Ana içeriğe atla

Kalabalık Bir Kitap Listesi

Merhaba,

İşte o kadar çok bilgisayar ile çalışınca eve gelip hiç istemiyorum bilgisayar açmak. Okunanlar birikiyor, izlenenler bile birikiyor. Gene de yapamıyorum işte. Bir taraftan da Goodreads biraz tembelliğe itiyor insanı galiba. Orda okudukça kısacık da olsa yorum yazıyorum, sonra bloga eklemeye de üşeniyorum. Her neyse. Bugün biraz boş zamanım vardı, hadi dedim en azından şu kitaplara el atayım. İzlenen çok bir şey yok nasılsa bu aralar. Yazmasak da olur kabilinden:) Kronolojik yazmayacağım ama listemdeki en üstteki kitapla başlayacağım. 


1. Tesla'nın Kutusı - Samantha Hunt: Bu kitabı geçenlerde Uğur almış bana. Üzerinde Tesla görünce. Ne bilsin tabii çocuk:) Baya kötüydü. 1943 yılında, Tesla artık ömrünün son günlerini yaşıyor ve The New Yorker'da kalıyor. Louisa'da otelde kat görevlisi. Esasında açıkçası kitabın amacını hiç anlamadım. Louisa'nın babasının çok yakın arkadaşı zaman makinası yaptığını iddia ediyor. Louisa'nın hiç hatırlamadığı bir ilkokul arkadaşı olan Arthur ortaya çıkıyor. Tesla'nın mektupları, Edison ile ilişkisi, babası, sevgilisi, güvercinler derken kitap gerçek bir çorbaya dönüşüyor. İnanın zorla okudum. Yarım bırakmamak için, ama atladığım bölümler oldu. Hiç beğenmedim. Üzgünüm.


2. Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı - Nikola Tesla: İşte bu güzel bir kitaptı. Tesla'nın Aforizmaları. En azından onun kendi kafasına giriyoruz. Aylak Adam Yayınları bir kaç tane böyle aforizma kitabı çıkardı, hepsini alıp ufak ufak okumak istiyorum. Tabi ki Tesla benim için çok özel bir insan. Mesleğimin temeli kendisi. Kitapta altını çizdiğim bir sürü yer vardı. Gerçekten çok beğendim, şiddetle tavsiye ederim.

"Enerji elde etmek için yakıt kullanırsak sermayemizden yer ve onu hızla tüketiriz. Barbarlıktan farkı olmayan bu yöntem gereksiz israfa yol açar ve gelecek nesillerin hayrına bir an önce durdurulmalıdır." syf: 40

"Nefretiniz elektriğe dönüşebilseydi bütün dünyayı aydınlatmaya yeterdi" syf: 67


3. Kolera Günlerinde Aşk - Gabriel Garcia Marquez: Ben Marquez'i çok seviyorum. Bu kitap da yıllardır okumak isteyip bir türlü okuyamadıklarımdandı. Fermina Daza ve Florentino Ariza arasındaki aşkı anlatıyor diyebiliriz tabi ki. Sevmek, kavuşamamak, Güney Amerika'daki kolera salgınları ve tabi ki büyülü gerçeklik. Ama nedense bu sefer kitaba pek ısınamadım. Yüzyıllık Yalnızlık beni nasıl etkilemişti ama bu kitap böyle olmadı. Çok güzel ve heyecanlı başladım. Sonlara doğru sıkıldım. Fermina Daza'nın hareketlerini anlayamadım. Sanırım biraz da çeviriden sıkıldım ben. Şadan Karadeniz çok öz Türkçe kullanmıştı. Mesela bekaretlerini değil erdenliklerini kaybettiler. Böyle bir sürü kelime vardı, bazılarını bilmiyordum bile. Gerçekten de çok sıktı çeviri tercihi beni. Bu arada filmi de var. Onu da izledim. IMDB'de 6.4 puan almış ki bence hak ettiğini almış. Fena değildi diyelim ama bu sefer de kitabın havası kaybolmuş. Biliyorum bu kitap bir klasik ama beni o kadar da etkilemedi diyelim. 



