Ana içeriğe atla

Kayıtlar

müzik etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bu Sene Neler Dinlemişim?

Kitapları değerlendirdik, bir de neler dinlediğime mi baksak? Spotify sene sonunda en çok dinlediğimiz şarkıları liste yapıp önümüze koyuyor. Bu listede 100 şarkı var, ben size ilk 28ini gösterebildim. Neden? Daha fazla screenshot almayayım dedim. Listemize sonradan girip çoook emin adımlarla birinci sıraya Arkadaşım Eşşek oturmuş. Çünkü bebekli hayat. Yalnız her gece en az 2 3 kere çaldığım bir ninni var, o nasıl ilk yüze girememiş şaşkınım. La vie en rose'u da bebeğe çalıyorum. Keçe Kurdan'ı tamam dinledim defalarca ama 3. sıraya nasıl oturttum bilmiyorum. Kenan Doğulu seviyorum, aşağılarda da var şarkıları.  Spotify pazartesi günleri discover weekly diye bir liste yapıyor. Eski Bando ile ordan tanıştım. Çok sevdim. Bir ara da Gripin'e taktım. Pek depresiftim. Çünkü hamilelik hormonları.  Gerisi hep bildik, hep Sezen'in zevki işte.  Listeye girmediğine şaşırdığım bir başka şarkı ise Tuesday's gone. 1000 kere dinlemişimdir ama yok. Spotify'ın al...

Başlıksız

Şu dünyadan çok güzel insanlar geçip gidiyor, biz öylece arkasından bakakalıyoruz gözümüzde bir kaç damla yaş ile. 

Pipes of Peace

Merhaba; Esasında tamamen farklı şeyler yazacaktım, sonra bir anda radyoda bu şarkı çalmaya başladı. Kötü geçen bir günün ardından (1 Mayıs 2014) buna ihtiyacımız var dedim. Başka bir şey yazmayayım o zaman da dinleyelim madem.  

Bahar Depresyonu

Artık iyiden iyiye ikna oldum, ben gerçekten de bahar depresyonu yaşıyorum hem de her sene. Evet güneş beni çok mutlu ediyor ama genelde şu Nisan ayında hep zorlanıyorum. Her güne bugün farklı olacak diye başlıyorum ama genelde olmuyor. Günle başa çıkmakta zorlanıyorum, hayatla başa çıkmakta zorlanıyorum esasında. Yataktan çıkıp insanların içine karışmak istemiyorum mesela. Birisiyle konuşmak zorunda kalacağım diye ödüm kopuyor. Yorganı kafama çekip evin içindeki sesleri dinliyorum, mutfak boşsa mutfağa koşuyorum. Bahçeden ses geliyorsa ön kapıdan kaçıyorum. Bunun sebebi ne? Bir kişiye günaydın bile dememek. Asosyallikten ölücem bir yandan da. Türkiye'de baharlarda çok zorlanıyorum ama en azından arkadaşlar iyidir.  Uyku ile bir sorunum var. Normal hayatta erken yatıyorum işe gitmek için falan ama mesela burda sabah 8de işte olmak zorunda olmadığım için erken yatmıyorum. Bu her zaman böyleydi. Uykuyu severim ama sabah kalkmak zorunda değilsem, gece ayakta olmayı tercih ederim. E...

Ver Bana Düşlerimi....

Hayat güzel sürprizlerle dolu. Yanlışlıka listeye koymuşum. Yaşar Kurt dinleyemeyeli yıllar olmuştu. Birisi söylemese aklıma bile gelmez. Ne güzel şarkıymış.

Yağmur....

Biliyorum size yağmur diyince tüyleriniz diken diken oluyor İzmir ve Bodrum'daki sellerden sonra. Ama burası öyle değil işte. Bütün gün gök delinmişçesine yağmur yağdı, hala da yağıyor. Hani ecnebilerin" it's raining cats and dogs " dediği cinsten. Ama bence bir bardaktan boşanırcasına, gök delinmişçesine tabiriyle alakası yok. Yağmur sanırım yarında kadar devam edecek. Gün içinde sevimsiz, gri bir hava vardı. Can sıkıcıydı. Gece olunca sesini dinlemek hoşuma gitti. Bu gece, ev sahibim kızsa da camlar açık uyuyacağım galiba. Siz de dinlemek isterseniz:  Foto kaynak:  http://www.mrwallpaper.com/view/Paper-Boats-Rain-1920x1080/

