Ana içeriğe atla

Trumbo

Merhaba;

Nasılsınız? 

Az önce izledim, hemen yazayım dedim. Sonra ülkede bir şeyler oluyor, araya girip yazamıyor insan. Ne fena.

Bu filmdeki çok önemli olayları bilmemem benim ayıbım olsun, umarım siz biliyorsunuzdur. 


ABD'de 2. Dünya Savaşı'ndan sonra SSCB ile giriştiği Soğuk Savaş döneminde bir komunist avı var. Sesini belki daha çok sinema dünyasında duyurmuş ama işçiler, öğretmenler gibi pek çok kesimden insanı etkilemiş bir av bu. Hatta Rosenberg çiftini idam etmişlerdir. Hollywood'da en büyük yansıması ise Hollywood Onlusu olarak bilinen 10 kişinin afaroz edilmesi, iş bulamaz hale getirilmesidir. Bu süreçte belki de en tanıdığımız ispiyoncu Elia Kazan'dır. İşte filmimiz de bu Hollywood kara listesi etrafında dönüyor.  Yazar Dalton Trumbo Hollywood'un en çok kazanan senaristlerinden birisiyken komunist olduğu için önce mahkemeye çıkartılıyor. Mahkemenin sorularını yanıtlamayı reddediyor. Örneğin komunist olup olmadıkları soruluyor. Oysa ABD Anayasası'na göre (yanlış biliyor olabilirim, hukuk karmaşık zira) kimse sizi düşüncelerinizi açıklamaya zorlayamaz. Bu sebeple soruyu cevaplamıyor. Bir de zaten mahkeme dediğiniz şey de belli ki tezgah. İsimler çok önceden kapalı kapılar ardındaki itirafçılardan alınmış. Elia Kazan'da aynı şeyi iddia etmiş. Kimi aradıklarını biliyorlardı, sadece yüksek sesle söyleyip bunu bitirecek birine ihtiyaçları vardı diyorlar. Trumbo sonuç olarak hapse de atılıyor ve 11 ay hapiste kalıyor. Oysa belki de hapiste kalmak çıkmaktan daha kolaydır. Çıktığı zaman artık kimse ona ve arkadaşlarına iş vermez durumdadır. Trumbo'nun 3 çocuğu var. Başka herkesin de kendi çapında dertleri var tabi. Kiminin sağlık sorunu, kiminin eşi ile problemleri. ABD'de bugün bile komunist olarak damgalanmak çok kötü bir şey olabilir, o günleri düşünemiyorum bile. 
Sonuç olarak Trumbo hayatını idame ettirmek zorunda ve bunu da ancak çok çok kötü filmlere takma adlarla senaryolar yazarak yapabiliyor. Hatta daha sonra arkadaşları da ona katılıyor ve Hollywood kara listesini sanki dalga geçer gibi kırıyorlar. Ama tabi ki Kirk Douglas'ın getirip Spartacus senaryosunu Trumbo'ya teslim etmesi ve ona sonuna kadar güvenmesi çok önemli bir etken. 

Bir gün Trumbo'nun büyük kızı diyor ki hangi komplo teorisini, hangi suçunuzu ispatladılar? Yaptıkları tek şey başkalarını tehdit ederek çalışma haklarınızı elinizden almaları. İşte o zaman Trumbo yazdığı senaryolara sahip çıkmaya karar veriyor. ve evet diyor, Roma Tatili'ni ben yazdım, The Brave One'ı da ben yazdım. Ve siz Akademi olarak bunlara ödül verdiniz. 

Beni en çok üzen şey şu oldu: Güçlü olan kendinden farklı olanı hep eziyor ve söylemler de hep aynı. Mesela bir protestoda adamın elindeki pankartta şöyle yazıyor: "The good communist is dead communist" Bilmem tanıdık geldi mi? John Wayne bunlara artistlik yaptığında  Trumbo ben 2. Dünya Savaşı'nda savaş muhabiriydim sen nerdeydin peki diyor. Haa hatırladım, stüdyoda burnuna pudra sürüyordun diyor. Bu adamlar komunist diye bağırıp duran senato üyesi vergi kaçakçılığından hapse giriyor. Ve daha pek çok şey esasında sinirinizi bozuyor. 1950lerdeki lafların hepsini bugün de birebir duyuyorsunuz. Yani insan oğlu/kızı bir adım bile ileri gitmiyor. Zaten bugün de radyoda Metehan aynı şeyi söyledi: İnsan olmayı ne sanıyoruz bilmiyorum, insan olmak iyi bir şey değil ki dedi. Düşünmeye değer bir yaklaşımdı bence. 

