16 Eylül 2014 Salı

For a Simple Life....



Bir arkadaşım paylaşmış facebookta. Biraz siz de bilin görün istedim, biraz da kendime not olsun diye düşündüm. Hatta cep telefonuma da indirdim arada bir denk geleyim diye. 

3 Eylül 2014 Çarşamba

Amerika'dan Sonra Hayat Var (mı) ?

Merhaba;

En son tam da ABD'ye Uğur'un geleceği gün yazmışım. Üzerinden tam 4 ay geçti. Bu 4 ay nasıl geçti?  Esasında ilk önce hasret giderdik bolca, ailemle, Uğur'la, arkadaşlarımla. Bir de zeytinyağlı biber dolması ile. 

Sonra işe gitmeye başladım ya. İşte orda Türkiye gerçekleri suratıma bindi. Metrobüse bindim, trafiğe girdim. Hayattan bezdim. Amerika'da ne güzel yürüyerek gidip geliyordum işe, temiz hava, hiç güneş:P 15 dakikada eve dönmek çok güzeldi. Dünya kadar zamanım vardı kendime kalan. Yalnızken bu zaman fazla geliyordu tabii ama ailenle, arkadaşlarınla olsan nasıl güzel olurdu. 

İnsanlar kibardı. Otobüs şoförü bile bugün ne kadar güzel olmuşsunuz diyebiliyordu ve bu bir sapıklık, sarkıntılık değildi. Sadece kibarlıktı. Herkes birbirine günaydın diyordu (Çinliler hariç), selamlaşıyordu. Öylesine güzeldi. 

Gezi yazılarımı takip ettiyseniz eğer, San Francisco'yu o kadar çok sevmiştim ki. Okyanus'a değince ayaklarım, kendimi mutlu hissettim, bütün hissettim. Çok güzeldi. 

İstanbul bir beton yığınına dönmüş. Yeşil bir alan bulmak öyle imkansız. 2. köprü yolundan 3. köprüye bağlantı açıyorlar. Binlerce ağaç kesilmiş. Böyle saçmalık olmaz. Her taraf inşaat, her taraf kentsel dönüşüm. Nefret ettim şehrimden. Geçen gün bir yerlerde İstanbul'un nufüsunun 2030'da 30 milyona ulaşacağını okudum. 30 milyonun bu küçücük şehirde ne işi var? Kaçıp gitsek ya?

Tatile gittik, bütün esnaf sizi kazıklamak için uğraşıyor. 60 liraya 35lik şarap satan mı isterseniz, iki şezlong bir şemsiyeye 40 lira isteyen mi? Yoksa çupra parasına sinarit satan mı? Ege sahillerimizin suyu çıkmış. Karşı kıyıya mı geçmek lazım o zaman?

Neden biz insanlar böyle tuhafız? Sevgisiz ve saygısızız birbirimize. Neden böyleyiz? Neden cahilliği kutsuyoruz? Eğitimi neden küçümsüyoruz? Geçenlerde facebookta bir arkadaşımla konuştukta, ben evrim sürecinde beynimizi bir yerlerde bıraktığımız savundum, o da  ters evrimleştiğimizi. Var mı ikisinin arasında bir fark? Geldiğimiz nokta gene aynı. 

Washington'da araba kullanabileceğime kanaat getirmiştim. 12 senedir ehliyetim var ama babam sağolsun, hiç cesaretim yoktur araba kullanmaya. En sonunda bu işi çözmeliyim ben dedim. Neden mesela sokak arasında yavaş gidiyorum diye arkamdan çılgınca kornaya basıyorlar? Mesela arabam bozulmuş olamaz mı? Mesela ben yavaş gitmek istiyor olamam mı? Mesela orası sokak arası olduğu için önüme çocuk, kedi, köpek, yaşlı çıkamaz mı? Mesela sen beyinsizin önde gideni olamaz mısın? 

Anlamıyorum ki nasıl eşlerini öldüren adamlar televizyonlara çıkabiliyorlar? Neden bu tür ağır suçları cezalandırmıyoruz da ödüllendiriyoruz?

Geçen haftaki Penguen'in kapağını alın, bu haftakine koyun aynısı olsun. Bu ülkede neden on yüz bin milyon farklı şekilde ölebilirsin? 

Esasında yaptığım hiçbir şey yokken kafam nasıl bu kadar dolu olabiliyor? Kitap bile okuyamıyorum bu aralar? Birkaç gündür hep başlıktaki soruyu sorup duruyorum. Amerika'dan sonra hayat var mı? Gerçekten var mı? Amerika'da da Ferguson olayı oldu demeyin bana. Ya da ABD bütün dünyayı sömürüyor da demeyin. Yunanistan'daki insanlar da kibar olmayı becerebiliyorlar. Kibarlık, karşısındakine saygı duymak falan zenginlikle olmuyor, dünyayı sömürmekle de faland a ilgisi yok. Sadece eğitimle ilgili bence. Ve biz ilerleyeceğimize sürekli ama sürekli geriliyoruz. 

