Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Alıntılar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kalabalık Bir Kitap Listesi

Merhaba, İşte o kadar çok bilgisayar ile çalışınca eve gelip hiç istemiyorum bilgisayar açmak. Okunanlar birikiyor, izlenenler bile birikiyor. Gene de yapamıyorum işte. Bir taraftan da Goodreads biraz tembelliğe itiyor insanı galiba. Orda okudukça kısacık da olsa yorum yazıyorum, sonra bloga eklemeye de üşeniyorum. Her neyse. Bugün biraz boş zamanım vardı, hadi dedim en azından şu kitaplara el atayım. İzlenen çok bir şey yok nasılsa bu aralar. Yazmasak da olur kabilinden:) Kronolojik yazmayacağım ama listemdeki en üstteki kitapla başlayacağım.  1. Tesla'nın Kutusı - Samantha Hunt: Bu kitabı geçenlerde Uğur almış bana. Üzerinde Tesla görünce. Ne bilsin tabii çocuk:) Baya kötüydü. 1943 yılında, Tesla artık ömrünün son günlerini yaşıyor ve The New Yorker'da kalıyor. Louisa'da otelde kat görevlisi. Esasında açıkçası kitabın amacını hiç anlamadım. Louisa'nın babasının çok yakın arkadaşı zaman makinası yaptığını iddia ediyor. Louisa'nın hiç hatırlamadığı bir...

Okunanlar - İzlenenler

Merhaba, Bu sene Goodreads'e üye oldum, kendime de 40 kitap hedef koydum. Yalnız bir arkadaşımla konuşurken farkettim ki biraz fazla koymuşum hedefi. 30larda tutsam daha inandırıcı olacaktım. Bir de düşünüyorum da kaç kitap okuduğumuz çok göreceli bir kavra. Bazen mesela bir Jean Christophe Grange kitabına dalarız, yüzlerce sayfadır ama bir iki günde biter. Bazen de sadece yüz sayfa olan bir kitabı okumak bile hayli zaman alır. o yüzden okunan kitap sayısının çok da gerçekçi bir değerlendirme olmadığına inanıyorum. Bakalım sene sonunda nerede olduğumuzu göreceğiz. Geçtiğimiz haftalarda okuduğum iki kitap ve izlediğim iki filmle karşınızdayım şimdi de. Hazırsanız önce filmler. Brooklyn: Uğurla ikimiz çok büyük umutlarla oturmadık bu filmin başına. Çok büyük bir şeyde kazanmadık açıkçası. 1950lerde İrlanda'dan Brooklyn'e göç eden Eilis'in hikayesini anlatıyor film. Annesini ve ablasını İrlanda'da bırakıyor. O zamnalar Brooklyn yükselen bir yer değilm...

Bizim Dünyamız

Merhaba, Bir mail aldım geçtiğimiz haftalarda yollayanın ismi bende kalsın. Yeniden yazmaya başladığım için çok mutlu olmuş. Ben de birisi beni okuduğu için çook mutlu olmuştum. O gün söz verdim hatta bir kaç gün içinde yeni bir kitap yazacağım diye. Yazamadım. Bir kaç gün sonra Ankara Katliamı'nı yaşadık. Yüreğim paramparça oldu günlerce. Düşündüm ki Türkiye'de hayat çok tuhaf. Gerçekten de bir gün daha yaşamayacakmışsınız gibi yaşamanız gerekiyor. Yazmadığınız, okumadığınız her gün sizden çalınıyor. Belki ertesi gün yazamayacaksınız zira. Ama gene de yapamıyorsun. Anca anca kendimi toparladım. Ve esasında tam da ihtiyacımız olan kitabı okumuştum. Siz de okuyun istiyorum, siz de bilin, size de iyi gelsin. Sinek Sekiz yayınevi alternatif kitaplar çıkarıyor. Bu benim şimdiye kadar okuduğum 3. kitapları. Birisini daha önce anlatmıştım zaten, Öteki ise Ina May'in Doğuma Hazırlık Rehberi. Hamile bir arkadaşıma almıştım ama ben de sayfalarını karıştırmadım değil...