4. Tek Kişilik Firar - Tevfik Uyar: Tevfik liseden arkadaşım. Alt dönemimdi. Kendisi bilim için çok önemli şeyler yapıyor. Türkiye gibi bir ülkede bilimi anlatmaya çalışıyor. Ve bir de bilim kurgu öyküleri yazıyor. Bu kitapta 3 tane ödüllü öyküsü ve başka öyküleri var. Bilim kurgu benim de yabancı olduğum bir dal esasında. Kitaptaki öykülerin hepsini beğendim. Minibüs Kolonu isimli öykü gerçekten de komikti. Uzaylılar Dünya'yı ele geçirmek için minibüsleri kullanıyorlar. Sonu da ayrı komikti. Ama en beğendiğim öykü kesinlikle Yüz Elli oldu. Voyager 1 uzay aracı ile ilgili bir öyküydü ve muhteşemdi. Tek Kişilik Firar'ı gerçekten tavsiye ediyorum. Arkadaşım diye kıyak geçmiyorum yani:)



5. Elveda Güzel Vatanım - Ahmet Ümit: Ben bu kitaba yanlış hatırlamıyorsam kışın başladım. Sonra bıraktım, baya sıkıldım çünkü. Bir yandan da her taraftan çok güzel eleştiriler geliyor kitapla ilgili. Kendisi de 550 sayfalık bir dev. Ben kitaba geri döndüm hem de zorlayarak kendimi. Açıkçası kitabın başları hayli sıkıcı. Selanikli Şehsuvar Sami ve Ester'in aşkında kayboluyorsunuz bir süre. Üstelik kitap Şehsuvar Sami'nin Ester'e yazdığı mektuplardan oluşuyor ve bu durumda okumayı hayli  zorlaştırıyor. Ama yaklaşık 200 sayfa kendinizi zorlarsanız sonrasında çok güzel bir kitap okuduğunuzu fark ediyorsunuz. Bu memleketin nasıl zor kazanıldığını, nasıl korunması gerektiğini, devlet kademelerinde ne gibi entrikaların hep döndüğünü görüyorsunuz. Kitap her ne kadar daha çok İttihak ve Terakki etrafında dönse de benim içimdeki Cumhuriyetçi ayaklandı. Çünkü bu Cumhuriyet kolaylıkla kurulmadı. Atatürk olmasaydı, İttihakçılar o mücadeleleri vermeseydi bugün neler olurdu düşünemiyorum. Güzeldi, gözlerimi doldurdu. 

"...sadece bu topraklarda yaşayıp da olana bitene sessiz kalınamayacağını anlatmak istiyorum." syf: 49



6. Eski Dünya Seyahatnamesi - İlber Ortaylı: "Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor" diyor İlber Hoca. Ve bize bir kısmı artık var olmayan ülkelerle ilgili bilgiler veriyor (Yugoslavya gibi) Kitabın eski yazılardan oluştuğunu sanmıştım ama pek de eski değiller. Esasında İlber Hoca'nın bizim bu ülkelerle ilişkilerimizi nasıl düzenleyeceğimize dair fikirleri de var, ve bence bir kısmında da çok haklı. Ama tabii kimse dinler mi? Kitabın dili de kolay anlaşılırdı. Tavsiye ederim. 



7. Yetenekli Bay Ripley - Patricia Highsmith: İtiraf edeyim bu serinin kabına vuruldum. Tom Ripley ABD'de yaşayan ve ufak tefek dolandırıcılıklarla geçinen genç bir adam. Zengin bir aile İtalya'ya giden oğullarını getirmesi için Tom'u ikna ediyor. Hesapta Tom İtalya'ya Dickie'nin yanına gidip ailesinin onu çok özlediğini anlatacak be New York'a geri dönmesini isteyecek. Ancak Dickie'nin yaşadığı "la dolce vita" Tom'u çok etkiliyor ve olaylar gelişiyor. Kitap bir ara çok durağanlaştı ama sonuna doğru olayın içine giren polisler, dedektifler ve Dickie'nin "sevgilisi" Marge sayesinde tekrar eski temposuna erişti. Serinin devam kitapları da var ama ben okur muyum bilemedim. Kitapta sevmediğim şey karakter çözümlemeleri oldu. Karakterler tam Amerikan tarzı ile yazılmıştı ve kimin neyi neden yaptığı pek iyi anlaşılmıyordu. O yüzden de kitabın temelini oluşturan olayların gerçekten neden olduğunu anlamak baya zorlu bir süreç oldu. Filminde Matt Damon, Gwyneth Paltrow ve Jude Law var ama henüz izlemedim. İtalya manzaraları için izlemek istiyorum açıkçası. 