Tuborg GoldFest'in Ardından veya Bu Hafta Dinlediklerim-6

Merhaba; Bu uzun başlıktan sonra, üzerinden çok zaman geçmeden size Tuborg GoldFest'i yazmak istedim. 4-6-7 Temmuz'da ParkOrman'da yapılan konserler zincirinde heavy metal veya rock karar veremedim müziğin önde gelen isimleri İstanbul'a geldi. 2 sene önceki Sonisphere'i kaçırdık, bu sene ben Guns'n roses dinlemek istiyordum. Uğur'sa Evanescence. Hatta tek kombine alalım bir gün birimiz öteki gün diğerimiz gitsin diye geyik bile yaptık. Bence festivalin en büyük handikapı iki gününün hafta içi olmasıydı. Üstelik organizasyonda bir takım sıkıntılar vardı, örneğin ikinci gün Apocalyptica'yı dinleyemedik çünkü biz henüz işten çıkamadan onlar sahneden inmişlerdi, ki bu bence festival devam edecekse organizatörler bunu göz önüne almalı. Sonuçta Şebnem Ferah Türkiye'de her zaman her yerde dinlenebilir ama Apocalyptica her zaman her yerde dinlenmiyor ne yazık ki. Aynı şekilde ilk gün de Aylin Aslım'ı dinleyemedim ama onun alternatifi Redd'di bu ...

Bu Hafta Dinlediklerim - 4

Merhaba; Cuma günü Ülkü Tamer yazısını yazınca programımız da bugüne sarktı. Başlayalım öyleyse.  1. Hindi Zahra - Beautiful Tango: Hindi Zahra dinlerken insanın canı bir taraftan da göbek atmak bile istiyor. Gerçi Beautiful Tango o tür bir şarkı değil ama, pek çok şarkısı hayli eğlenceli. 2. Macy Gray - Sweet Baby: Joy Fm sponsporluğunda yarın bir konser verecek  Macy Gray soul müziğin en güçlü seslerinden biri. Çok sıkı bir dinleyicisi değilim kabul ediyorum ama bu hafta bir kaç kere dinledim diyebilirim. Şu anda en ucuz bilet olan 77 lira bana biraz fazla geliyor ama gidebilecek olanları boğazda müthiş bir performans bekliyordur, kaçırmayın bence. 3. Mishka - Happy: Mishka'yı daha önceden biliyormuşum gibi geliyor ama belki de bilmiyorum emin değilim. Youtube'da ondan ona atlarken denk geldim, Happy'yi çok beğendim. 4. Nouvelle Vague - Love Will Tear Us Apart: Bu konsere galiba gideceğim. Geçenlerde off ne giysem blogunun sahibi Billur bilet çekilişi...

Bu Hafta Dinlediklerim - 3

Merhaba; Bu hafta cuma günü yazamadım, cumartesi günü de çok sevdiğim bir arkadaşımın, ki çok sevdiğim demek yetersiz kalır enteresan bir ilişkimiz var onunla. Çocukluğumuzdan beri arkadaşız ama sonra yıllarca ayrı kaldık.Hiç haber alamadık birbirimizden de. O zamanlar ne facebook var ne twitter tabii. Sonra bir gün çıktı geldi Eskişehir'e. Sanki aradan hiç yıllar geçmemiş gibiydi. Düğün fotoğraflarını çektik, sonra da düğünlerine gittik. Yorucu ama keyifli bir gündü. Bu pazarda misafirlerim vardı ve saat 23.00'da oturdum yazı yazmaya. Hafta sonu bitiyor, içimde inceden bir hüzün var.  Ben not defteri kullanamıyorum pek. Elimdeki defter taa 2009dan kalmış. Doğum günüm için Bellanomisma bana yeni bir defter aldı, elimdeki bitince onu kullanacağım ama elimdekinin yarısındayım düşünün. Hafta içi müzikleri de not defterime yazıyorum ki unutmayayım diye. Ama bu hafta sadece 3 şarkı yazmışım.Yazmayı mı unuttun derseniz, hayır unutmadım da değişik birşeyler dinleyemedim. Okulda fi...