Okuduklarım

Merhaba, Türkiye ne yazık ki insanın akıl sağlığını kolaylıkla koruyabildiği bir ülke değil. Ülkede yaşananlara ek olarak bir de herkesin yaşayabileceği kişisel sıkıntılar eklenince bir bakıyorsunuz hayatla bağınız kopuvermiş. Artık ne kitaplar, ne filmler, ne seyahatler, ne yediğiniz, ne içtiğiniz hiçbir şey size pek keyif vermiyor. Tutunabileceğiniz bir dal bulamıyorsunuz. Her sabah aynı karanlığa uyanıyorsunuz, her günü ancak idare ediyorsunuz. Tek yapmak istediğiniz bir an önce eve gidip yatağa büzüşüvermek oluyor. Sanırım bütün bunların en kötüsü de pek kimseye renk vermemeye çalışmak oluyor. İşte benim için geçen ilkbaharın tamamı ve neredeyse yazın da tamamı böyle geçti. Ucu ucuna, dayanmaya çalışarak, direnmeye çalışarak. Ne kitap okudum, ne film izledim, koşmayı bile bıraktım, ancak haftada iki gün yürüyüşe gidiyordum. Yürüyüşe gitmek bana iki yönden iyi geliyordu. Birincisi çok sevdiğim bir yürüyüş grubumuz var. Onlarla birlikte olmaktan keyif alıyordum. İkincis...

Bir Kitap Bir Film

Merhaba; Geçen gün çok severek okuduğum Bana Sıkça Yaz Blogu istatistiklerini yayınlamıştı. En çok hangi yazılar okunmuş, neler yorum almış gibi. Ve senede kaç yazı yayınladığını, 2015 hedefinin ne olduğunu da yazmıştı. Benim istatistiklerimi falan yayınlamak gibi bir niyetim yok, zaten o kadar geniş bir kitleye de ulaşmıyorum. Ama önceki yıllardaki ve 2014teki yazı sayıma bile bakarsam 2014'ün benim için pek üretken geçmediği çok belli. Her iki blogum için de bu geçerli. Had idiğer blogun mazereti var, sonuçta gezi fotoğrafları, gezilecek yerler paylaşıyorum. ne kadar gezdiysem o kadar paylaşabilirim. Peki ya burası? Kitap mı okumadım? Okudum, hem de pek çok. Film mi izlemedim? İzledim, hiç fena değildim. Ama açıkçası içimden pek bir şey yapmak gelmiyor. Ülke olarak yaşadıklarımızdan o kadar bunalıyorum ki, bir kenardan izlemek, paylaşmamak çok daha kolay geliyor. Bir süredir twitterı, facebooku bile azalttım. Özellikle twitter'ın büyük bir mutsuzluk kaynağı olduğunu düş...

Doğu'dan Uzakta

Geçtiğimiz ay İdefix kitap fuarından birkaç kitap aldım. Birkaç tane diyorum, bu sefer gerçekten de çok fazla kitap almadım. Ama kitaplar geldikten sonra okulda da final haftasının başlaması ile birlikte çok süratli bir şekilde okudum kitapları. Final demek 2 saat duvarlara bakmak demek ne yazık ki. Ben buna katlanamıyorum, mümkün olduğunca kitap okumaya çalışıyorum. Arada kafamı kaldırıp hala sınıfı kontrol edebiliyorum hem de. Neyse. Kitaplar geldiğinde yanımda Lale'de vardı. Ne okusam acaba diye bakıyordum, Lale Amin Maalouf oku dedi. İyi hadi onu okuyayım diye başladım. Doğu'dan Uzakta Maalouf'un yeni kitabı. Daha önce Maalouf'u lise yıllarımda okumuştum çok sevmiştim de ama yıllar geçti çok detaylı hatırlamıyordum. Şimdi bu kitabı okuduğum için çok mutluyum. Kitap bir arkadaşlarının vefatı ile yüzleşmek durumunda kalan, yıllar önce terk ettiği ülkesine geri dönen Adam ve onun arkadaşları çevresinde geçiyor. Bu ülke kitapta asla adı açıkça geçmese...