Film sonunda gene de "ulan hala umut var be" dedirtiyor insana. Oyunculuklar güzel, senaryo güzel. Filme başlarkan ay 2 saatmiş kim izleyecek şimdi dedim ama zaman nasıl geçti anlamadım. Bir de King'in Trumbo'yu işten çıkarması için yanına gelen adama dalması vardı ki. Resmen içim,n yağları eridi, tekrar tekrar izlettirir kendini o sahne.

Filmle ilgili bir yazıya da şurdan ulaşabilirsiniz. Mesela acaba Arlen Hird kimmiş gerçekte? Güzel bir yaklaşım olmuş ben beğendim. 

Siz neler izliyorsunuz bu aralar?  


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim.
Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım.

Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına resim dersleri v…

Kumaş-Gelinlik-Gelinlikçi

Şimdi efendim biliyorsunuzdur belki, ben yakında evleneceğim. O yüzden de pek tabi ki bir gelinliğe ihtiyacım var. Taa Ocak ayıydı, annem İstanbul'a gelmişti. Ben de fırsat bu fırsat deyip Pronovias, Vakko, Beyaz Butik ve Weddies'den randevular almış, çeşitli gelinlikleri giyip çıkarmıştım. Hiçbir şey tam olarak içime sinmemişti. Gelinlikle ilgili genel sorunum kuyruklar, uzun duvaklar, danteller ve işlemeler. Yani esasında genele baktığımızda bu elbiseyle biraz sorunum olduğu aşikar. Neyse sonuç olarak birşeyler bulunmalı illaki. Sonra bir gün aradığım gelinliği buldum. Bulunca da bu çılgın arayış sona ermiş oldu. Ama sadece teoride. Çünkü gelinlik özel tasarımdı. Gidip bir yerden alamıyordum. Bunu da bir şekilde aştık, Uğur'un annesi ve teyzesi dikeceklerini söylediler. Geriye sadece tülü bulmak kaldı. Gelinliğin kumaşı değişik bir organzeden. Bu tür kumaşlar Eminönü ve Nişantaşı'nda satılıyormuş, öncelikle Eminönü'ne gittik. Ve sonuç olarak anladık ki bu kumaş …

Olağanüstü Bir Gece

Artık Zweig'ı çok sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum.  Kadıköy'e gidip İş Bankası yayınevine girince hep elimde en az bir Zweig ile çıkıyorum. Geçen gün de aynısı oldu, bir baktım Olağanüstü Bir Gece ve Yakıcı Sır'ı alıvermişim:)) Bir de zaten Olağanüstü Bir Gece'nin kapağı şu şekilde olunca almamak imkansızdı.

Zweig'in novellaları kısacık bir kitapta çok yoğun bir okuma hazzı sunuyor insana. Genelde aşırı yoğun da oluyor. Hani 70 sayfadan beklenmeyecek şekilde uzun sürüyor okumak. Hikayenin içine girmek zor olabiliyor. Ben mesela bu kitabı okurken taktiksel bir hata yaptım. Metroda, metrobüste  okumaya çalıştım ve sonuç olarak hikayeye odaklanmakta bir hayli sıkıntı yaşadım.
Kahramanımız Avusturya'lı bir burjuva. Ailesinden kalan para sayesinde hiç çalışmak zorunda kalmamış ve gününü gün etmiş. Ama bir gün ağır ağır öldüğünü fark ediyor. Artık hiçbir şeyden haz almadığını, her şeyi zorunluluk icabı yaptığını düşünüyor. Bütün tiyatrolar, konserler, i…