Bu Hafta Dinlediklerim -2

Merhaba; Bugün azıcık yoğun bir programım vardı ama şu yarım saatte bu yazıyı yazayım yoksa pazara kalacak dedim. Bakın cumartesi de değil yani, pazar:) Neyse.  Bu hafta dinlediklerimin birazı geçen haftadan esasında dürüst olmak gerekirse. Geçen hafta Yeni Türkü'nün albümü son düzlükte bütün müzikleri geçince bu hafta iki haftanın seçmesi ile karşınızdayım. Buyrun başlayalım. 1) Beatles - Here, There and Everywhere: Bir süredir flütle de bu parçayı çalıştığım için sık sık dönüp tekrar dinliyorum. 2) Gotya - Someone I Used to Know: Son zamanlarda çıkan en keyifli şarkılardan birisi değil mi? 3) Pentagram - Geçmişin Yükü:   İnsanlar yaşlandıkça metal müziğin gürültülü yapısını terk edip daha akustik müziklere dönüyor, bense gençliğimde pek sevmediğim metal müzikle son bir kaç senedir daha samimiyim. Pentagram'ı da Türkiye'nin yapı taşlarından birisi olarak görüyorum. Yeni albümün ilk klibi de bu parçaya geldi. Hayli depresif, hayli güzel. Yolları açık olsun. 4) J...

Bu Hafta Dinlediklerim-1

Merhaba; Geçtiğimiz ay Açık Radyo'nun internet sayfasında dolanırken program yapmak için başvurabileceğimi fark ettim. Program sözlü veya müzik programı olabiliyordu, düşündüm ve sadece müzik olsun dedim. Ama ne dinleteceğim insanlara? Belli bir çizgim yok. Çok sevdiğim müzikler var, ama altı aylık bir programın altından biraz zor kalkarım ben. Konsept olarak "Bu Hafta Dinlediklerim" olsun ki her tür müziği çalabileyim bari dedim. Şimdi ben işim sayesinde gün boyu istediğim gibi müzik dinleyebiliyorum. Neden? Çünkü kendime ait bir ofisim var ondan. Zaten müziksiz çalışmayı düşünemiyorum bile, işimin en sevdiğim yönlerindne biri de bana sağladığı bu özgürlük olsa gerek. Neyse, günlerce program başvuru metnini yazdım kafamdan. Hatta programımın saatini bile belirledim falan. Sonra ne oldu? Tabi ki başvurmadım. Bazen süper gaza gelirim, sonra yapacak cesareti bulamam. Var böyle bir huyum ne yazık ki. Başvurmadım da, bu konspette aklıma takıldı. O zaman dedim, ben blogda...

Pinhani

2006 senesinde, Mayıs ya da Haziran ayı olsa gerek. Üniversiteden mezun oluyorum, kafam karma karışık. İş hayatı mı, yüksek lisans mı, akademik kariyer mi diye bir bocalama içindeyim. Bir taraftan da belki de İstanbul'dan ayrılabileceğim düşüncesi bilinç altımdan beni rahatsız ediyor.  Bu sırada bir arkadaşım bak bir grup buldum dinlesene diye bana Pinhani diye bir grubun albümünü verdi. Bir iki kere dinledim. Hiçbir şey anlamadım albümden. Ne biçim müzik bu dedim ve kaldırdım. Bir süre sonra gene elim gitti albüme. Ben şunu bir sağlıklı kafayla dinleyeyim dedim.  O an işte uzun süredir aradığım gibi basit bir müzik bulduğumu anladım. Ne melodisi baskındı ne sözleri. Herşey son derece dengeli gelmişti kulağıma. İstanbul'da isimli şarkıyı dinlerken gülmekten yerlere yattım hatta bir seferinde. Eskişehir-Afyon dolaylarında sapsarı bozkırdan geçiyordum ve kulaklarımda Sinan Kaynakçı "yapamıyorsan sende benim gibi, kaçalım yine bozkırlara" diyordu. Bu çocuk hiç bozkır gör...

Bugün böyle....

İmkansızın Şarkısı

 Evet sonunda geri geldim, söz verdiğim gibi İmkansızın Şarkısı'nı yazmaya. Esasında bu kitap için söyleyeceğim öyle çok kelime var, bir yandan da öylesine anlatmak istemiyorum ki. Enteresan, çok kitap okurum ama son zamanlarda etkilendiğim çok fazla bir şey olmamıştı. Ama öncelikle İmkansızın Şarkısı, sonra da Cebelavi Sokağı'nın çocukları dengemi bozdu diyebilirim, ki bakın açıkça söyleyeyim kitaplar için bu cümleleri de çok sık kullanmam. Bir kitap okudum hayatım değişti insanı değilim ben. Neyse, gelelim konumuza. Daha önce söylemiştim,  Etrafta dönen Sahilde Kafka fırtınasına ben de kapıldım ve İmkansızın Şarkısı ile Zemberekkuşu'nun Güncesi'ni aldım. Zemberekkuşu'nu internette okumuştum ama İmkansızın Şarkısı'nı almamdaki en önemli etken arka kapakta geçen birkaç cümle idi. 1968 Japonya'sında geçen bir hikaye, Murakami'nin yaşamından esintiler, Salinger  ve Fitzgerald tarzı anlatım. İşte bunlar benim için yeterli oldu. '68 Japonya'sını düşü...

