31 Ekim 2010 Pazar

Penti



Penti son bir kaç senedir özellikle elbise ve etek modasının yayılmasıyla sıkça uğradığım dükkanlardan birisi haline geldi. Üstelik çorap artık sadece bir zorunluluk olmaktan çıktı, elbiseyi bütünleyen önemli bir aksesuar halini aldı. Geçen sene Penti'nin simona isimli çorabını çok severek giymiştim. Hem çok yumuşak bir dokusu vardı, hem de çok zor yırtılıyordu. Krem rengi favorimdi. Ama en son elimde kalan çorabın da çizmem yüzünden yırtıldığını görünce atmıştım. Penti ne yazık ki bu sene Simona'yı yeniden çıkarmadı.
simona
İlkbahar kreasyonunda da Deborah isimli çok güzel bir çorap vardı. Hemen aldım, ama Simona kadar yumuşak bir dokusu yoktu, üstelik kaşındırıyor ama görünüşü yüzünden baya uzun süredir giyiyorum.
Deborah
Bu sene çıkan çoraplardan ise Belle ve Estel'i aldım. İlk önce Belle'yi aldım. Çorabın ilk sıkıntısı dönmesi. Deseni bacağın üstüne doğru dönüyor. ÜStelik bu sorunu sadece ben yaşamadım, arkadaşım da yaşadı. Bir kaç kere giydim, yırtıldı, kaçtı, delindi. Açıkçası çorabın kalitesinden memnun kalmadım.
Belle
Son hayal kırıklığını ise Estel'le yaşadım. İkinci giyişimde iplerinin olduğu yerden kaçtı. Üstelik dokusu o kadar sert ki yukarı çekmeye korkuyor insan.

Estel

İnce çorapları ise aynı dertten muzdarip bence. Eskiden defalarca giydiğim ice çoraplar, şimdi en fazla iki kere giyilebiliyorlar.

Penti güzel tasarımlarıyla kalbimi fethetmiş olsa da, bu sene aldığım bir kaç çorabın kalitesizliği ile artık iki kere düşümeme sebep oldu. Hem fiyatları çok yüksek, hem kalitesini bozdu. Çok çok güzel bir reklam çekmişler ama en iyi reklamın kullanıcılardan olduğunu da unutmuşlar sanki. Umarım bu yazı ile bir miktar dikkat çekmeyi başarabilirim. Şimdi yeni ilgi noktamda Calzedonia var. Nasılsa fiyat olarak Penti ile neredeyse aynı düzeydeler. Bir de İtalyan çoraplarına bakalım diyorum. Siz ne dersiniz?

Ayrıca not: Blogger hala yazıların rengini değiştirmiyor mu bir tek ben mi beceremiyorum bunu?


28 Ekim 2010 Perşembe

Akdeniz Heykeli


Günaydın;
Eski bir tartışma belki ama Levent'te Yapı Kredi'nin her önünden geçtiğimde bu heykeli gördükçe içim acıyor. Çocukluğumda anlamamıştım, şimdi Akdeniz'i gördükçe içim acıyor. Dalga dalga, köpük köpük tuzlu bir kadının, Levent'in kornalarının ve egzoz dumanının arasında kalmasına çok üzülüyorum.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Bir Gün Tek Başına


Merhaba;

Bazı şeyler vardır hani, anne babanız çok sevdiği için bile uyuzluğunuzdan fikriniz olmadan sevmezsiniz bile. Vedat Türkali biraz öyleydi beni için. Neyseki bu inadımdan çok çabuk vazgeçtim, ve her yerde duyduğum son kitabı YALANCI TANIKLAR KAHVESİ ile tanıştım kendisi ile. Okuduğum zaman ise hayran kaldım. Muhsin'in kendisini toplumda hiçbir yere yerleştirememesiyle kendimi çok özdeşleştirdiğim için belki de. Kitabı bir solukta bitirdim, yıllardır Vedat Türkali okumadığım için de utandım. Birkaç ay sonra, idefix'teki büyük indirimle Vedat Türkali'nin bütün kitaplarını aldım, o günden beri de sırayla okuyorum kitaplarını. KAYIP ROMANLAR ve MAVİ KARANLIK'ın ardından bu aralar da BİR GÜN TEK BAŞINA'yı okuyorum. KAYIP ROMANLAR'da birazcık sıkıldım, konunun akışı çok güzeldi ama kahramanların her öğünde neler yediği, günde kaç kere tuvalete gittiği gibi detaylar bile vardı ve sürekli tekrarlanıyordu, biraz sıkıntı yarattı. Mavi Karanlık ise bence muhteşem bir Bodrum panoraması, ve Türkiye aydını betimlemesiydi.

