2 Mayıs 2014 Cuma

Pipes of Peace

Merhaba;

Esasında tamamen farklı şeyler yazacaktım, sonra bir anda radyoda bu şarkı çalmaya başladı. Kötü geçen bir günün ardından (1 Mayıs 2014) buna ihtiyacımız var dedim. Başka bir şey yazmayayım o zaman da dinleyelim madem.  

8 Nisan 2014 Salı

Bahar Depresyonu

Artık iyiden iyiye ikna oldum, ben gerçekten de bahar depresyonu yaşıyorum hem de her sene. Evet güneş beni çok mutlu ediyor ama genelde şu Nisan ayında hep zorlanıyorum. Her güne bugün farklı olacak diye başlıyorum ama genelde olmuyor. Günle başa çıkmakta zorlanıyorum, hayatla başa çıkmakta zorlanıyorum esasında. Yataktan çıkıp insanların içine karışmak istemiyorum mesela. Birisiyle konuşmak zorunda kalacağım diye ödüm kopuyor. Yorganı kafama çekip evin içindeki sesleri dinliyorum, mutfak boşsa mutfağa koşuyorum. Bahçeden ses geliyorsa ön kapıdan kaçıyorum. Bunun sebebi ne? Bir kişiye günaydın bile dememek. Asosyallikten ölücem bir yandan da. Türkiye'de baharlarda çok zorlanıyorum ama en azından arkadaşlar iyidir. 

Uyku ile bir sorunum var. Normal hayatta erken yatıyorum işe gitmek için falan ama mesela burda sabah 8de işte olmak zorunda olmadığım için erken yatmıyorum. Bu her zaman böyleydi. Uykuyu severim ama sabah kalkmak zorunda değilsem, gece ayakta olmayı tercih ederim. En sevdiğim şey sabah uykusu ne yapayım. Dün gece de gene uykusuz geçti. 1.5ta yattım, 3e kadar uyuyamadım. Biraz müzik dinleyeyim dedim, baktım 1.5 saat dinlemişim. Lisede de böyleydi, yatardım kulağımda walkmanle. Bir de kaset dinle de, diğer tarafta sussun değil mi? Yok radyo dinlerdim ki sabaha kadar beynimin içinde yankılansın. Neyse, dün gece de aynısı oldu. Şu depresif playlistimi sizle de paylaşayım dedim. 

1. 

Sevdaluk diye bir dizi var ya, onu izliyordum. O yüzden de Kazım Koyuncu ile başladım.

2. 

Sonra Ahmet Kaya geldi. Bu şarkısı bana hep Beyrut'u hatırlatıyor. Şehirlere bombalar yağardı her gece biz durmadan sevişirdik lafını hiç yadırgamadığımıyorum.  Başka bir savaş görmemiş gibi sanki, sadece Beyrut geliyor. 

Lübnan'lılar savaş döneminden bahsetmek istemiyorlar, çünkü onlar için savaş diye bir dönem yok. olaylar diyorlar. O kadar uzun sürmüş ki, savaş deseler kabullenemeyecekler sanki. mesela Byblos'a bombalar düşerken biz şehirde normal bir hayat sürüyorduk. Ertesi gün Byblos'ta insanlar denize girerken biz sığınaklara kaçıyorduk diyorlar. O yüzden de şehirlere bombalar düşerken sevişmek sanki en normal şeymiş gibi geliyor bana. yarına bile çıkacağın belli değilken, her nefesini son nefesinmiş gibi alırken, sevgilinin elini her tutuşun sonmuş gibi hissettirirken evet savaş döneminde yapılacak tek şey sevişmektir belki de.

3. 

Sonra Harun Tekin geldi.

4. 

Arada bunu izledim.

5. 

Karadeniz'den devam ettim.

6. 

Çok mu depresif oldum bir durayım dedim ama olmadı.

7. 

Gülbeyaz'ı izlerken hep bu şarkı tüylerimi diken diken ederdi. Bir de buna denke geldim. Sonra sahnenin orjinalini izledim.

8. 

Nejat İşler diyorum, başka bir şey demiyorum. İyi olsun.

Bir kaç şey daha dinledim tabii, sonra neden uykun kaçtı? Kaçar tabii. 

