Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sinema etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Aus dem Nichts / In The Fade

Merhaba; Bu aralar biraz film izledik. Esasında çoğu atla deve olmayan filmlerdi ama Fatih Akın'a yer vermeden de olmazdı.  Hamburg'da yaşayan, bir Türk ile evli Alman kadının hayatı oğlunun ve kocasının bir patlamada ölmesi ile alt üst oluyor. Patlamayı önce Doğu Avrupalıların uyuşturucu işleri nedeniyle yaptığı sanılıyor ancak Katja bunu Nazilerin yaptığını düşünüyor ve haksız da çıkmıyor. Bundan sonrası biraz dava üzerinden, biraz Katja üzerinden ilerliyor.  Filmde Diana Kruger Katja'yı oynuyor. Esasında çok iyi bir seçim bu rol için. Ama bence Diana Kruger bütün rolleri aynı şekilde oynuyor. Örneğin The Bridge'dei oyunculuğunu izlemeseydim off çok iyi oynamış derdim ama Bridge'de de aynı şekilde oynamıştı. O yüzden oyunculuğundan biraz sıkıldım  Fatih Akın'ın bugüne kadar Crossing the Bridge, Soul Kitchen, Im Juli ve Duvara Karşı filmlerini izlemiştim. Bu film hepsinden daha karanlık, daha çok iç acıtıcıydı. Ama sanırım bu biraz da kadının çocuğun...

Frequency vs. Frequency

Merhaba; Duyduğuma göre hafta sonu bazı bölgelerde soğuk ve yağışlı hava hüküm sürecekmiş. Belki evde kapanıp dizi izlemek isteyenler olabilir aranızda.  Frequency beni konusuyla çekmişti, beklediğimden de heyecanlı çıktı kendisi. Genç ve hırslı dedektifimiz Raimy Sullivan, bir gün evindeki eski telsizden konuşan bir adamı duyar ve olaylar gelişir diyeyim. Raimy 1996 senesinde henüz hayatta olan babası ile konuştuğunu fark ediyor. Ve babası esasında bir kaç gün  bir baskın sırasında öleceği için ona bu gerçeği söylüyor. Tabi ki hepimizin Geleceğe Dönüş'ten bildiğimiz gibi, geçmişi asla değiştirmemelisin. Babasının ölmemesi başka olayları tetikliyor. Raimy ve baba Frank kendilerini 1996 - 2016 arasında süren bir seri katil davasında buluyorlar. Frequency esasında 2000 yılında çevrilen bir filmden uyarlanmış. Filmde bu sefer Raimy'nin yerini John alıyor. Oaylar arasında 30 sene gibi bir fark var. Baba ise polis değil, itfaiyeci. Gene aynı şekilde John bab...

Hidden Figures

Merhaba; Bazen hiçbir şey okuyup izlemiyormuşum gibi geliyor size değil mi? 4 ayda bir yazınca öyle oluyor demek. Halbuki neler okundu, neler izlendi, neler unutuldu bile. Bu seferki filmimizi unutmadan yazıverelim bari ne dersiniz? Sosyal medyada zaman zaman NASA'daki mühendis kadınlarla ilgili paylaşımlar görüyorsunuzdur mutlaka. Mesela Margaret Hamilton ve şu fotoğrafını görmeyeniniz var mı? Bilgisayar programlama işi ilk ortaya çıktığında "kadınlara" uygun bir iş olarak görülüyormuş esasında. Daha sonra ne olduysa erkek egemen kafa "kadının aklı programlamaya basmaz" demiş, kadınlar da aa evet ya diyerek alandan ufak ufak uzaklaşmışlar. Esasında bu konuyla ilgili tamamen farklı bir yazı bile yazılır. Pek çok toplumal araştırma bu farkın kız çocuklarının beynine 5 yaşından sonra işlediğini gösteriyor ne yazık ki. Acaba 5 yaşında çocuklarımıza neler oluyor? Sanırım pek çok ülkede, ataerkil kafaların yönettiği ana sınıflarına başlıyorlar. Ve işte bu ...

Trumbo

Merhaba; Nasılsınız?  Az önce izledim, hemen yazayım dedim. Sonra ülkede bir şeyler oluyor, araya girip yazamıyor insan. Ne fena. Bu filmdeki çok önemli olayları bilmemem benim ayıbım olsun, umarım siz biliyorsunuzdur.  ABD'de 2. Dünya Savaşı'ndan sonra SSCB ile giriştiği Soğuk Savaş döneminde bir komunist avı var. Sesini belki daha çok sinema dünyasında duyurmuş ama işçiler, öğretmenler gibi pek çok kesimden insanı etkilemiş bir av bu. Hatta Rosenberg çiftini idam etmişlerdir. Hollywood'da en büyük yansıması ise Hollywood Onlusu olarak bilinen 10 kişinin afaroz edilmesi, iş bulamaz hale getirilmesidir. Bu süreçte belki de en tanıdığımız ispiyoncu Elia Kazan'dır. İşte filmimiz de bu Hollywood kara listesi etrafında dönüyor.  Yazar Dalton Trumbo Hollywood'un en çok kazanan senaristlerinden birisiyken komunist olduğu için önce mahkemeye çıkartılıyor. Mahkemenin sorularını yanıtlamayı reddediyor. Örneğin komunist olup olmadıkları soruluyor. Oysa A...