Asya Yolları Himalayalar ve Ötesi

Nasuh Mahruki'yi ne kadar sevdiğimi bilmeyen kaldı mı? Burada  yazmıştım zaten. Bugün de Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi'ni bitirdim. Hatırlıyorum. Bu geziden ilk defa 2000 senesinde haberim olmuştu.Gezi 1997de yapılmış. O zaman Van'daydım. Annemle tatil için gitmiştik. Gergindim, açıkçası neden Antalya'ya dğeil de Van'a gittiğimi anlamıyordum. Bir süre çok fazla sıkıldığımı da hatırlıyorum. Birisinin evinde bir Sky Life dergisi buldum. Derginin İngilizce Türkçe taraflarını karşılşatırarak falan okumuştum. İşte o dergide Mahruki'nin motor üzerinde yaptığı seyahatini anlattığı bir bölüm vardı. İnanılmazdı. Bu kitapta ancak geçen sene aldıklarımdan birisi. Ve okumaya da yeni sıra geldi. İran Pakistan Hindistan'dan geçen, dünyanın altıncı yüksek dağı Cho Oyu'nun tepesine çıkan ve sonra tekrar geri dönen bir macera. Evet her kitaptan sonra yollara vurmak istiyorum kendimi. İçinizde böyle bir   duygu varsa hemen kitapçıya siz de koşun. Size Mahruki'nin...

Sardalye Sokağı

Merhaba; Daha önce bahsettim mi bilmiyorum ama bir sene önce neredeyse kendime uzun bir Amerikan Edebiyatı okuma listesi çıkartmıştım. Yavaş yavaş okuyorum, bazen İngilizce, bazen Türkçe canım nasıl isterse. Kronolojik bir liste çıkarmıştım ama iki ileri bir geri şeklinde devam ediyorum okumaya. Dedim ya canım nasıl isterse. Geçen hafta John Steinbeck'in Sardalye Sokağı'nı okudum.  Kaliforniya'da Monterey Kasabası  Sardalye Sokağı'nda yaşayan insanların basit bir panoraması. Genelev sahibi Dora, laboratuar sahibi Doc, bakkalın sahibi Lee Chong, Salaş Palas'ın "gerçek" sahipleri Mack ve diğerleri. Ve bu insanlarla etkileşimde bulunan tüm sokak sakinleri. Kitap bu insanların hayatlarının belirli parçalarına odaklanıyor. Olan biteni anlatıyor. Ama ortada olan bir şey de yok esasında. Amerika'dan bir kesit. İyi niyetli olarak yapılan bir takım hareketler insanları zor durumda bırakıyor, siz de onlarla beraber üzülüyorsunuz. Enteresan bir ahlak kavramı ...

Mahrem Günlük

Topluma bir borcum var. Ne kadar? Toplumun bana ne kadar borcu var? Epeyce fazla. Öder mi? Asla! (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik!) Paul Gauguin, Mahrem Günlük, İthaki Yayınları Syf: 30, 2001 Önemsiz bir sağlık sorunu canımı sıkıyor. Doktora da gittim, bir sıkıntı yok esasında ama bu canımı sıkmasına engel değil. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor resmen. Siz şimdilik bunla idare edin. 