Biliyorum bu depresif durum devam edecek. 

Sevgiler. 

22 Mart 2014 Cumartesi

F. Scott Fitzgerald

"If one can't be a great artist or a great soldier, the next best thing is to be a great criminal."

The Side of Paradise

11 Mart 2014 Salı

Abileri ona iyi bakın


Kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1475147192703930&set=a.1446231632262153.1073741828.1446230378928945&type=1&theater

3 Mart 2014 Pazartesi

Selfie

Rica ederim şu selfieden sonra selfie çekmeyi bırakın millet.

31 Aralık 2013 Salı

Mutlu Yıllar


Biliyorum, 2013 çok zor geçti. Umarım ki 2014 çok neşeli, çok sağlıklı, çok mutlu ve huzurlu geçsin. Geri dönüp baktığımızda iyi ki yaşamışım dediğimiz bir sene olsun. Hatıraları yaşlılığımzda bile aklımızdan silinmesin, hep bir gülümsemeyle hatırlayalım. Harika bir yıl olsun. 

19 Aralık 2013 Perşembe

Diziler diziler

Dikkat!!! Bu yazı dizilerle ilgili spoiler içerebilir, izlemeyi düşünüyorsanız okumamayı tercih edebilirsiniz. 

Merhaba;

Herkesin izlediği diziler var. Bir kısmınız sadece belgesel izleyip caz dinliyor biliyorum. Bir kısmınızda sadece yabancı dizi izliyor, onları da kenara ayırıyorum. Bir de biz faniler varız işte, Türk dizilerini de izliyoruz.Bu sezon bir de Amerika'dayım, zamanım da bol, günü gününe dizi izliyorum resmen. İzlediğim dizilerle ilgili bir yorum yapayım dedim. 

1. KAYIP



Kayıp'ı harcayacaklar Matmazel. Sezonun bombası bu dizi, reyting ölçümlerinde neler dönüyor bilmiyorum, (ya esasında biliyorum, hem Cengiz Semercioğlu, hem Gülse Birsel yazdı, Hürriyet'in arşivlerinden bulup okuyabilirsiniz) ama bu diziyi harcamasınlar. Şimdi ben böyle ağlaklı dizilere katlanamıyorum. Hani otur Yaprak Dökümü izle desen izleyemem. Ama Kayıp'ta hiç dinmeyen bir tempo var. Dizinin tanıtımını okuduğumda zengin bir ailenin çocuğunun başına gözaltında bir şeyler gelecek ve acayip bir siyasi komplonun içinde kalacağız sanmıştım. Oysa ki öyle olmadı. Kişisel intikam için kaçırılan Şarman Holding'in veliahtı var. Şimdilik çocuğu hala ne için, nasıl bir intikam için kaçırdıklarını bilmiyoruz. Ufak ufak çözülmeler başladı, ve hatta 13. bölüm itibariyle Falko Mehmet'in kızkardeşini öldürdü mü öldürmedi diye düşünüyoruz. Durumlar çok karışık. Aslı Enver ne kadar güzel bir kadın olmuş, evlilik acayip yaramış. Mete Horozoğlu ne iyi bir oyuncuymuş, Kayıp Şehir'de uyuz olduğum İlker Kaleli nasıl döktürüyormuş, neler neler. Diyorum ya, çok heyecanlı. En güzel yönü de 39 bölüm planlanmış olması. Önceki sene Son vardı mesela, o da bir sezon planlanmıştı. Tadı damağımızda kaldı ve bitti. Çok iyi bir karardı. Ve ancak Kayıp'la ilgili bir kaç sıkıntılı nokta var bence, sözlüklerde de yazılıyor  buraya da alayım.

