Ana içeriğe atla

Kitap Günü #13 Bana En Çok Benzeyen Kitap Karakteri



Bana en çok benzeyen kitap karakteri bir insan değil esasında. O bir kuş. Tanımadığınız bir kuş değil üstelik. O Jonathan Livingstone. Richard Bach'ın Martı kitabının kahramanı.


Jonathan diğer martılardan farklıydı, çünkü hayatı keşfetmek istiyordu. Daha yukarda uçmak, sürünün dışında olmak, daha farklı dalış teknikleri geliştirmek istiyordu. Hani ben sürüden çok ayrıyım, ben sizden çok farklıyım demek için yazmıyorum bunu ama standart insan ideallerinden farklı ideallerim var hayatta. Bir gün çok enteresan bir şey yaşadım. Yani bence enteresandı. Yüksek lisans dönemleri galiba, bir yandan hiç ilgimi çekmeyen bir ödevle boğuşuyorum, bir yandan da Atlas Dergisi'nde Hakan Öge'nin yelkenli ile dünya seyahatini okuyorum. Okudukça da bilgisayar başında yaptığım işten daha da çok nefret ediyorum. Bana göre yelkenli ile açılmak, denizin kokusunu yüzünde hiseetmek, yelkenlinin ipini çekerken elinin kanaması, akşam yemeği için arka tarftan olta sallayıp balık tutmak, fırtınada boğuşmak (tamam bu o kadar da romantik değil) herkesin isteyeceği bir hayat tarzı olmalı. Arkadaşlarıma da ya millet nasıl yaşıyor bak, bir de bizim sefilliğimize bak diye dert yanıyordum. Kim dedi hatırlamıyorum ama birisi ay öyle hayat mı olur saçmalama gibi bir şey dedi. O zaman anladım ki herkes aynı ideallerin peşinde olmayabilir. Üstelik benin istediğim şey çoğunluğun isteği şey de değil. O zaman sürüden farklı olduğuma inandım. Farklı olduğumu pek düşünmezdim, ben böyleydim sadece ve esasında herkes böyle olabilir derdim ama değilmiş işte. Taa eski günlerime bile bakınca kendimi pek çok insana göre daha iyi geliştirmiş buluyorum. Israrla devam ettiğim hobilerim var, yavaş yavaş geliştirdiğim, olgunlaştırdığım bir hayalim var. Sıradışı bir mesleğim var hatta. Hala kendimi tanımaya çalışıyorum, hala kendime ulaşmaya çalışıyorum. Daha da yükselmeye çalışıyorum. Bence ben en çok Jonathan Livingstone'a benziyorum. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...

Bağlanma-Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları

Merhaba; Bu haftanın kitabını esasen çok da incelemeden aldım. Kafası Karışık Bir Anne'nin bloğunda okuduğunu görmüştüm ve hemen Kindle'a indirdim. Ki burda şu dolar ile ilgili ağlamak istiyorum. 14 dolarlık kitaba 70 liraya yakın para vermiş oldum. Kitabı esasında ebeveyn - çocuk bağlanması olarak düşünmüştüm çünkü kitabın adına dikkat etmemişim. Oysa kitap gerçekten yürümeyen ilişkiler üzerinden ilerliyor. Yazarlar gerçekten tanıdıkları ve inelendikleri ilişkiler üzerinden verilen örneklerle bağlanma teorisini anlatıyorlar. Benim yürümeyen bir ilişkim yok ama kitap benim için bir kaç yönden ufak açıcı oldu. Birincisi kendimin bağlanmasının güvenli ve kaygılıarasında gidip geldiğini fark ettim. Belki daha çok güvenliye yakın ama kesinlikle kaygılı olduğum durumlar da var. Ayrıca çevremdeki başka insanları da inceleme fırsatı buldum. Bazı insanlarla ilişkilerimin neden yürümediğini, o insanların neden hayatta bazı noktalarda takılıp kaldığını anladım. Ç...