Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Asya Yolları Himalayalar ve Ötesi

Nasuh Mahruki'yi ne kadar sevdiğimi bilmeyen kaldı mı? Burada yazmıştım zaten. Bugün de Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi'ni bitirdim. Hatırlıyorum. Bu geziden ilk defa 2000 senesinde haberim olmuştu.Gezi 1997de yapılmış. O zaman Van'daydım. Annemle tatil için gitmiştik. Gergindim, açıkçası neden Antalya'ya dğeil de Van'a gittiğimi anlamıyordum. Bir süre çok fazla sıkıldığımı da hatırlıyorum. Birisinin evinde bir Sky Life dergisi buldum. Derginin İngilizce Türkçe taraflarını karşılşatırarak falan okumuştum. İşte o dergide Mahruki'nin motor üzerinde yaptığı seyahatini anlattığı bir bölüm vardı. İnanılmazdı. Bu kitapta ancak geçen sene aldıklarımdan birisi. Ve okumaya da yeni sıra geldi. İran Pakistan Hindistan'dan geçen, dünyanın altıncı yüksek dağı Cho Oyu'nun tepesine çıkan ve sonra tekrar geri dönen bir macera. Evet her kitaptan sonra yollara vurmak istiyorum kendimi. İçinizde böyle bir   duygu varsa hemen kitapçıya siz de koşun. Size Mahruki'nin…

Sardalye Sokağı

Merhaba;

Daha önce bahsettim mi bilmiyorum ama bir sene önce neredeyse kendime uzun bir Amerikan Edebiyatı okuma listesi çıkartmıştım. Yavaş yavaş okuyorum, bazen İngilizce, bazen Türkçe canım nasıl isterse. Kronolojik bir liste çıkarmıştım ama iki ileri bir geri şeklinde devam ediyorum okumaya. Dedim ya canım nasıl isterse.

Geçen hafta John Steinbeck'in Sardalye Sokağı'nı okudum.  Kaliforniya'da Monterey Kasabası  Sardalye Sokağı'nda yaşayan insanların basit bir panoraması. Genelev sahibi Dora, laboratuar sahibi Doc, bakkalın sahibi Lee Chong, Salaş Palas'ın "gerçek" sahipleri Mack ve diğerleri. Ve bu insanlarla etkileşimde bulunan tüm sokak sakinleri. Kitap bu insanların hayatlarının belirli parçalarına odaklanıyor. Olan biteni anlatıyor. Ama ortada olan bir şey de yok esasında. Amerika'dan bir kesit. İyi niyetli olarak yapılan bir takım hareketler insanları zor durumda bırakıyor, siz de onlarla beraber üzülüyorsunuz. Enteresan bir ahlak kavramı var m…

Rakı is the...

Evimizin Yeni Üyesi

Küçük kızımızla tanışın:)) Biz de kendisi ile yeni yeni tanışıyoruz. Luna'cık şimdi uyuyor, bakalım ne zaman uyanacak. 2 haftadır birbirimize alışmaya çalışıyoruz:=) Göründüğü kadar şaşkın ve de korkak evet:)






Yeni Sezondan Seçtiklerim

Ne kadar çok zaman geçti, yaz bile bitti ki ben daha geçen hafta tatildeydim, bir anda bastıran sonbahar dengelerimi alt üst etti resmen. Daha tatil çamaşırlarını yıkıyorumama bir yandan da sonbaharda giyecek kıyafetim yok. Geçen sezon sonunda baya bir kıyafetimi vermiştim, sezon başında da bir sürü olacak biliyorum. Esasında sezondan alışveriş yapmayı da sevmiyorum ama bakmaktan zarar gelmez. İşte size Zara-Mango-H&M kataloglarından seçtiklerim. Aman dikkat çok foto var:))
ZARA


Bu sezon bu tür kazaklar çok moda, ben zaten çok severim. Moda olunca bulması da daha kolay oluyor tabi ki. Rahat bir tarz, kullanışlı. 

Üstteki elbisenin yakışıp yakışmayacağını bilemiyorum ama alttaki tam konferans elbisesi, çok kullanışlı. Ufak bir dikiş maceram da var, bu elbiseyi almasam bile dikebilirim, bu kalıplardan Burda'da çok var çünkü.
Bu tür bir çizmem vardı, Hotiç'ten almıştım ama iki sene giyebildim, gene de benim tazrıma çok uyuyorlar, bu sene bir tane daha edinmek istiyorum.