  • Bir kere koskoca Şarman Holding diyorsunuz, çocuk kaçırılmış polis nasıl hiçbir şey yapmıyor aklım almıyor. Öyle eve falan birisi telefon ederse ancak teknik takip yapılıyor. 
  • Hasan Deliormanlı'yı takip etmek için serbest bıraktılar, adamı kimse takip etmiyor. Bu nasıl iş?
  • Hangi baba evladı ortada yokken hala karı kız peşinde koşar? Kemal bile yapmaz bunu.
  • Peki Elmas nasıl salak bir karakter öyle. Yahu kadın, kocan ortada yok, kim ne derse ona inanıyorsun. Neyse Allah'tan oğlu akıllı, şüpheleniyor ama o da bir şey yapamıyor.
  • Leyla'nın rüyasında gördüğü bir evi bulması? Yani polisiye bir diziden bahsediyoruz, paranormal olayları da katacaksak onları da açıklamak gerekir, o da bizi aşar değil mi? Aşmasa zaten bunca yıldır Çalıkuşu'nu izlemezdik, yerli bir Fringe'imiz olurdu.
  • Dolunay Soysert'in oyunculuğunu beğenmeyen çok. Bana çok sahici geliyor. Belki biraz fazla teatrel  ama kadının oğlu günlerdir ortada yok. Kemal'e, abisine atarlanırken kızıyla hala hiçbir eşy yokmuş gibi ilgilenebilmesi muhteşem. Annelik böyle bir şey dedirtiyor bana.
  Biraz daha tempoyu arttırırsa bence olacak dizi. Belki de Kayıp'ta Türk diziciliğinin sorununu yaşıyor. 1.5 saat bir dizi için çok uzun bir süre. Hele hele seyircinin hızlı bir akış beklediği polisiye diziler için. Mesela bir saat olsa bu dizi, önünde kimse duramaz bence. Bu dizinin boş sahnelere, uzun uzun bakışmalara ihtiyacı yok.


2. ESKİ HİKAYE


Bu dizi TRT'de yayınlanıyor diye dönüp bakmamıştım. Sevmiyorum TRT'yi. Ama çok ayıp etmişim, Allah beni davul etsin. Senaryosunu Levent Cantek yazıyor. Oyucu kadrosu ise resmen yıkılıyor. Buğra Gülsoy, Sermet Yeşil, Murat Daltaban, Funda Eryiğit, Osman Erkaş ve Ferda Işil (ah hele Ferda Işil, nasıl güzel bir babaannesin sen).   Tabii bir de diğer rollerin hakkını yemeyeyim. Nispeten daha önemsiz rollerde bile Mehmet Esen falan var. O denli. 

Buğra Gülsoy'un (Mete) babası eski bir istihbaratçı, eski çünkü öldürmüşler adamı. Kim öldürmüş, mafya mı öldürmüş, istihbarat mı öldürmüş, yoksa istihabarattaki adamlarda zaten mafya mıymış diye düşünüyoruz. Mete'ye kendisine Vicdan diyen birisi yardım ediyor, Boztepelilerin yanına giriyor ki babasının intikamını alsın. Ve olaylar gelişiyor.  Tabi ki işin içine aşk giriyor, Mete oğlumuz avukat Türkan'ın aşkı ile yanıyor ama Boztepelilerin kızı Esra ile yakınlaşırsa intikamını daha kolay alacak. Olaylar olaylar. 

Bir taraftan da Mete'nin apartmanındaki insanalrın hayatlarını görüyoruz. Onların dertleri daha sıradan, işsiz kalan var, aşık olan var. O tarafta şakalar komiklikler. Gerçektende hikayenin komik tarafları da var. Başlarda şey şey diye konuşan Ragıp'a sinir oluyordum ama son iki bölümdür biraz rolü azaltılmış, konuşmasındaki sürekli yenilenen şey şey kalıbı da azaltılmış. Seyirciyi sıkmıyor. 

Buğra Gülsoy'un izlediğim 3. dizisi bu. Hep karanlık adam, hep bir kötülük var içinde. Gerçekten de böyle midir bu adam diye düşünmeden edemiyorum. 

Funda Eryiğit aynı Cobie Smulders'a (HIMYM Robin) benziyor. Neyse ki komik bir rolü yok, yoksa aynısı olacakmış. 

Sermet Yeşil'i tiyatroda izleyip bayılmıştım. Burda da süper. Azıcık tiyatro sahnesinde gibi kabul ediyorum ama adam arıza bir tipi canlandırıyor, mafyanın tetikçilerinin başı. Resmen gözleri alev alev yanıyor. Acayip bir rol, Sermet Yeşil'de çok çok başarılı.

