Ana içeriğe atla

Bahar Depresyonu

Artık iyiden iyiye ikna oldum, ben gerçekten de bahar depresyonu yaşıyorum hem de her sene. Evet güneş beni çok mutlu ediyor ama genelde şu Nisan ayında hep zorlanıyorum. Her güne bugün farklı olacak diye başlıyorum ama genelde olmuyor. Günle başa çıkmakta zorlanıyorum, hayatla başa çıkmakta zorlanıyorum esasında. Yataktan çıkıp insanların içine karışmak istemiyorum mesela. Birisiyle konuşmak zorunda kalacağım diye ödüm kopuyor. Yorganı kafama çekip evin içindeki sesleri dinliyorum, mutfak boşsa mutfağa koşuyorum. Bahçeden ses geliyorsa ön kapıdan kaçıyorum. Bunun sebebi ne? Bir kişiye günaydın bile dememek. Asosyallikten ölücem bir yandan da. Türkiye'de baharlarda çok zorlanıyorum ama en azından arkadaşlar iyidir. 

Uyku ile bir sorunum var. Normal hayatta erken yatıyorum işe gitmek için falan ama mesela burda sabah 8de işte olmak zorunda olmadığım için erken yatmıyorum. Bu her zaman böyleydi. Uykuyu severim ama sabah kalkmak zorunda değilsem, gece ayakta olmayı tercih ederim. En sevdiğim şey sabah uykusu ne yapayım. Dün gece de gene uykusuz geçti. 1.5ta yattım, 3e kadar uyuyamadım. Biraz müzik dinleyeyim dedim, baktım 1.5 saat dinlemişim. Lisede de böyleydi, yatardım kulağımda walkmanle. Bir de kaset dinle de, diğer tarafta sussun değil mi? Yok radyo dinlerdim ki sabaha kadar beynimin içinde yankılansın. Neyse, dün gece de aynısı oldu. Şu depresif playlistimi sizle de paylaşayım dedim. 

1. 

Sevdaluk diye bir dizi var ya, onu izliyordum. O yüzden de Kazım Koyuncu ile başladım.

2. 

Sonra Ahmet Kaya geldi. Bu şarkısı bana hep Beyrut'u hatırlatıyor. Şehirlere bombalar yağardı her gece biz durmadan sevişirdik lafını hiç yadırgamadığımıyorum.  Başka bir savaş görmemiş gibi sanki, sadece Beyrut geliyor. 

Lübnan'lılar savaş döneminden bahsetmek istemiyorlar, çünkü onlar için savaş diye bir dönem yok. olaylar diyorlar. O kadar uzun sürmüş ki, savaş deseler kabullenemeyecekler sanki. mesela Byblos'a bombalar düşerken biz şehirde normal bir hayat sürüyorduk. Ertesi gün Byblos'ta insanlar denize girerken biz sığınaklara kaçıyorduk diyorlar. O yüzden de şehirlere bombalar düşerken sevişmek sanki en normal şeymiş gibi geliyor bana. yarına bile çıkacağın belli değilken, her nefesini son nefesinmiş gibi alırken, sevgilinin elini her tutuşun sonmuş gibi hissettirirken evet savaş döneminde yapılacak tek şey sevişmektir belki de.

3. 

Sonra Harun Tekin geldi.

4. 

Arada bunu izledim.

5. 

Karadeniz'den devam ettim.

6. 

Çok mu depresif oldum bir durayım dedim ama olmadı.

7. 

Gülbeyaz'ı izlerken hep bu şarkı tüylerimi diken diken ederdi. Bir de buna denke geldim. Sonra sahnenin orjinalini izledim.

8. 

Nejat İşler diyorum, başka bir şey demiyorum. İyi olsun.

Bir kaç şey daha dinledim tabii, sonra neden uykun kaçtı? Kaçar tabii. 

Biliyorum bu depresif durum devam edecek. 

Sevgiler. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

Yeni Yıla ve Eski Yıla Dair

Merhaba; Uzun bir süredir kendimde değilim biliyorsunuz. Doktora yapmak dertli bir süreç, özellikle de yeterlik sınavı denilen sınav nedeniyle. Ne yazık ki eğitim sistemimiz insanları sürekli elemek üzerine kurulu. Sürekli sınavlardan geçmezsek kendimizi asla yeterli bulmuyoruz. Yeterlik sınavı da bir değil iki değil tam üç aşamalı bir sınav. sonuç olarak günümü geceme katarak çalıştığım bu sınavdan, burada bahsetmek istemediğim bir takım şeyler sonucunda kaldım ve yetersiz bulundum. Şimdi Mayıs ayında yapılacak sınava çalışmak durumundayım. Neyse ki gene yalnız değilim. Bu nasıl bir teselli bilmiyorum ama, sınava beraber girdiğimiz üç arkadaşım daha benimle beraber.  Şimdi biraz ara verdim. Bir tane daha endüktans, devre görecek halim yok. Kusucam yani. Bir müddet çalışmayı hiç düşünmüyorum.  Peki bu elimdeki süreyi nasıl değerlendirmeliyim? Öncelikle evle ilgili yapmak istediğim pek çok şey var. Bunların başında da resimlerin ve fotoğrafların duvarlara asılması, düğün foto...

2012 Dilekleri

Merhaba; Zorlu bir sene geçirdik. Depremler, terör olayları, ekonomik sarsıntılar, diğer ülkelerle yaşanılan sorunlar ve ufak ufak patlak veren iç savaşlar.... Evet 2011 pek parlak değil, 2012 nasıl olacak bilemiyoruz da. Ama umut ediyoruz ki iyi olsun. Pek çok güzel şey var istenilen, temel hepsi esasında sağlık ve mutluluk gibi. Peki benim kendi çapımda özel olarak istediklerim neler:) Teknolojik aletlerin gerisinde kalmayı sevmiyorum, iphone, ipad istiyorum. Artık benim param yetince kaçıncı versiyonları olursa o kadar versiyonlarından. Bir de laptopım öldü. Bu kadar apple ürününden sonra o da bir mac book pro oluversin değil mi? Pasaportuma yeni vizeler vurulsun ben yeni yeni ülkelere gideyim istiyorum. Hedeflerimin arasında Beyrut öncelikli. 2011de yaz tatillinde pek gezemedik Uğur izin alamadığı için. Bu sene bu açığı kapatabilmek istiyorum. Hatta öyle ki şöyle bir iki ay deniz kıyısında kalmak istiyorum. Her kadın gibi 5 kilo vermek istiyorum. Her kadın gibi o ayakk...