Kalabalık Bir Kitap Listesi

Merhaba, İşte o kadar çok bilgisayar ile çalışınca eve gelip hiç istemiyorum bilgisayar açmak. Okunanlar birikiyor, izlenenler bile birikiyor. Gene de yapamıyorum işte. Bir taraftan da Goodreads biraz tembelliğe itiyor insanı galiba. Orda okudukça kısacık da olsa yorum yazıyorum, sonra bloga eklemeye de üşeniyorum. Her neyse. Bugün biraz boş zamanım vardı, hadi dedim en azından şu kitaplara el atayım. İzlenen çok bir şey yok nasılsa bu aralar. Yazmasak da olur kabilinden:) Kronolojik yazmayacağım ama listemdeki en üstteki kitapla başlayacağım.  1. Tesla'nın Kutusı - Samantha Hunt: Bu kitabı geçenlerde Uğur almış bana. Üzerinde Tesla görünce. Ne bilsin tabii çocuk:) Baya kötüydü. 1943 yılında, Tesla artık ömrünün son günlerini yaşıyor ve The New Yorker'da kalıyor. Louisa'da otelde kat görevlisi. Esasında açıkçası kitabın amacını hiç anlamadım. Louisa'nın babasının çok yakın arkadaşı zaman makinası yaptığını iddia ediyor. Louisa'nın hiç hatırlamadığı bir...

Okunanlar - İzlenenler

Merhaba, Bu sene Goodreads'e üye oldum, kendime de 40 kitap hedef koydum. Yalnız bir arkadaşımla konuşurken farkettim ki biraz fazla koymuşum hedefi. 30larda tutsam daha inandırıcı olacaktım. Bir de düşünüyorum da kaç kitap okuduğumuz çok göreceli bir kavra. Bazen mesela bir Jean Christophe Grange kitabına dalarız, yüzlerce sayfadır ama bir iki günde biter. Bazen de sadece yüz sayfa olan bir kitabı okumak bile hayli zaman alır. o yüzden okunan kitap sayısının çok da gerçekçi bir değerlendirme olmadığına inanıyorum. Bakalım sene sonunda nerede olduğumuzu göreceğiz. Geçtiğimiz haftalarda okuduğum iki kitap ve izlediğim iki filmle karşınızdayım şimdi de. Hazırsanız önce filmler. Brooklyn: Uğurla ikimiz çok büyük umutlarla oturmadık bu filmin başına. Çok büyük bir şeyde kazanmadık açıkçası. 1950lerde İrlanda'dan Brooklyn'e göç eden Eilis'in hikayesini anlatıyor film. Annesini ve ablasını İrlanda'da bırakıyor. O zamnalar Brooklyn yükselen bir yer değilm...

İftarlık Gazoz

Bu aralar sık mı görüşüyoruz? Ne güzel işte:) Hafta sonu İftarlık Gazoz'a gittik. Uzun süredir yeni bir Yüksel Aksu filmi bekliyordum esasında. Sonuçta Entelköy Efeköy'e Karşı'yı kaç kere seyrettim ben bile bilmiyorum. Her seferinde de o kadar çok gülüyorum ki. Dondurmam Gaymak'a gelince, onu nedense parça parça seyretmişim pek aklımda kalmamış belki yeiden izlemek lazım. Cem Yılmaz da oyuncu kadrosunda olunca bende gene bir komedi beklentisi oluşmadı değil tabii. Ama kazın ayağı da öyle değilmiş. Önce 80lerdeki açlık grevleri ile başlayıp bizi bir anda 70lerin Ula'sına geri götürüyor film. Adem okulda iftiharname alan 3 kişiden birisi. Henüz ilkokulda. Cibar Kemal ise Ula'nın gazozcusu. Elleriyle yapıyor gazozları, bisikletine koyup satıyor. Ve istiyor ki yazın Adem onun çırağı olsun. "Bana hep yaramazı, işe yaramız yolluyorlar çırak diye, bana akıllı çocuk lazım" diyor. Adem'in babası kıyamıyor esasında yaz tatilinde çalışmasına ama Adem ...

