29 Temmuz 2012 Pazar

Güzellik Üzerine

Merhaba;


Bu sıcaklarla nasıl baş ediyorsunuz bilmiyorum ama ben edemiyorum şahsen. Sıkıntı halindeyim. Bir de işim o kadar çok ki, hangisine yetişeceğimi şaşırdım. Onu yaz, bunu oku derken ensemde boza pişme kıvamına geldim. 


Bu yazıyı yazmak için de biraz bekledim açıkçası. Yaklaşık bir ay kadar aldığım ürünleri test edeyim sonra yazarım dedim. İyi bir karar verdiğimi de düşünüyorum. 


Üniversitede 3. sınıftan beri geçmek bilmeyen sivilcelerim var. İşe başlayana kadar da yanaklarımda olmasa da alnımda hayli çoktu sivilcem. Nedense hiç doktora gitmedim. Heralde annem teşvik etmediği içindir. Doktora gitmekten de ölesie korkuyordum zaten. Sivilcelerim sonradan azaldı ama gene de asla tamamı geçmiyor. Neredeyse her zaman yüzümde bir tane sivilce oluyor. Tabi ki bir sivilceye şükür de diyorum. Bu süreçte pek çok ürün kullandım. En çok parayı sanırım Clinique'in 3 adım serisine verdim. Serinin işime yaramadığını anlamakta çok zorlandım. Bir de yüzümdeki bir kaç leke için gene Clinique'in Even Better Clinical ürününü kullanmıştım. Kendisi hayli pahalı bir üründü ve hiçbir işe de yaramadı zaten. Bu yüzden de uzun süredir sadece defne sabunu, soğutulmuş yeşil çay ve Nivea nemlendirici kullanıyordum. Ama geçtiğimiz ay gene de bir doktora görünmeye karar verdim. Doktorun önerisi tabi ki Rouccutane oldu ama benim o kadar yaygın bir sivilce sorunum yok. Zaten yaz aylarında bu ilacı kullanmak zor oluyor, kullanmaya karar verirsen Eylül gibi başlarız dedi. İlacın o kadar çok yan etkisi var ki sivilce sorunum gerçekten de vücuduma ve yanaklarıma yayılmadıkça bu ilacı kullanmayı istemem. İnternette ilaçla ilgili pek çok yorum var, merak ederseniz ufak bir Google araması yardımcı olacaktır. Ama kullanan ve çok memnun olan arkadaşlarım var, sorununuz büyükse hemen doktorunuza başvurun derim. Öte taraftan dışardan yapılan müdahalelerle çok büyük başarı kazanılamadığını da söyledi bana. La Roche Posay, Avene,gibi dermokozmetik ürünlerden bahsetti. Bu arada bir antibiyotik ve birkaç kremde verdi esasında. Ama antibiyotiklerinde kısa bir süre başarılı olduğunu söyledi. Bu yüzden de ben bu ilaçların hiç birisini kullanmadım. Sonuç olarak ben kendimi eczaneye attım. Zaten uzun süredir Avene denemek istiyordum. Akneye meyilli ciltler için olan serisini aldım. 
Temizleyici: Ben esasında jel temizleyicileri çok sevmiyorum, daha çok sabunları seviyorum çünkü çok güzel köpürüyorlar. Ama bu üründe sabun gibi köpürüyor. hatta arındırmak hayli zor oluyor o yüzden çok azı bile yeterli bir temizlik sağlıyor. 
Tonik: Eczanede tonik almanıza gerek yok dedNemlendiriciiler, ki esasında satın alabileceğiniz herşeyi satar kozmetikçiler. Şaşırdım demesen yalan olur. Ama ben seviyorum aldım o yüzden de. Clinique'in toniğini hiç kullandınız mı bilmiyorum ama aşırı alkollü olduğu için inanılmaz temizler cildi. Heralde benim cildimi de yaktı o alkol, işe yaramadığına göre:) Bu tonikte aynı o seviyede bir temizlik sağlıyor. Sanırım alkol içermiyor ki cildim yanmıyor.

Nemlendirici: 40 ml olmasına rağmen yoğun dokusu nedeniyle uzun süre gidebilecek bir ürün. Gece ve gündüz aynı kremi verdiler. Nemlendirişi güzel, ama mesela Nivea2nın da nemlendirişi güzeldi. Aralarında nasıl bir fark var bilemiyorum tabii. 