Diziyle ilgili olmayan iki kişi var bence. Birincisi Murat Boztepeli'nin kardeşi Nilüfer. Ayçe Abana'yı daha önce sadece Hayat Bilgisi'nde izlemiştim ama pek hatırlamıyorum. Burda olmamış. Tonlamasında mı, tipinde mi bir arıza var bilmiyorum, ısınamadım kadına. Hiç inandırıcı değil. Öteki ise Murat'ın kızı Esra'yı oynayan Damla Debre. Şimdi eski dizilerine falan baktım, pek çok yerde oynamış ama ne yazık ki bu kadroya yakışmamış. O kadar tiyatrocunun içinde kendini geliştirmesi lazım. Kız sinirliyken de, mutluyken de, intikam alıacağım derke de hep aynı yüz ifadesinde. Tamam rolün biraz aptal sarışın olmayı gerektiriyor ama gerçekten de çok kötü oynuyor. Karşıma rol arkadaşı olarak  geçse ağzımı açıp cevap vermem. Bir de güya Mete ile karşılıklı oynayacak, 11. bölümden itibaren anlıyoruz ki rolü de artacak. Bu saatten sonra kızı değiştiremeyeceklerine göre kız kendini geliştirsin lütfen. Bu işler Kolpaçino'da oynamakla olmuyor. 

3. BEN DE ÖZLEDİM


Çok yoruma gerek var mı bilmiyorum. Leyla ile Mecnun'u izlemedim ama Ben de Özledim'i izliyorum, çokta gülüyorum. Çok komik. Çok güzel saçmalıyorlar, çok güzel batırıyorlar. Ben çok eğleniyorum, size de tavsiye ederim. Burak Aksak ne kadar komik bir insan, sadece senarist olarak değil hem de, oyunculuğu da çok komik. Baya kendisni oynuyor gibi hissediyorum ben. Öyle sarsak bir tiptir heralde:)

Bir de  geçen seneden izlediklerim var, İntikam ve Yalan Dünya. 



İntikam biliyorsunuz Revenge ile aynı senaryodan ama belki de artık o senaryodan sapmanın zamanıdır. İnsanlar Revengi için de saçmaladı diyorlar, bence İntikam'ı ikinci sezonda kesmek çok hayırlı olacak. Zaten Derin'i öldürmeyerek baya saptılar bence diziden. Çok heyecanlı başladı ama çok ağır ilerliyor. Bütün oyuncularına bayılıyorum ama alınan bir intikam yok, hata üstüne hata yapılıyor, örneğin birkaç hafta önce Yağmur bıçaklandı ya, böyle şeyler beni heyecanlandırmıyor. Yağmur ölmeyeceğine göre. Mesela Hakan bıçaklansa çok korkardım ya ölürse diye. Yiğit Özşener bir Nejat İşler değil. Zaten neden onlar şehri terketmiyor ki, mutlu bir aile oldular işte. Varlıkları anlamsızlaştı. Revengi izlemiyorum belki orda da böyle ilerliyordur işler ama dediğim gibi, revenge'in de eleştirileri düşüş yaşandığı yönünde. O yüzden de bence bu diziyi 3. sezona sürükleyip reytingleri süründürmenin alemi yok, sezon sonu final yapabilir.



Yalan Dünya'yı çok eleştiren bir kitle var. Allah aşkına komedi dizisinden ne bekliyorsunuz? Mesela HIMYM izleyince ne geçiyor elimize? Gülüyoruz değil mi? Yalan Dünya'nın size hayatın anlamını mı açıklamasını bekliyorsunuz? Bence Gülse Birsel inanılmaz gözlemler yapıyor. Evet abartı yok değil var, mesela Nurhayat'a kim katlanabilir ki ama komik işte. Bir de Çiğdem ne kadar muhteşem bir karakter. Büyüyünce Çiçi oalcağım ben. Uğur'la anlaştık, o da Timur olacak:) Peki Zerrin'e gülmemek mümkün mü? Bir de Olgun Şimşek ne tuhaf adam. Ne Selahattinken, ne de Ahmetken yadırgıyorum. Yetenek başka bir eşy gerçekten de. 

Evet benim izlediklerim bu kadar. Sizde durum nasıl? Neler izliyorsunuz?