, haftasonları 10-11 gibi kalkıyorum. Uğur’da hafta içi çok erken (5.30) kalktığı için haftasonu uyumak onunda işine geliyor. Bu durumdan memnun değilim ama değiştiremiyorum da. Gerçekten fikri olan var mı? Bunu değiştirmek isterim. Gece 3e kadar oturup sabah 11e kadar uyumak istemiyorum. Gece 3e kadar oturup sabah 8de uyanmak istiyorum hahahaJ
24. Hangi yeni huylar geliştirmek edinmek isterim?
Beni hayatımda spor hep var, ama hep çok düzensiz. Bazen yürüyüş, bazen bisiklet, bazen yüzme falan diye gidiyor. Sporun hayatımda düzenli bir hal almasını istiyorum. Bunun için nasıl bir yol izlemem gerektiğini bilemiyorum. Bölük pörçük oluyor hep.
Bunun haricinde de azıcık daha düzenli bir insan olmak istiyorum. Kafam çok karmaşık biliyorum, kafamın karmaşıklığı hayatıma da yansıyor. Herşey her yerde. Bunun sona ermesini istiyorum. Kafa karışıklığımı düzenlemek isterim.
25. Kendime karşı nasıl şefkatli ve iyi olabilirim?
Yukarda yazarken fark ettim esasında. Kendi değerimi biraz düşük buluyorum. Diyorum ya, hayattaki başarılarımın bir önemi yok. Ben şanslıyım, iyi bir ailede büyüdüm. Okumam için ellerinden geleni yaptılar. Ne istersem destek oldular. Bugün düşündüm de, tiyatrocu olucam dediğim bir dönem vardı, kimse olma demedi. O yüzden de şanslıydım. Sonra da çok iyi bir adamla tanıştım. O da bana karşı hep saygı ve sevgi dolu oldu. Bu sene çok bunaldığım bir dönemde devam edemeyeceksen istifa et, elbet geçiniriz, sen de bir iş bulursun nasılsa bile dedi. Yani başarı için zemin müsaitti. O yüzden de başarmamam ayıptı. Başarılarımın da abartılacak bir yönü yok. Çünkü benimle aynı koşullarda yetişmeyip benim olduğum yerde olan insanlar da var. Ama öte yandan, benden daha bile iyi koşullarda yetişip hayatta hiçbir şey başaramayan insanlar da var. Sanırım biraz onlara da bakıp kendime daha şefkatli yaklaşabilirim.  



Not: Bu yazının yazılmasına bir su bardağı dolusu şarap ve Frank Sinatra eşlik etti, biterken ise bu çalıyordu:))