Termal Su: Bu ürünü bloglarda falan okuyordum ama kimsenin tam olarak ne işe yaradığını anlatabildiğini düşünmüyordum. Daha küçük bir boyunu aldım ben çantamda gezdiriyorum. Yüzünüze su çarpmak gibi oluyor. Hafif bir ferahlık veriyor. Makyajınız bozulmuyor. Ben en çok deniz kıyısında sudan çıkınca kullanmayı sevdim. Tuzlu sudan arınıyor yüzünüz. Haa çok lüzumlu mu? Hayır. Bir parça içme suyuyla yüzünüzü güzelce yıkarsanız da olur. Ama en küçük boyu 12 lira gibi bir fiyata satılıyor. Pahalı değil, eğlenceli bir ürün. Gene alırım bitince.

Sonuç olarak sabah akşam kullanım sonunda Avene'den memnun kaldığımı söyleyebilirim. Sivilcelerimin daha çabuk iyileşmesini sağlıyor. Üstelik daha az sivilce çıkarıyorum ama bu ürünlerle mi ilgili yoksa yaz mevsimi ile mi ilgili bilmiyorum.

Göz çevresi kremlerini de bıraktım, artık sadece buğday yağı kullanıyorum gözlerim için. cildi geriyor, güzel bir etki yaratıyor. Zaten yaşım henüz anti aging ürünleri için genç. Her ne kadar her parfümeriye gittiğimde aa 24 yaşından beri kırışık karşıtı krem kullanılmalı deselerde ben buna inanmıyorum. Zaten kozmetik ürünlerin internet sitelerinde bile anti aging için 30-40 yaş veriliyor. Bizim "güzellik uzmanı" arkadaşların bu basit detayı bile görmezden gelerek bize satmaya çalıştıkları ürünleri düşününce sinir oluyorum zaten.

Bir de önceki gün marketten Rebul'un yaseminli kolonyasını aldım. Nasıl bayık bir yasemin kokusu. Ama ne kadar güzel. Kolonya değil de hafif bir parfüm gibi. Çok beğendim. Keşke fısfıslı bir şişede satsalar, kullanımı daha kolay olur. Hayli kalıcı üstelik, sabah sürünce akşam hala kokusu üzerimde oluyor. O yüzden de elime sürme fikri hoşuma gitmedi sadece.
Son olarak bir de asetonlarla ilgili birkaç satır yazayım. Yıllardır Flormar aseton kullanıyorum. Çok memnunum. Ama zaman zaman markette bulmak zor olduğu için marketteki asetonlardan da alırım. Son aldığım aseton olan Şelale Aseton resmen tırnaklarımı sapsarı yaptı. Bir daha asla almam. 

Herkese iyi haftalar diliyorum. 

  

10 Temmuz 2012 Salı

Tuborg GoldFest'in Ardından veya Bu Hafta Dinlediklerim-6

Merhaba;

Bu uzun başlıktan sonra, üzerinden çok zaman geçmeden size Tuborg GoldFest'i yazmak istedim. 4-6-7 Temmuz'da ParkOrman'da yapılan konserler zincirinde heavy metal veya rock karar veremedim müziğin önde gelen isimleri İstanbul'a geldi. 2 sene önceki Sonisphere'i kaçırdık, bu sene ben Guns'n roses dinlemek istiyordum. Uğur'sa Evanescence. Hatta tek kombine alalım bir gün birimiz öteki gün diğerimiz gitsin diye geyik bile yaptık. Bence festivalin en büyük handikapı iki gününün hafta içi olmasıydı. Üstelik organizasyonda bir takım sıkıntılar vardı, örneğin ikinci gün Apocalyptica'yı dinleyemedik çünkü biz henüz işten çıkamadan onlar sahneden inmişlerdi, ki bu bence festival devam edecekse organizatörler bunu göz önüne almalı. Sonuçta Şebnem Ferah Türkiye'de her zaman her yerde dinlenebilir ama Apocalyptica her zaman her yerde dinlenmiyor ne yazık ki. Aynı şekilde ilk gün de Aylin Aslım'ı dinleyemedim ama onun alternatifi Redd'di bu yüzden Aylin Aslım geç çıksın diyemiyorum. Şimdi dinlediklerimi yazayım, aralardan birer de şarkı seçeyim size.