Güzelim ülkemiz yaşanmaz, içinden çıkılmaz bir cehenneme dönmüş. Neden böyle olmuş? Döndüğümden beri çok mutluyum çünkü sevdiğim herkes burda, ama bir o kadar da mutsuzum. Çok güzel bir dünyanın var olabileceğini de gördüm. Hemde tatil yaparken değil, orada yaşadım ve gördüm. Şimdi de soruyorum kendime sık sık. Sahi yaşadıklarım gerçek miydi? Peki Amerika'dan sonra hayat var mı?


2 Mayıs 2014 Cuma

Pipes of Peace

Merhaba;

Esasında tamamen farklı şeyler yazacaktım, sonra bir anda radyoda bu şarkı çalmaya başladı. Kötü geçen bir günün ardından (1 Mayıs 2014) buna ihtiyacımız var dedim. Başka bir şey yazmayayım o zaman da dinleyelim madem.  

8 Nisan 2014 Salı

Bahar Depresyonu

Artık iyiden iyiye ikna oldum, ben gerçekten de bahar depresyonu yaşıyorum hem de her sene. Evet güneş beni çok mutlu ediyor ama genelde şu Nisan ayında hep zorlanıyorum. Her güne bugün farklı olacak diye başlıyorum ama genelde olmuyor. Günle başa çıkmakta zorlanıyorum, hayatla başa çıkmakta zorlanıyorum esasında. Yataktan çıkıp insanların içine karışmak istemiyorum mesela. Birisiyle konuşmak zorunda kalacağım diye ödüm kopuyor. Yorganı kafama çekip evin içindeki sesleri dinliyorum, mutfak boşsa mutfağa koşuyorum. Bahçeden ses geliyorsa ön kapıdan kaçıyorum. Bunun sebebi ne? Bir kişiye günaydın bile dememek. Asosyallikten ölücem bir yandan da. Türkiye'de baharlarda çok zorlanıyorum ama en azından arkadaşlar iyidir. 

Uyku ile bir sorunum var. Normal hayatta erken yatıyorum işe gitmek için falan ama mesela burda sabah 8de işte olmak zorunda olmadığım için erken yatmıyorum. Bu her zaman böyleydi. Uykuyu severim ama sabah kalkmak zorunda değilsem, gece ayakta olmayı tercih ederim. En sevdiğim şey sabah uykusu ne yapayım. Dün gece de gene uykusuz geçti. 1.5ta yattım, 3e kadar uyuyamadım. Biraz müzik dinleyeyim dedim, baktım 1.5 saat dinlemişim. Lisede de böyleydi, yatardım kulağımda walkmanle. Bir de kaset dinle de, diğer tarafta sussun değil mi? Yok radyo dinlerdim ki sabaha kadar beynimin içinde yankılansın. Neyse, dün gece de aynısı oldu. Şu depresif playlistimi sizle de paylaşayım dedim. 

1. 

Sevdaluk diye bir dizi var ya, onu izliyordum. O yüzden de Kazım Koyuncu ile başladım.

2. 

Sonra Ahmet Kaya geldi. Bu şarkısı bana hep Beyrut'u hatırlatıyor. Şehirlere bombalar yağardı her gece biz durmadan sevişirdik lafını hiç yadırgamadığımıyorum.  Başka bir savaş görmemiş gibi sanki, sadece Beyrut geliyor. 

Lübnan'lılar savaş döneminden bahsetmek istemiyorlar, çünkü onlar için savaş diye bir dönem yok. olaylar diyorlar. O kadar uzun sürmüş ki, savaş deseler kabullenemeyecekler sanki. mesela Byblos'a bombalar düşerken biz şehirde normal bir hayat sürüyorduk. Ertesi gün Byblos'ta insanlar denize girerken biz sığınaklara kaçıyorduk diyorlar. O yüzden de şehirlere bombalar düşerken sevişmek sanki en normal şeymiş gibi geliyor bana. yarına bile çıkacağın belli değilken, her nefesini son nefesinmiş gibi alırken, sevgilinin elini her tutuşun sonmuş gibi hissettirirken evet savaş döneminde yapılacak tek şey sevişmektir belki de.

3. 

Sonra Harun Tekin geldi.

4. 

Arada bunu izledim.

5. 

Karadeniz'den devam ettim.

6. 

Çok mu depresif oldum bir durayım dedim ama olmadı.

7. 

Gülbeyaz'ı izlerken hep bu şarkı tüylerimi diken diken ederdi. Bir de buna denke geldim. Sonra sahnenin orjinalini izledim.

8. 

Nejat İşler diyorum, başka bir şey demiyorum. İyi olsun.

Bir kaç şey daha dinledim tabii, sonra neden uykun kaçtı? Kaçar tabii. 

Biliyorum bu depresif durum devam edecek. 

Sevgiler. 

22 Mart 2014 Cumartesi

F. Scott Fitzgerald

"If one can't be a great artist or a great soldier, the next best thing is to be a great criminal."

The Side of Paradise

11 Mart 2014 Salı

Abileri ona iyi bakın


Kaynak: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1475147192703930&set=a.1446231632262153.1073741828.1446230378928945&type=1&theater

3 Mart 2014 Pazartesi

Selfie

Rica ederim şu selfieden sonra selfie çekmeyi bırakın millet.