Şimdi gelelim Bir Gün Tek Başına'ya. Bir kere Bir Gün Tek Başına Vedat Türkali'nin ilk romanı. Kitap 1959 senesinde geçiyor, tabi ki bizim tasavvur bile edemediğimiz bir geçmiş. Eski öğretmen, kitapçı Kenan ve çevresinde geçen olaylar tabi ki 1959un politik çevrelerine de ulaşıyor. Bir taraftan o günkü ortam, diğer taraftan da Kenan'ın kişisel bunalımları, Günsel'e olan aşkı, karısından kopuşu anlatılıyor. Kenan daha önce bir kere gözaltına alınmış, korkmuş, politika ile ilgilenmeyi bırakmış. Evlenip çocuğu da olunca korunaklı bir hayat sürmeye başlamış. Ancak bir gece bir lokantada tanıştığı Günsel ile hayat değişiyor. Bir yandan yasak bir ilişkiye giriyor, öte taraftan da politik olaylarla ilgileniyor. Buraya kadar ne konusunda bir sıkıntı var, ne karakterlerde. Ancak kitap o kadar uzun ki, karakterle bana sıkıntı vermeye başladı. 720 sayfa yanlış hatırlamıyorsam. Şimdi uzun kitap okuyamıyor musun diyebilirsiniz, öyle birşey tabi ki yok. Ama sıkıntı şurdan kaynaklandı. Kenan'ı çözümledik, Günsel'i çözümledik, Kenan'ın karısı Nermin'i onun anlattığı kadarıyla tanıdık. Olaylar devam ediyor, 1980e kadar etkileri süren siyasi hareketlerin başladığını görüyoruz, bu sırada karakterlerin iç konuşmaları hiç susmuyor. Oysa artık karakterleri tanıdığım için zaten nerde ne düşüneceklerini bilebiliyorum bu yüzden de kitap sonlarına doğru bu karakter çzöümlemeleri ben de sıkıntı yaratmaya başladı. Henüz kitabı da bitirmedim. Sözlükte biraz araştırma yaptım herkes sonu muhteşemdi diyor. 200 sayfa civarında birşeyler kaldı, sonunda muhteşem birşeyler olacağına olan inancımı kaybettim ama, kitapları yarım bırakmaktan hoşlanmıyorum. Hele Vedat Türkali kitabını hiç.

Bir Gün Tek Başına'dan sonra Güven kaldı sadece sırada. O da kendisi için uygun zamanı bekliyor.

6 Ekim 2010 Çarşamba

TCDD

İşe gidiş geliş rotam değişti, artık her gün, günde iki kere banliyö kullanmak durumundayım. İstasyonlardaki güvenlik görevlilerini anlıyorum tabi ki, ama çok uzun süredir şöyle şapkalı, düdüklü, lacivert takım elbiseli bir kondüktör görmedim sanırım. Güvenlik görevlilerinin arkadında "özel güvenlik" yazan çirkin formalarının yanında kondüktörlerin takım elbiseleri ne kadar da inceydi.


4 Ekim 2010 Pazartesi

Kedi

Uğur'la kedi olsak nasıl oluruz diye konuşuyorduk. Bence Uğur aşağıdaki gibi bir kedi olurdu. O da benim yukarıdaki gibi şaşkın bir kedi olacağımı söyledi:)


Gökkuşağı


Bu sabah gördüğüm gökkuşağını gören herkes mutlu oldu mu?

Güne ve haftaya güzel bir başlangıç.

İkonlar



Sevgili okuyucu,

Öncelikle iyi geceler.

Dün Uğur'la yürürken Arko traş kreminin sakllaı adamını gördüm bir berberin tabelasında, bugünse Monami pastel boyalarını. Aklıma çok uzun süredir görmediğimiz ikonları bir araya toparlamak geldi.

Sizin aklınıza neler geliyor?