Ana içeriğe atla

Frequency vs. Frequency

Merhaba;

Duyduğuma göre hafta sonu bazı bölgelerde soğuk ve yağışlı hava hüküm sürecekmiş. Belki evde kapanıp dizi izlemek isteyenler olabilir aranızda. 


Frequency beni konusuyla çekmişti, beklediğimden de heyecanlı çıktı kendisi. Genç ve hırslı dedektifimiz Raimy Sullivan, bir gün evindeki eski telsizden konuşan bir adamı duyar ve olaylar gelişir diyeyim. Raimy 1996 senesinde henüz hayatta olan babası ile konuştuğunu fark ediyor. Ve babası esasında bir kaç gün  bir baskın sırasında öleceği için ona bu gerçeği söylüyor. Tabi ki hepimizin Geleceğe Dönüş'ten bildiğimiz gibi, geçmişi asla değiştirmemelisin. Babasının ölmemesi başka olayları tetikliyor. Raimy ve baba Frank kendilerini 1996 - 2016 arasında süren bir seri katil davasında buluyorlar.



Frequency esasında 2000 yılında çevrilen bir filmden uyarlanmış. Filmde bu sefer Raimy'nin yerini John alıyor. Oaylar arasında 30 sene gibi bir fark var. Baba ise polis değil, itfaiyeci. Gene aynı şekilde John babasının hayatını kurtarıyor ve bir seri katil hikayesinin içine düşüyoruz. 

Ben manyak oluğum için hem diziyi hem de filmi izledim. (Önce diziyi izledim) Tabiki ikisinin arasında çok büyük farklar var. Öncelikle aradaki 16 sene sebebiyle teknolojik farklar tabi ki ama bunu bir kalem geçelim. 

Dizi versiyonunda çok daha hareketli bir hikaye var. Katilin kim olduğunu anlayana kadar baya bir yol alıyorsunuz ve açıkçası dahai kna edici açıklamalar yapmışlar. Filmde ise olayın 2 saatle sınırlanması sebebiyle pek çok şey atlanmış. Zaten dizi ve filmdeki katiller tamamen farklı hikayelere sahipler.

Dizideki babayı nedense beğenmedim. Hem tip olarak oturmamış buldum hem de karakter olarak. Sanki polis değilde ergen bir çocuktu. Oysa filmde Dennis Quaid'in mi etkisi vardı bilmiyorum baba karakteri daha bir güzeldi. Çocuklar içinse tam tersini düşünüyorum. Raimy John'dan daha iyi bir karakterdi bence (Kadın diye torpil geçmiyorum ama kadın olması daha çok hoşuma gitti tabi ki) 

Filmde olmamasını anlıyorum ama bence dizide olmaması saçmaydı. Sonuçta burda bir "zaman yolculuğu" hikayesi var. Bunu bütün karakterler dünyanın en normal olayı gibi gördüler. Yani bir Fringe performansı beklemeyin diziden. Daha çok polisiye tarafında kalıyor hem dizi hem de film. Ancak dizinin 2. sezonu da gelecekmiş galiba. Belki ikinci sezonda biraz daha Fringe tadı alırız. 

Evden çıkmadan çılgınca dizi ve film izleyeceğiz dediğiniz bir hafta sonu ise bence bir şans verebilirsiniz Frequency'ye. 

Siz neler izliyorsunuz bu aralar? 

İyi hafta sonları dilerim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim.
Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım.

Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına resim dersleri v…

Olağanüstü Bir Gece

Artık Zweig'ı çok sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum.  Kadıköy'e gidip İş Bankası yayınevine girince hep elimde en az bir Zweig ile çıkıyorum. Geçen gün de aynısı oldu, bir baktım Olağanüstü Bir Gece ve Yakıcı Sır'ı alıvermişim:)) Bir de zaten Olağanüstü Bir Gece'nin kapağı şu şekilde olunca almamak imkansızdı.

Zweig'in novellaları kısacık bir kitapta çok yoğun bir okuma hazzı sunuyor insana. Genelde aşırı yoğun da oluyor. Hani 70 sayfadan beklenmeyecek şekilde uzun sürüyor okumak. Hikayenin içine girmek zor olabiliyor. Ben mesela bu kitabı okurken taktiksel bir hata yaptım. Metroda, metrobüste  okumaya çalıştım ve sonuç olarak hikayeye odaklanmakta bir hayli sıkıntı yaşadım.
Kahramanımız Avusturya'lı bir burjuva. Ailesinden kalan para sayesinde hiç çalışmak zorunda kalmamış ve gününü gün etmiş. Ama bir gün ağır ağır öldüğünü fark ediyor. Artık hiçbir şeyden haz almadığını, her şeyi zorunluluk icabı yaptığını düşünüyor. Bütün tiyatrolar, konserler, i…

İçinden Deniz Geçen Şarkılar

Bülent Ortaçgil'e büyük bir aşk besleyen bir insan değilim. Ama yeni albümünün çok başarılı olduğunu okuyunca birkaç yerden ben de aldım. CD'yi alalı neredeyse iki ay oldu. Birkaç dinleme denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Yeterlik sonra belki sakin sakin iyi gelir dedim ama kafam o kadar doluymuş ki hiç anlamamışım. Sonra da kaldırıp bir kenara koydum. Geçenlerde iphonedaki müzikleri değiştirirken bunu da eklemek istedim. Nasıl yaptıysam iki kere Bulutsuzluk Özlemi eklemişim ama Bülent Ortaçgil'i eklemeyi becerememişim. En sonunda tekrar update ettim önceki gece şarkıları. Dün de flüt dersine giderken dinledim bütün albümü. Derse saat 5 gibi gittim. Yürüyerek gideyim bari dedim. Hava ılıktı. Akşam üstünün romantizmi vardı, kulaklarımda da muhteşem melodiler. Bütün parçalarda bir deniz özlemi, balıkçılar, adalar, su altı, balıklar....Yani her parçanın içinden deniz geçiyor. Tadımlık olarak dinleyin ve hemen bu CD'yi edinin bence.
Biterken karanfilli çay içiyorum. Mis gi…