İki Kitap İki Film

Merhaba, Size bugün iki kitap ve iki filmden bahsetmek istiyorum. İsterseniz önce filmlerden başlayayım. Nadide Hayat: Çağan Irmak'ın filmlerini izlemeye çalışıyorum genelde. Arada kaçırdıklarım da oldu (Karanlıktakiler, Tamam mıyız?), çok tatmin olmadıklarım da oldu (Issız Adam, Prensesin Uykusu) ama genel olarak çizgisini sevdiğim bir yönetmen kendisi. Tabii Nadide Hayat gösterime gireli çok oldu ama ben ancak geçtiğimiz hafta gidebilmdim ne yazık ki. Nadide Hanım'ın eşi Noter Bey vefat ediyor ve Nadide Hanım bir anda evinde yapayalnız ve de hada da fenası bomboş kalıveriyor. İki çocuğu da büyümüş, hatta torunu bile neredeyse büyümüş. Tabii Nadide Hanım kendisini o kurstan bu kursa vuruyor ama işte kadın bir taraftan da deli. Öyle TSM koroları falan pek ona göre de değil. Şans eseri üniversite affını öğreniyor ve evlendiği için yarım bıraktığı Su Ürünleri Bölümü'ne hızlı bir dönüş yapıyor. Bir teknik gezi ile beraber olaylar gelişiyor. İşin içine bir de Yetki...

Bir Kitap Bir Film

Merhaba; Geçen gün çok severek okuduğum Bana Sıkça Yaz Blogu istatistiklerini yayınlamıştı. En çok hangi yazılar okunmuş, neler yorum almış gibi. Ve senede kaç yazı yayınladığını, 2015 hedefinin ne olduğunu da yazmıştı. Benim istatistiklerimi falan yayınlamak gibi bir niyetim yok, zaten o kadar geniş bir kitleye de ulaşmıyorum. Ama önceki yıllardaki ve 2014teki yazı sayıma bile bakarsam 2014'ün benim için pek üretken geçmediği çok belli. Her iki blogum için de bu geçerli. Had idiğer blogun mazereti var, sonuçta gezi fotoğrafları, gezilecek yerler paylaşıyorum. ne kadar gezdiysem o kadar paylaşabilirim. Peki ya burası? Kitap mı okumadım? Okudum, hem de pek çok. Film mi izlemedim? İzledim, hiç fena değildim. Ama açıkçası içimden pek bir şey yapmak gelmiyor. Ülke olarak yaşadıklarımızdan o kadar bunalıyorum ki, bir kenardan izlemek, paylaşmamak çok daha kolay geliyor. Bir süredir twitterı, facebooku bile azalttım. Özellikle twitter'ın büyük bir mutsuzluk kaynağı olduğunu düş...

Even The Rain

Merhaba; Size çok güzel bir film anlatmak istiyorum. Ama filmi kelimelere dökmekte bile zorlanıyorum. uzun süredir bu kadar güzel bir film izlemedim sanırım.  Geçtiğimiz perşembe İTÜ'de kurduğumuz çadırın 100. gecesini için bir etkinlik düzenledik. Bu etkinlik bir film gösterimini de kapsıyordu. Benim cuma günü önemli bir sunumun olduğu için film gösterimine kalamadım ama filmde aklımda kaldı. Sonunda bugün filmi izledim. İsmi Türkçe'ye Yağmuru Bile diye çevrilmiş, ilk duyduğumda bir anlam veremedim.  Film 2000 senesinde Bolivya'daki su savaşları döneminde geçiyor. Oalyı herkesin bildiğini düşünüyorum. Bolivya'da suyun özelleştirilmeye çalışılması ile halk büyük bir ayaklanma başlatmıştı. Zaten hayli fakir olan halkın aylık su faturası 20 dolar gibi bir rakama çıkmış ki bu da esasında 4 kişilik bir ailenin aylık yemek masrafıymış. Su faturalarını yakıp ayaklanma çıkarmışlar, ve sonunda özelleştirme yasasını iptal ettirmişler. Aynı ayaklanmalar bir...

Özet Geçeyim

Merhaba; Buraları çook ihmal ettim değil mi? Hele öteki blog toptan gitti gibi. İşlerim çok yoğun ne yapayım? Akademisyenlik çok şizofrenik bir durum bence. Şu aralar tezimle ilgili çalışıyorum ve benim konum öylesine dallanıp budaklandı ki, bir taraftan matematik kitapları, b,r taraftan kaos okumaları, bir yandan da elektrikle ilgili bilgiler falan. Kafam tam çorba analyacağınız. Ama bu kaos işini sevdim, kaotik ruh halime çok uygun. Şimdi burası bir devlet dairesi olduğu için klimamız yok, bırakın klimayı durum öyle acayip ki geçen seneye kadar kendi kişisel bilgisayarımı kullanıyordum. Bana bir bilgisayar vermişlerdi 1.94 gb hafızası vardı, Windows XP 2 gb boş olan istiyordu kurulmak için. Neyse sonuç olarak klimadan çıkıp gelmeye çalıştığım nokta şudur ki ofisim çok sıcak, kapı cam açık rüzgar bile yok. Bu yaz nasıl geçecek hiç bilemiyorum:( Geçen yaz arkadaşımın odasındaydık. O klima taktırmıştı. E diyeceksiniz, ver parasını taktır klima. O da olmuyor işte çünkü odam hayl...