Ana içeriğe atla

Kitap Günü #18 Sevmekten Utandığım Kitap ve #19 Beni Baştan Çıkartan Kitap

İki günlük bir postla daha karşınızdayım. Cuma gecesi ufak bir meyhane artamına girdik, eve gelince direk vurup kafayı yattım. Şimdi iki günlük yazayım gene.

Öncelikle sevmekten utandığım kitabı söyleyeyim size. Bunlar bir kaç tane esasında ama en fenası snaırım İpek Ongun'un "Bir Genç Kızın Gizli Defteri" serisi. Bu kitaplar ilk yayınlandıkları dönemde ben de ergenlikteyim, tabi ki bir genç kızın ağzından yazılmış günlükleri okumak çok hoşuma gidiyordu. Serra'nın İstanbul'daki evi muhteşemdi. Sırma isimli çılgın bir kuzeni vardı. Cüneyt miydi neydi aşık olduğu bir çocuk vardı. Anneannesi ve dedesi bunu çok seviyor falan. Ve de Serra'nın hayatındaki tek dert annesi ve babasının ayrılması. Ama böyle travmatik bir iş değil, biraz üzülüyor falan sonra hemen kabulleniyor. Çok olgun bir kızımız. İstanbul'daki okulunda insanlara alışmaya çalışıyor ama bir grup arkadaşı otellerde çaylara gidiyor falan. Ben o dönemde bunu biraz yadırgamıştım. Biz Eskişehir'de Pino'ya, Porsuk kenarındaki kafelere falan giderdik. Otellere çaylara gitme işi enteresandı. Ama heralde İstanbul'da hayat daah farklıdır diye düşünmüştüm. Şimdi düşünüyorum da nasıl olabilir ki? İpek Ongun genç kız hayatını pek tanımadan yazmış bence bu kitapları. Bir konken oynamadıkları eksikti. Neyse hani ergenliğimde okudum ama ben bu kitapların devamını da okudum. Kardeşim şu aralar 15 yaş civarında ve Serra'nın hikayesi daha yeni sonlandı. Kardeşimde merak etmiş almış kitapları. Ben de devamını da okudum. Okurken keyif almıyor değilsin tabii. Bütün saçmalığını bir kenara koyarak okunabilir. Ama Serra'nın hayatında da herşey mi iyi gider ya. Hiç derdi yok kızın resmen. Yuh.

Bu arada aşağıdaki fotoğraftaki kitap sanırım ikinci kitaptı. Ben de sadece o kitap vardı. Diğerlerini hep birilerinden alıp okumuşum. Buna da kardeşim el koydu:)



Gelelim beni baştan çıkaran kitaba. Şimdi bu soruyu anlamadım pek ama son zamanlarda okuduklarım içinde beni harekete geçmeye zorlayan, hayatta önceliklerimi sıraya koymam gerektiğini anlatan kitap heralde Patti Smith'in Çoluk Çocuk kitabı oldu. Daha önce detaylı bir incelemesini de yapmıştım. Okuyabilirsiniz.


Dünden sonra çok zor ayıldım, sabahta bir de gözetmenliğim vardı evden çıkıp işe gitmek nasıl zor geldi. Öğleden sonrayı ne yazık ki evde pinekleyerek geçirdim. Resmen cumartesi gününü kaçırdım. Yarını yakalama planları yapmaktayım. Soğuğa rağmen hem de. 

Şimdi ben kendime yeni bir dizi buldum. Onu izlemeye gidiyorum. Sons of anarchy. Esasında diziyi 2-3 senedir biliyorum ama fazla şiddet dolu ve sert olduğu için pek ilgimi çekmedi. Geçen gün televizyonda 4. sezonuna denk geldim de sanırım chopperların çağrısına daha fazla dayanamayacağım. Bek gidip diziye başlayayım bari. 


Kaynak:

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba; Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge 'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi 'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gid...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...