Esasında c…

Buket Uzuner Nasıl Levent Kırca Oldu?

Sevgili okuyucu;
Öncelikle bu yazının Defne Kaman'ın maceraları hakkında çok fazla bilgi içerebileceğini, henüz kitabı okumadıysan yazıyı es geçmeni ve kitabı okuduktan sonra gelmeni öneririm. 
Bu sefer size hayli farklı bir kitap eleştirisi yapacağım. Eğer ki hazır değilseniz sert bir eleştiriye lütfen okumayın, sizi başka bloglara alayım.

Buket Uzuner gençliğimde çok sevdiğim bir yazardı. Yazardı diyorum çünkü bir süredir aynı tadı alamıyorum. Kışın seyahat kitaplarını tekrar aldım, ben okumuştum ama bende değllermiş, galiba annemdeler. Bu yüzden de tekrar okurken parıltısı kayboldu gözümde. Eskiden çok enteresan bir insan olduğunu düşünürdüm, kitaplarını tekrar okuyunca aşırı snob olduğunu farkettim. Tabii bundan bana ne, o kendi bileceği iş, ama Twitter'da falan da takip edince insanın gözüne gözüne sokulan bazı şeyler rahatsız edici oluyor. Örneğin son kitabı Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları'nı da o kadar çok gözümüze soktu ki Twitter'da, kitap daha çıkmadan sık…

Güzellik Üzerine

Merhaba;


Bu sıcaklarla nasıl baş ediyorsunuz bilmiyorum ama ben edemiyorum şahsen. Sıkıntı halindeyim. Bir de işim o kadar çok ki, hangisine yetişeceğimi şaşırdım. Onu yaz, bunu oku derken ensemde boza pişme kıvamına geldim. 


Bu yazıyı yazmak için de biraz bekledim açıkçası. Yaklaşık bir ay kadar aldığım ürünleri test edeyim sonra yazarım dedim. İyi bir karar verdiğimi de düşünüyorum. 


Üniversitede 3. sınıftan beri geçmek bilmeyen sivilcelerim var. İşe başlayana kadar da yanaklarımda olmasa da alnımda hayli çoktu sivilcem. Nedense hiç doktora gitmedim. Heralde annem teşvik etmediği içindir. Doktora gitmekten de ölesie korkuyordum zaten. Sivilcelerim sonradan azaldı ama gene de asla tamamı geçmiyor. Neredeyse her zaman yüzümde bir tane sivilce oluyor. Tabi ki bir sivilceye şükür de diyorum. Bu süreçte pek çok ürün kullandım. En çok parayı sanırım Clinique'in 3 adım serisine verdim. Serinin işime yaramadığını anlamakta çok zorlandım. Bir de yüzümdeki bir kaç leke için gene Clinique'…

Tuborg GoldFest'in Ardından veya Bu Hafta Dinlediklerim-6

Merhaba;
Bu uzun başlıktan sonra, üzerinden çok zaman geçmeden size Tuborg GoldFest'i yazmak istedim. 4-6-7 Temmuz'da ParkOrman'da yapılan konserler zincirinde heavy metal veya rock karar veremedim müziğin önde gelen isimleri İstanbul'a geldi. 2 sene önceki Sonisphere'i kaçırdık, bu sene ben Guns'n roses dinlemek istiyordum. Uğur'sa Evanescence. Hatta tek kombine alalım bir gün birimiz öteki gün diğerimiz gitsin diye geyik bile yaptık. Bence festivalin en büyük handikapı iki gününün hafta içi olmasıydı. Üstelik organizasyonda bir takım sıkıntılar vardı, örneğin ikinci gün Apocalyptica'yı dinleyemedik çünkü biz henüz işten çıkamadan onlar sahneden inmişlerdi, ki bu bence festival devam edecekse organizatörler bunu göz önüne almalı. Sonuçta Şebnem Ferah Türkiye'de her zaman her yerde dinlenebilir ama Apocalyptica her zaman her yerde dinlenmiyor ne yazık ki. Aynı şekilde ilk gün de Aylin Aslım'ı dinleyemedim ama onun alternatifi Redd'di bu yüzde…

