Ana içeriğe atla

And After All....

Merhaba;


Kısa bir özet mi geçeyim? Yok, geçmeyeceğim. en son Mayıs'ta yazmışım. O zamanlar kişisel bunalımlarım o kadar önemliymiş ki. Hayır şimdi de daha az önemli olduğundan değil, sonuçta bu hayatı ben yaşıyorum, ben bunalıyorum. Ama geri dönüp Mayıs'tan beri olanlara baktığımda vay anasını diyorum. Gerçekten de vay anasını. Ve her gün bu nidaya yenileri katacak olaylar oluyor. Örneğin bayramdan beri ODTÜ'de yaşadıklarımızı aklım almıyor. Ne yazık ki size yalan söylediler. Yol medeniyet demek değildir. Yol bir anlamda medeniyettir evet ama eğer ki ağaçları kesiyorsan yol yapmak için orda bir sıkıntı var. Mesela nedense kışın kar yağdığında aylarca ulaşamadığımız Doğu köyleri var değil mi? Onlara gelince yol medeniyettir denmiyor. Ne? Ama çok kar yağıyor bla bla bla mı? Dostum Norveç'e kar yağmıyor mu? Oralarda kışın hastanelere gidemeyip ölen insanlar mı var? At arabalarının tepesinde doğuma giden kadınlar? Yollarda ölenler? Kanada mı? Bak ordaki durum çok farklı. Orada yol olmadığı için kışın evden çalışabiliyormuşsun. Zavallılar daha medenileşmemişler ki. 



Doğaya yapılan bu saldırıyı anlamıyorum açıkçası. Başta nükleer olmak üzere enerji üretmek için kullandığımız her tür santral. Bakın yenilenebilir enerji santralleri de buna dahil. Neden? En olmayacak yere kurmayı başarıyoruz da ondan. Köyün merasına rüzgar santrali, o çok sevdiğimiz turistik mekanlarımızın ortasına HES'ler.... Sonra siyanürle altın aramak, güzelim dağları taş ocağı madenlerine çevirmek.... Bunlar hep milli sporumuz. İnat ediyoruz, daha ne kadar zarar verebiliriz diye çabalıyoruz. Doğa bize daha ne kadar katlanabilir? Bilmiyorum. Doğa kendisine ait olmayan her şeyi kusuyor. Örneğin Karadeniz sahil yolunu yaptınız ne oldu? Dolgu yol, her ilkbaharda aşırı yağmurlarla çöküyor. Çılgın Karadeniz diyor ki siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz, bende size verecek bir parça bile kıyı yok. Her sene geri alıyor, her sene yeniden yapılıyor. Örneğin Maltepe'de denizi o kadar doldurdular ki, şöyle denizin sakin olduğu bir günde, kondisyonu fena olmayan bir insan sanki adaya kadar yüzebilirmiş gibi geliyor artık bana. Rivayet odur ki, Ataşehir'den çıkan hafriyatı ne yapacaklarını bilememişler. Merak etmeyin, er ya da geç, deniz intikamını alacaktır. Doğa intikamını alacaktır. Binlerce yıldan beri dönüyor dünya, binlerce yıldır doğa hep değişim gösteriyor. Bir zamanlar tek bir kıta olan karalar parçalandığına göre, bir gün bir araya da gelmeye karar verebilirler. Bilinmez.



Garip bir kitap okuyorum. Esasında gariplik şudur ki okuduklarım, düşüncelerimin üzerine cuk oturdu diyebilirim. Hayır doğa felsefesi falan okumadım. Esasında onu da okudum azıcık ama bu yazının konusu o değil. Bu yazının konusu gene Jules Verne. Üç tane fantastik hikayesinin toplandığı kısacık bir kitap: http://www.ithaki.com.tr/jules-verne-kitapligi/edom-frrit-flakk-humburg-jules-verne-kitapligi-23.htm

Edom'u okudum henüz ve işte, üst üste geldi düşünceler. Keşke yaşasaydı da bugünleri görseydi dedim. Nasıl da hep aynıyız, hep iğrenciz, çünkü insanız. 


Haydi sizi kitapla baş başa bırakayım. sonra görüşlerinizi bildirin. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim.
Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım.

Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına resim dersleri v…

İçinden Deniz Geçen Şarkılar

Bülent Ortaçgil'e büyük bir aşk besleyen bir insan değilim. Ama yeni albümünün çok başarılı olduğunu okuyunca birkaç yerden ben de aldım. CD'yi alalı neredeyse iki ay oldu. Birkaç dinleme denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Yeterlik sonra belki sakin sakin iyi gelir dedim ama kafam o kadar doluymuş ki hiç anlamamışım. Sonra da kaldırıp bir kenara koydum. Geçenlerde iphonedaki müzikleri değiştirirken bunu da eklemek istedim. Nasıl yaptıysam iki kere Bulutsuzluk Özlemi eklemişim ama Bülent Ortaçgil'i eklemeyi becerememişim. En sonunda tekrar update ettim önceki gece şarkıları. Dün de flüt dersine giderken dinledim bütün albümü. Derse saat 5 gibi gittim. Yürüyerek gideyim bari dedim. Hava ılıktı. Akşam üstünün romantizmi vardı, kulaklarımda da muhteşem melodiler. Bütün parçalarda bir deniz özlemi, balıkçılar, adalar, su altı, balıklar....Yani her parçanın içinden deniz geçiyor. Tadımlık olarak dinleyin ve hemen bu CD'yi edinin bence.
Biterken karanfilli çay içiyorum. Mis gi…

Kumaş-Gelinlik-Gelinlikçi

Şimdi efendim biliyorsunuzdur belki, ben yakında evleneceğim. O yüzden de pek tabi ki bir gelinliğe ihtiyacım var. Taa Ocak ayıydı, annem İstanbul'a gelmişti. Ben de fırsat bu fırsat deyip Pronovias, Vakko, Beyaz Butik ve Weddies'den randevular almış, çeşitli gelinlikleri giyip çıkarmıştım. Hiçbir şey tam olarak içime sinmemişti. Gelinlikle ilgili genel sorunum kuyruklar, uzun duvaklar, danteller ve işlemeler. Yani esasında genele baktığımızda bu elbiseyle biraz sorunum olduğu aşikar. Neyse sonuç olarak birşeyler bulunmalı illaki. Sonra bir gün aradığım gelinliği buldum. Bulunca da bu çılgın arayış sona ermiş oldu. Ama sadece teoride. Çünkü gelinlik özel tasarımdı. Gidip bir yerden alamıyordum. Bunu da bir şekilde aştık, Uğur'un annesi ve teyzesi dikeceklerini söylediler. Geriye sadece tülü bulmak kaldı. Gelinliğin kumaşı değişik bir organzeden. Bu tür kumaşlar Eminönü ve Nişantaşı'nda satılıyormuş, öncelikle Eminönü'ne gittik. Ve sonuç olarak anladık ki bu kumaş …