8. Yarim Haziran - Can Dündar: Gelelim geçtiğimiz dönemin en güzel kitabına. Annem Eskişehir'de imzalatmış benim için sevgili Can Dündar'a. Kitap dört bölümden oluşuyor ve hepsi Can Dündar'ın mevsimler ve yaş dönümleri ile ilgili yazılarını içeriyor. Altını çizdiğim, sindirmeye çalıştığım pek çok yer oldu. Bir arkadaşım o kadar romantikliğe dayanamıyorum dedi ama galiba benim tam da ihtiyacım olan şeymiş bu. Özellikle 35 yaşı ile ilgili olan yazı, belki de yaklaştığımdan 35ime çok güzel geldi bana. Bu kitaba bayıldım. Lütfen siz de okuyun. 

" Güneşi görür görmez serenada ve barış türkülerine başladık. Vakti gelmeden açıldık geç kalmadan davranma telaşında. ..
Erkenmiş.
Kursağımızda kaldı bahar sevinçleri..." syf: 93


"Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir. 
Ve o dünyada en yerinde tercih, vazgeçiştir."  syf:112

Peki sizler neler okuduğunuz? Neler önerirsiniz? 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim.
Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım.

Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına resim dersleri v…

İçinden Deniz Geçen Şarkılar

Bülent Ortaçgil'e büyük bir aşk besleyen bir insan değilim. Ama yeni albümünün çok başarılı olduğunu okuyunca birkaç yerden ben de aldım. CD'yi alalı neredeyse iki ay oldu. Birkaç dinleme denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Yeterlik sonra belki sakin sakin iyi gelir dedim ama kafam o kadar doluymuş ki hiç anlamamışım. Sonra da kaldırıp bir kenara koydum. Geçenlerde iphonedaki müzikleri değiştirirken bunu da eklemek istedim. Nasıl yaptıysam iki kere Bulutsuzluk Özlemi eklemişim ama Bülent Ortaçgil'i eklemeyi becerememişim. En sonunda tekrar update ettim önceki gece şarkıları. Dün de flüt dersine giderken dinledim bütün albümü. Derse saat 5 gibi gittim. Yürüyerek gideyim bari dedim. Hava ılıktı. Akşam üstünün romantizmi vardı, kulaklarımda da muhteşem melodiler. Bütün parçalarda bir deniz özlemi, balıkçılar, adalar, su altı, balıklar....Yani her parçanın içinden deniz geçiyor. Tadımlık olarak dinleyin ve hemen bu CD'yi edinin bence.
Biterken karanfilli çay içiyorum. Mis gi…

Kumaş-Gelinlik-Gelinlikçi

Şimdi efendim biliyorsunuzdur belki, ben yakında evleneceğim. O yüzden de pek tabi ki bir gelinliğe ihtiyacım var. Taa Ocak ayıydı, annem İstanbul'a gelmişti. Ben de fırsat bu fırsat deyip Pronovias, Vakko, Beyaz Butik ve Weddies'den randevular almış, çeşitli gelinlikleri giyip çıkarmıştım. Hiçbir şey tam olarak içime sinmemişti. Gelinlikle ilgili genel sorunum kuyruklar, uzun duvaklar, danteller ve işlemeler. Yani esasında genele baktığımızda bu elbiseyle biraz sorunum olduğu aşikar. Neyse sonuç olarak birşeyler bulunmalı illaki. Sonra bir gün aradığım gelinliği buldum. Bulunca da bu çılgın arayış sona ermiş oldu. Ama sadece teoride. Çünkü gelinlik özel tasarımdı. Gidip bir yerden alamıyordum. Bunu da bir şekilde aştık, Uğur'un annesi ve teyzesi dikeceklerini söylediler. Geriye sadece tülü bulmak kaldı. Gelinliğin kumaşı değişik bir organzeden. Bu tür kumaşlar Eminönü ve Nişantaşı'nda satılıyormuş, öncelikle Eminönü'ne gittik. Ve sonuç olarak anladık ki bu kumaş …