Ofis Hayatı

Günaydın;
Benim için gün erken saatlerde başlamaz. Herkes der ya sabah 6da kalkıyorum şekerim falan. İşe gelmek zorunda olmasam asla yapmam böyle şeyler (Gerçi gene de 6da kalkmıyorum) Ama sabahlardan beklediğim malak gibi saat 12ye kadar falan yatmak değil, 7-8 arası uyanıp az biraz keyif yapmak. Bazı sabahlar yürüyüşe gitmek, bazen bisiklete binmek, kahvaltı etmek, bir de sabahları mutlaka Geveze'yi dinlemek.Sabah keyfim saat 10da biter. O saatten sonra sabahların sakinliği bitiyor bence. Bir de işe gelmek zorunda kalmasak değil mi? Ne keyif yapılır. Bu sabah hayli erken uyandım çünkü Uğur'la beraber geldim işe. Hazır araba ile geliyordu ben de atladım. Sonra da onun ofisinden kendi fakülteme kadar yürüdüm. Kampüs içinde çalışmanın bu yönü hayli güzel esasında. Bütün o plazalara inat ağaçlıkların altındasınız. Ama öte yandan ofise girince her şey aynı. Ofis ve iş sonuç olarak. Erken bir saatte yürüdüğüm için henüz hayli serindi etraf. Canım ofise gelmek istemedi. Sonra aklıma…

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim.
Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım.

Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına resim dersleri v…

Özet Geçeyim

Merhaba;
Buraları çook ihmal ettim değil mi? Hele öteki blog toptan gitti gibi. İşlerim çok yoğun ne yapayım? Akademisyenlik çok şizofrenik bir durum bence. Şu aralar tezimle ilgili çalışıyorum ve benim konum öylesine dallanıp budaklandı ki, bir taraftan matematik kitapları, b,r taraftan kaos okumaları, bir yandan da elektrikle ilgili bilgiler falan. Kafam tam çorba analyacağınız. Ama bu kaos işini sevdim, kaotik ruh halime çok uygun.
Şimdi burası bir devlet dairesi olduğu için klimamız yok, bırakın klimayı durum öyle acayip ki geçen seneye kadar kendi kişisel bilgisayarımı kullanıyordum. Bana bir bilgisayar vermişlerdi 1.94 gb hafızası vardı, Windows XP 2 gb boş olan istiyordu kurulmak için. Neyse sonuç olarak klimadan çıkıp gelmeye çalıştığım nokta şudur ki ofisim çok sıcak, kapı cam açık rüzgar bile yok. Bu yaz nasıl geçecek hiç bilemiyorum:( Geçen yaz arkadaşımın odasındaydık. O klima taktırmıştı. E diyeceksiniz, ver parasını taktır klima. O da olmuyor işte çünkü odam hayli büyük (5…

Mahrem Günlük

Topluma bir borcum var.
Ne kadar?
Toplumun bana ne kadar borcu var?
Epeyce fazla.
Öder mi?
Asla! (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik!)




Paul Gauguin, Mahrem Günlük, İthaki Yayınları Syf: 30, 2001




Önemsiz bir sağlık sorunu canımı sıkıyor. Doktora da gittim, bir sıkıntı yok esasında ama bu canımı sıkmasına engel değil. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor resmen. Siz şimdilik bunla idare edin.

Bu Hafta Dinlediklerim-5

Merhaba;


Çok hızlı bir cumartesi ve gayet aheste ama temizliğe boğulmuş bir pazardan sonra bu haftaki müzik seçkimi toparlayabildim anca. Liste gene çok kalabalı değil. Sebebi ise İTÜ radyosu. Çünkü İTÜ Radyosu deneme amaçlı blues ve caz kanalının yayınlarına başlamış, ekim ayında da rutin yayına geçecekmiş. Bilgisayar karşısında olduğum her an onları dinledim, pek beğendim. Dinlemek için sizi şuraya alayım. Evde de radyoda sabah hariç her zaman Joy Fm çalıyor bu aralar. Sabahların sahibi yıllardır değişmedi. Geveze. Gelelim listeye.
1. Jewel - Everytime I see you falling: Zaten kızın sesinde huzur var. Şarkının bir de yanlış hatırlamıyorsam daha sert bir yorumu da vardı ama ben bunu seviyorum.


2. Maroon 5- Payphone: Maroon 5'ı çok seviyorum esasında ama hep aynı şey oluyor, yeni bir parça yaptıklarında radyolarda, orda burda o kadar çok çalıyor ki içim sıkılıyor dinlemekten. Şimdi Payphone'unda bu yaz suyu çıkacak eminim, çıkmadan dinleyelim. 