Kadından Kentler

2008 yılında okumuştum esasında bu kitabı ama o günden ıhlamurlar her çiçek açtığında aklıma gelir. Aşağıdaki alıntının anlamını merak edeni bu muhteşem kitaba alayım.  Mimozalar, erguvanlar, mor salkımlar, leylaklar, hanımelleri, güller, ortancalar, ıhlamurlar sırasıyla açar.  Murathan Mungan, Kadından Kentler, syf: 35, Metis Yayınları, 2007

Yaşamak Hatırlamaktır

Ülkü Tamer'i bilmeyeniniz var mı? Bilmiyorsa hemen öğrensin. Ama gene de bilmiyor olduğunuza inanamam. Neden mi? Çünkü bu ülkede Zülfü Livaneli'nin Güneş Topla Benim İçin şarkısını dinlemeyen birisi yoktur da ondan. Bu şarkıyı dinleyen de Ülkü Tamer'in en azından bir şiirini biliyor demektir. Ülkü Tamer'in yaşıyla kıyaslayınca benim onunla tanışmam yıllar öncesine dayanıyor demem çok manasız olacak ama ne yapayım yıllar önce tanıştım ben onunla. O zamanlar Radikal gazetesi Türkiye'deki acayip medya ortamında soluk aldırmıştı insanlara. Gerçekten de güzel haberler yapıyorlar, pırıl pırıl bir gazete çıkarıyorlardı. Radikal'den geçen pek çok yazar oldu, ben o dönemlerde belki ergenlik çağımda falanım. yanlış hatırlamıyorsam çıkış tarihi 1996 çünkü. Perihan Mağden'i de, Ülkü Tamer'i de, bir Ayşe Arman olmaya çalışan ama pek bir şey olamayan Nur Çintay'ı, Mine Kırıkkanat'ı, Türker Alkan ve Hakkı Devrim'i ve pek çoklarını da ben hep Radikal...

Huckleberry Finn

.... It's lovely to live on a raft. We had the sky, up there, all speckled with stars,and we used to lay on our backand look up them, and discuss about whether they was made or only just happened-Jim he allowed they was made, but I allowed they happened; I judged it would have took too long to make so many. Jim said the moon could a laid them; well that looked kind of reasonable, so I didn't say nothing against it, because I've seen a frog lay most as many, so of course it could be done. .... The Adventures of Huckleberry Finn. Mark Twain, Collins Classics. Pg:115, 2010 Kaynak:  http://thesop.org/story/20110105/outrage-new-version-of-huckleberry-finn-to-replace-nword-with-slave.htm l

Kirpinin Zarafeti

En buyuk ofke, en buyuk yoksunluk, kulturler arasinda bagdasmaz semboller arasinda tereddut gecirmektir; bir kulture sahip olamama duygusudur. İnsan nerede oldugunu bilmezse nasil var olabilir? Kirpinin Zarafet, Muriel Barbery, Turkuvaz Kitap,sf:221

Varolmayanlar

İyi bakin onlara. Onlar hayal kurmayanlar. Hayal kuranlari  engellemek isteyenler...onlar, yillarca sinsice, yavas yavas, bir fare gibi hayallerimizi kemirenler...Kendi acizlikleri sebebiyla doganin bize bahsettigi yetenegi kafamizdan silmeye calisanlar. "Onlar" duskaciranlar, gucetapanlar, olumsacanlar, yokediciler, mantikkoleleri, oyunbozanlar, ruyagormezler, onlar hayatlarimizi siradanliga, tekduzelige mahkum edenler...En bilinen, tum dillerdeki en yakin anlamiyla gercekciler... Gercegin muhafizlari... Varolmayanlar, Dogu Yucel, sf: 204, Dogan Kitap, Eylul 2011

Alıntı: Mevlana

.... İş, kafasız takımının sandığı gibi dışsal bir şey değildir. Kendinde dışalla içseli birleştirmemiş bir insan, hemencecik işten yana koşar, ama vardığı yer koştuğu yer değildir. Söz nedir, zerre kadar anladığın yok senin; sözü küçük görmen de bu yüzden. Söz, iş ağacının meyvesidir. Ve her meyve gibi, yeni ağaçlar, yeni işler üretir. (Syf: 126) .... .... Ama biz, insanoğlunun mükemmelliğe duyduğu sevdanın ölümsüzlüğüne inanıyoruz. Ve insanları kendi özünden çok sevenlerin nasibi ne zamana dek bıçaklar ve kurşunlar olacak, bunu merak ediyoruz.....(Syf: 246) .... .... Bana mucizeden söz ediyorlar. Birisinin buradan Kabe'ye bir günde gittiğini söyleseler buna hiç şaşırmam; bunun keramet denilecek bir yanı yoktur. Çünkü bu kerametse, sam yelinde de bu kerametler var; nereye isterse bir anda gidebilir. Keramet ona derler ki, seni ikilikten kurtarsın, aşağılıkken yüce yapsın, bilgisizken akıllı etsin, cansızken canlılığa eriştirsin. Aslında ilk önce de sen bir hiçtin, topraktın, Tanrı...