1. Gün:


  • Redd - Falan Filan: Redd'in performansının sonuna yetiştik biz. Ben esasında Redd dinlemeyi seviyorum ama 5 şarkı dinleyemem üst üste. Müzikleri bir yerden sonra çok aynı geliyor bana. Ama geçen sene de Bon Jovi'den önce dinlemiştim, sahnedeki performansları çok iyi bence. Canavar gibi çalıp söylüyorlar. İki seferdir aynı performansı gösterdiklerine göre bu tesadüf değildir. 
  • Pentagram - Apokalips: Geçenlerde Pentagram'ı yazmıştım zaten yanlış hatırlamıyorsam. Benim gençliğimde dinlediğim bir grup değildi. Solistleri değişmiş, ben yeni solistin sesini beğendim. Yalnız geçen ay bacağını kırdığı için sanırım sahnede sadece ayakta dikildi. Sadık Pentagram dinleyicileri coştular, headbangte yardırdılar. Ben bile katıldım, yaşlanmışım boynum ağrıyordu:) Benim hissettiğim bir terslik olmadı ama mikrofonda bir sıkıntı olmuş galiba konser sırasında. Bir de yeni albüm çıkardıkları için hep yeni albümden çaldılar, insanlar biraz eskileri de duymak istemişti. Bu sadece Pentagram'ın sorunu değil tabii, yeni albüm çıkaran sanatçılar bunu hep yapıyor. Bence araya sıkıştırmakta fayda var, yoksa kitleyi kaybedebiliyorlar. Bana değişen bir şey yok, ben en çok son albüme vakıfım, çok eğlendim. 
  • Evanescence - Bring Me to Life: Sıkılıyorum yapacak bir şey yok. Amy'nin performansı kötü müydü? Asla. Peki grup? Muhteşemlerdi. Hele o baterist;) Ama ben sıkılıyorum. Pek parçalarını bilmem, arkadaşım bak bu yeni albümden bak bu eski albümden dedi bana ama benim için çoğu çok yeni zaten.
2. Gün: 


  • Şebnem Ferah - Yeniden Doğup Gelsem: Türk rock tarihinde çok başarılı bir kadın vokal olduğunu kabul ediyorum ama Şebnem Ferah'ı sevmiyorum. Can Kırıkları, Çakıl Taşları... Bütün parçaları birbirinin aynısı bence. Annesini kaybettikten sonra saçlarını kestirmiş, depresyon halini anlıyorum tabii ama o saçlarla da lise edebiyat öğretmeni gibi olmuş, korktum bir an dönüp evladım sessiz olun kafam kaldırmıyor diyecek diye. Bir ara playback mi yapıyor diye şüphelendik ama sonrada yapmadığını anladık. Benim için Şebnem Ferah sadece bu şarkıdan ibarettir, devamına gerek yok:)
  • Guns'n Roses - Welcome To The Jungle: Şaka yapıyordu bence Axl Rose. Herşeyden önce kaç saat bekleyeceğiz acaba sahneye çıkmasını acaba diye düşünük ama saat tam 9da çıkması beni şaşırttı. Neredeyse 3 saat boyunca inanılmaz bir performans sergilediler. Çoğul konuşuyorum çünkü gruptaki herkes ayrı bir hikaye. 4 gitar, bir bateri, bir perküsyon, bir klavye bir piyano ve bir de Axl. 8 kişilik orkestraydı bence. İnternette 23 şarkılık bir set list vardı, belki daha çoğunu bile söylediler. Konfetili, ateş patlangaçlı, ışıklı falan bir sahne şovu da vardı ki bence çok güzeldi. Tamam belki kimse havada taklalar atmadı ama gitaristlerden birinin gitarını şu hint müzik aleti gibi çalmasına ne demeli? Dünya gözüyle Guns'n Roses dinlediğim için çok mutluyum. Bence sırf bunun için bile verilen paraya değdi.  Slash'li zamanlarını bilenler daha da iyi oluyordu diyor ama artık enden Slash yok diye üzülmeye gerek yok. 
3. Gün:


  • Within Temptation - Angel: Festival alanında bütün bir günü geçirmeyi göze alamadık açıkçası. Zaten önceki gün ne kadar yorulduysak cumartesi günü sabah 11.30da uyanabildik. Uğur In Flames için bna bile ağır geliyor dedi, gitmeye kasmadık, sadece Within Temptation dinleyelim dedik. Uğur evde dinler, ben de dinlerim ama öyle büyük bir hayranlığım yoktur. Daha doğrusu yoktu demeliyim, ta ki canlı performanslarına kadar. O ne muhteşem bir kadın. 37 yaşında olduğuna inanamadık bile. Ön sıralardan uzatılan cd'yi alıp imzalaması süper sempatik bir hareketti. Müziklerinde kilisenin etkileri görülüyor tabi ki ama bir yandan da protest. Çok çok güzeldi. Artık daha sık dinleyeceğimden eminim. Ayrıca Sharon'ın sahne kıyafetinden sonra  bütün kadın vokallere şu siyahlardan vazgeçmelerini öneriyorum. Elbise muhteşem miydi? Hayır? Ama sahneler genelde simsiyah, beyaz elbise süper bir kontrast. Ayrıca merak ediyorum ilk gün Amy o çoraplarla falan pişmedi mi sıcaktan?


Festival alanı ile ilgili bir yorumum var ki o ızgara yüzünden devasa bir mangala düşmüşçesine koktuk. Ayrıca millet ne sigara içiyormuş, açık havada sigara kokusundan öldük eve döndüğümüzde. Ben tuvaletleri kullanmamak için içki standları ile mesafeli durdum. Pek çok stand vardı hiçbirinde de uzayıp giden kuyruklar yoktu. Tuvaletleri bilemiyorum dediğim gibi kullanmadım. İyi olduklarını tahmin etmiyorum ama:)  Bardakla taze meyve satışı ise süper bir hareketti, gerçi biz almadık, halbuki alalım diye de konuşmuştuk niye almadık bilemedim şimdi. 

Bir festival geldi geçti, darısı diğerlerinin başına. Bu gece Caro Emerald, bakalım sonrasında neler olacak:)

Bir de teknik soru: Instagram fotolarını buraya nasıl ekliyoruz? Benim ki hayli manuel oldu, ekran görüntüsü falan kaydederek ama, belki daha kolay bir yolu vardır? Bu arada Instagram kullanıcı adım: hobbitt

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Ofis Hayatı

Günaydın;

Benim için gün erken saatlerde başlamaz. Herkes der ya sabah 6da kalkıyorum şekerim falan. İşe gelmek zorunda olmasam asla yapmam böyle şeyler (Gerçi gene de 6da kalkmıyorum) Ama sabahlardan beklediğim malak gibi saat 12ye kadar falan yatmak değil, 7-8 arası uyanıp az biraz keyif yapmak. Bazı sabahlar yürüyüşe gitmek, bazen bisiklete binmek, kahvaltı etmek, bir de sabahları mutlaka Geveze'yi dinlemek.Sabah keyfim saat 10da biter. O saatten sonra sabahların sakinliği bitiyor bence. Bir de işe gelmek zorunda kalmasak değil mi? Ne keyif yapılır. Bu sabah hayli erken uyandım çünkü Uğur'la beraber geldim işe. Hazır araba ile geliyordu ben de atladım. Sonra da onun ofisinden kendi fakülteme kadar yürüdüm. Kampüs içinde çalışmanın bu yönü hayli güzel esasında. Bütün o plazalara inat ağaçlıkların altındasınız. Ama öte yandan ofise girince her şey aynı. Ofis ve iş sonuç olarak. Erken bir saatte yürüdüğüm için henüz hayli serindi etraf. Canım ofise gelmek istemedi. Sonra aklıma da bu aşağıdaki fotoğraflar geldi. Böyle bir ofiste çalışsam motivasyonum hiç düşmez heralde diye düşünüyorum. Evet ben doğada olmayı çok seviyorum ve uzak kalınca da mutsuz oluyorum. Fotoğrafları sizinle de paylaşayım sizinde gününüz güzel geçsin.


Bu muhteşemmiş, manzaraya bakar mısınız?


Bu ikisi geçen sene facebookta çok dolaşmıştı, herkes bayılmıştı falan. İlkbaharda da acaip güzel olur kanımca. 



Dıştan görünüşü çok etkileyici değil ama içi fena değil. Yalnız çok pimapen görünüyor, biraz daha çalışmak lazım sanki:)

Kaynaklar:
http://www.livingdesignhome.com/2011/12/home-office-in-the-garden/
http://livinsponge.blogspot.com/2012/04/office-in-woods.html
http://www.designlaunches.com/building/office_in_the_woods_by_spains_selgascano_is_a_work_place_in_tune_with_nature.php
http://www.techeblog.com/index.php/tech-gadget/office-cube-with-a-mind-blowing-view-of-the-forest