3. Sophie Solena - Se Arreglara: Ken…

Kadından Kentler

2008 yılında okumuştum esasında bu kitabı ama o günden ıhlamurlar her çiçek açtığında aklıma gelir. Aşağıdaki alıntının anlamını merak edeni bu muhteşem kitaba alayım. 


Mimozalar, erguvanlar, mor salkımlar, leylaklar, hanımelleri, güller, ortancalar, ıhlamurlar sırasıyla açar. 






Murathan Mungan, Kadından Kentler, syf: 35, Metis Yayınları, 2007

Bu Hafta Dinlediklerim - 4

Merhaba;
Cuma günü Ülkü Tamer yazısını yazınca programımız da bugüne sarktı. Başlayalım öyleyse. 
1. Hindi Zahra - Beautiful Tango: Hindi Zahra dinlerken insanın canı bir taraftan da göbek atmak bile istiyor. Gerçi Beautiful Tango o tür bir şarkı değil ama, pek çok şarkısı hayli eğlenceli.
2. Macy Gray - Sweet Baby: Joy Fm sponsporluğunda yarın bir konser verecek  Macy Gray soul müziğin en güçlü seslerinden biri. Çok sıkı bir dinleyicisi değilim kabul ediyorum ama bu hafta bir kaç kere dinledim diyebilirim. Şu anda en ucuz bilet olan 77 lira bana biraz fazla geliyor ama gidebilecek olanları boğazda müthiş bir performans bekliyordur, kaçırmayın bence.
3. Mishka - Happy: Mishka'yı daha önceden biliyormuşum gibi geliyor ama belki de bilmiyorum emin değilim. Youtube'da ondan ona atlarken denk geldim, Happy'yi çok beğendim.
4. Nouvelle Vague - Love Will Tear Us Apart: Bu konsere galiba gideceğim. Geçenlerde off ne giysem blogunun sahibi Billur bilet çekilişi yapıyordu. En sevdiğiniz…

Yaşamak Hatırlamaktır

Ülkü Tamer'i bilmeyeniniz var mı? Bilmiyorsa hemen öğrensin. Ama gene de bilmiyor olduğunuza inanamam. Neden mi? Çünkü bu ülkede Zülfü Livaneli'nin Güneş Topla Benim İçin şarkısını dinlemeyen birisi yoktur da ondan. Bu şarkıyı dinleyen de Ülkü Tamer'in en azından bir şiirini biliyor demektir.
Ülkü Tamer'in yaşıyla kıyaslayınca benim onunla tanışmam yıllar öncesine dayanıyor demem çok manasız olacak ama ne yapayım yıllar önce tanıştım ben onunla. O zamanlar Radikal gazetesi Türkiye'deki acayip medya ortamında soluk aldırmıştı insanlara. Gerçekten de güzel haberler yapıyorlar, pırıl pırıl bir gazete çıkarıyorlardı. Radikal'den geçen pek çok yazar oldu, ben o dönemlerde belki ergenlik çağımda falanım. yanlış hatırlamıyorsam çıkış tarihi 1996 çünkü. Perihan Mağden'i de, Ülkü Tamer'i de, bir Ayşe Arman olmaya çalışan ama pek bir şey olamayan Nur Çintay'ı, Mine Kırıkkanat'ı, Türker Alkan ve Hakkı Devrim'i ve pek çoklarını da ben hep Radikal'dek…

Bu Hafta Dinlediklerim - 3

Merhaba;


Bu hafta cuma günü yazamadım, cumartesi günü de çok sevdiğim bir arkadaşımın, ki çok sevdiğim demek yetersiz kalır enteresan bir ilişkimiz var onunla. Çocukluğumuzdan beri arkadaşız ama sonra yıllarca ayrı kaldık.Hiç haber alamadık birbirimizden de. O zamanlar ne facebook var ne twitter tabii. Sonra bir gün çıktı geldi Eskişehir'e. Sanki aradan hiç yıllar geçmemiş gibiydi. Düğün fotoğraflarını çektik, sonra da düğünlerine gittik. Yorucu ama keyifli bir gündü. Bu pazarda misafirlerim vardı ve saat 23.00'da oturdum yazı yazmaya. Hafta sonu bitiyor, içimde inceden bir hüzün var. 