Başlıksız

Okuduğum bir kitaptan değil, yoga ile ilgili bir ders tanımından sadece. Ama çok beğendim. Esasen benim son zamanlarda içinde olduğum ruh haline de çok güzel uyuyor. "Planladığımız hayata tutunmayı bırakmalıyız ki bizi bekleyen hayatı kabullenebilelim.” Joseph Campbel

Noa Noa

.... Doğanın bize sunduğu en görkemli sanat yaratışı, yalnızca bir pare, yani bele dolanmış bir ipten başka giysi taşımayan çıplak bir kadın,  yüzyılların mirası kokmuş geleneklerle şartlanmış kafalarımıza aykırı düşer. Oysa ki çıplaklık, insan yaradılışının doğal yaradılışıdır. .... Törelere bağımlılık konusundaki yorucu titizliğimizle, özentili yaşantımız sinirlerimizi bozmakta, adele gücümüzü zayıflatmaktadır. İnce yapılı kalabilmek için önemsiz ayrıntıları ülküleştiren, bu konularda sürekli bir duyarlılık gösteren kadınlarımız, bizimle el ve işbirliği yapmak gibi çok önemli bir konuda, aynı duyarlığı göstermekten kaçınmakta, toplumsal yönden moral çökmüşlüğümüzün ilk nedeni de, galiba bu olmaktadır. Tahiti'nin orman-deniz havası,ciğerleri daha güçlü, omuz ve kalçaları daha geniş yapıyor.Erkek, kadın, ne kızgın güneş ışınlarından, ne de çıplak ayaklarla basıp geçtikleri sahilin sivri çakıl taşlarından korunmak gereği duyuyor Biraz erkekçe, biraz dişice, karma bir görünü...

Ölüleri Gömün

Bu alıntı Irvin Shaw'ın Ölüleri Gömün adlı oyunundan. İstanbul Devlet Tiyatrolarında izleyebilirsiniz.Bir eleştirisini de yakında diğer blogdan okuyabilirsiniz. Ayağa kalkmak için neden ölmeyi bekledin? 

Geceyarısı Çocukları

Merhaba; Kitap klübümüz için her ay bir kitap okumaya çalışıyoruz, belki bahsetmişimdir. Ben de esasında okuduğum kitaplar üzerine yazılar yazmak istemiştim. Ama açıkçası bu çok zor geldi bana. Genelde kitap toplantılarında çok konuşabilmeme, karakter tahlilleri yapabilmeme rağmen, iş bunları yazmaya gelince çok sıkılıyorum. Asla birkaç satırdan fazla bir şey yazamıyorum.Bu yüzden birkaç hafta önce bir karar verdim. Kitaplardan beğendiğim paragrafları, cümleleri buraya yazacağım. Zaten kitapların altını çizerek okuyabilen bir insan da değilim. Buraya aldığım notlar bir anlamda kitapların altını çizme olsun benim için. Bu notların hepsini de "alıntılar" başlığı altında toplayacağım. İlk alıntımda bu ara okuduğum kitap, Geceyarısı Çocukları'ndan geliyor öyleyse: "Öğrendim, hayatımın ilk dersi; kimse sürekli açık gözlerle dünyaya tahammül edemez." Salman Rushdie Geceyarısı Çocukları, sayfa 138, Metis Yayınları, 2008,İstanbul