Ben not defteri kullanamıyorum pek. Elimdeki defter taa 2009dan kalmış. Doğum günüm için Bellanomisma bana yeni bir defter aldı, elimdeki bitince onu kullanacağım ama elimdekinin yarısındayım düşünün. Hafta içi müzikleri de not defterime yazıyorum ki unutmayayım diye. Ama bu hafta sadece 3 şarkı yazmışım.Yazmayı mı unuttun derseniz, hayır unutmadım da değişik birşeyler dinleyemedim. Okulda final h…

19 MAYIS

Söyleyeceğim şey hayli net ve yalın esasında. Şu anda sahip olduğunuz herşey evet herşey. Bu topraklar, anneniz, babanız, kardeşiniz, arkadaşlarınız, diliniz, dininiz, dolabınızdaki onlarca giyeceğiniz, mutfağınızdaki yemeğiniz, işiniz, eğitiminiz, soluduğunuz hava, ve tabi ki özgürce(!) dile getirdiğiniz onca düşünce, hepsi ama hepsi 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkıp Kurtuluş Savaşı'nı başlatması, Anadolu halkının, atalarımızın da gözünü kırpmadan peşinde gitmesi, Hasan Tahsin'in ilk kurşunu sıkarken bir an bile düşünmemesi sayesinde olmuştur. Atatürk'e, Cumhuriyet'e ve kazanımlarına saldıracağınıza keşke o kazanımların sizleri getirdiği yerleri görebilseniz. 
Sözlerimi anlamayan tonla insan olduğunu zaten biliyoruz, ama biz geri kalanlar, Atatürk'ün çocuklarıyız, onun açtığı yolda gösterdiği hedefe doğru ilerlemeye devam edeceğiz. 
Hepinizin 19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI'nız kutlu olsun. Bir milletin atalarını a…

Bu Hafta Dinlediklerim -2

Merhaba;


Bugün azıcık yoğun bir programım vardı ama şu yarım saatte bu yazıyı yazayım yoksa pazara kalacak dedim. Bakın cumartesi de değil yani, pazar:) Neyse. 


Bu hafta dinlediklerimin birazı geçen haftadan esasında dürüst olmak gerekirse. Geçen hafta Yeni Türkü'nün albümü son düzlükte bütün müzikleri geçince bu hafta iki haftanın seçmesi ile karşınızdayım. Buyrun başlayalım.


1) Beatles - Here, There and Everywhere: Bir süredir flütle de bu parçayı çalıştığım için sık sık dönüp tekrar dinliyorum.


2) Gotya - Someone I Used to Know: Son zamanlarda çıkan en keyifli şarkılardan birisi değil mi?


3) Pentagram - Geçmişin Yükü:   İnsanlar yaşlandıkça metal müziğin gürültülü yapısını terk edip daha akustik müziklere dönüyor, bense gençliğimde pek sevmediğim metal müzikle son bir kaç senedir daha samimiyim. Pentagram'ı da Türkiye'nin yapı taşlarından birisi olarak görüyorum. Yeni albümün ilk klibi de bu parçaya geldi. Hayli depresif, hayli güzel. Yolları açık olsun.


4) Jethro Tull - Pava…

Bu Hafta Dinlediklerim-1

Merhaba;
Geçtiğimiz ay Açık Radyo'nun internet sayfasında dolanırken program yapmak için başvurabileceğimi fark ettim. Program sözlü veya müzik programı olabiliyordu, düşündüm ve sadece müzik olsun dedim. Ama ne dinleteceğim insanlara? Belli bir çizgim yok. Çok sevdiğim müzikler var, ama altı aylık bir programın altından biraz zor kalkarım ben. Konsept olarak "Bu Hafta Dinlediklerim" olsun ki her tür müziği çalabileyim bari dedim. Şimdi ben işim sayesinde gün boyu istediğim gibi müzik dinleyebiliyorum. Neden? Çünkü kendime ait bir ofisim var ondan. Zaten müziksiz çalışmayı düşünemiyorum bile, işimin en sevdiğim yönlerindne biri de bana sağladığı bu özgürlük olsa gerek. Neyse, günlerce program başvuru metnini yazdım kafamdan. Hatta programımın saatini bile belirledim falan. Sonra ne oldu? Tabi ki başvurmadım. Bazen süper gaza gelirim, sonra yapacak cesareti bulamam. Var böyle bir huyum ne yazık ki. Başvurmadım da, bu konspette aklıma takıldı. O zaman dedim, ben blogda yapa…