Joss Stone Konseri

Konser konser gezmeyi seviyorum, ama genelde konserler çok pahalı oldukları için seçerek gitmek durumunda kalıyorum. İKSV'nin müzik ve caz festivallerinde biraz daha etkinim ama bu Metallica, Bon Jovi falan üzüyor bünyeyi. Bir de biletleri iki kişilik alıyorum. Uğur beni evin eğlence ve konserden  sorumlu müdürü yaptı. Bu da bütüün bilet paralarının bana patladığı anlamına geliyor:p Neyse. Joss Stone'un büyük bir hayranı değilim ama dinlerim yani. Madem geliyormuş gideyim bari dedim. Zaten Jamie Cullum'a gitmediğim için yeteri kadar pişman oldum. Neyse. Kredi kartımın sıkıntıları nedeniyle bilet ancak çarşamba sabahı alabilecektim. Çarşamba sabahı bir açtım Biletix'i. Ayakta bilet kalmamış sadece sahne önü var. Dedim nasıl olur ki bu? Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Neyse öğlen bir daha kontrol edince numarasız bilet sattıklarını gördüm ve hemen kaptım iki tane.  Uğur genel olark çok caz sevmiyor, o yüzden de giderken biraz huysuzlanma modundaydı. Santralde olması k...

Bon Jovi Konseri

Biliyorum yazmakta geç kaldım ama konserden sonraki gün Afrika'ya gittim, ki onunla ilgili bir yazı da pazardan sonra gelecek umarım, bu yüzden de bu muhteşem konseri atlamak zorunda kaldım.  Geçen sene  biliyorsunuz muhteşem bereketliydi, ben de bütün konserleri kaçırdım. Ama bu sene dedim ki ne olursa olsun Bon Jovi'ye gideceğim. Biletimi aldım, heyecanla 8 Temmuz'u beklemeye başladım. Stada giderken metroyu kullandık, bence çok isabetli bir karardı. U2 konserinde insanlar çok sıkıntı yaşamışlardı toplu taşıma yüzünden ama bu sefer  metroyu saat 1e kadar çalıştırarak belediye akıllı bir iş yapmıştı. Zaten Seyrantepe çok uzak değil, en kötü ihtimalle TEM üzerindeki köprüden falan yürünürdü ki bunu yapanları da gördük.  Arena gerçekten de güzel bir stad olmuş. Akustiği birazcık problemli sanırım ama stad olarak çok başarılıydı.  Şebnem Ferah'ın sahneye çıkmaması nedeniyle sanırım stadın dolması biraz gecikti. Hatta ben endişe ettim, bu kadar az insan mı ol...

Yağmurlu bir haftasonu hikayesi

Yaz bir türlü tam olarak gelmiyor, çok çok bunalıyorum böyle havalarda bende.  Hafta sonu çok enteresan geçti benim için. Cuma akşamı esasında bisiklete binmek istiyorduk, ama yaklaşan yağmur bulutlarını görünce biz en iyisi yürüyüşe çıkalım dedik. Hani en azından taksiyle, otobüsle falan geri dönebiliriz. Ama o nasıl bir yağmurdu başlayan? Nereye saklanacağımızı şaşırdık. Sonuç olarak sıçan gibi ıslanıp evimize geri döndük. Balkona yeni aldığımız sandalyelere kurulup çay içtik, balkonumuz yağmur almıyor, çalıştık. Ben özellikle karmaşık matematiksel şeyler çalışıyordum. Yağmuru yiyince algılarım açıldı heralde. Kısa süren ama verimli bir çalışma oldu benim için.  Burada bir parantez açayım da masa takımını anlatayım: Geçen hafta sonu Bauhaus'u gezmiştik balkona sandalye ve masa almak için ama biraz pahalı gelmişlerdi. Hem de bizim balkona en fazla 70 cm genişliğinde bir masa uyacakken genelde hepsi 90 cm'di. Son bir umutla Ikea'ya gittik ve 70 cm genişliğinde masa ile ist...

Son Zamanlarda....

Son zamanlarda neler oluyor? Birbirimizden çook uzak kaldık. Şöyle bir dönüp baktım bloglarıma, birine en son kraliyet düğününü yazmışım, ötekine ise taa Şubat ayında tiyatro eleştirisi. Şimdi burdan hemen bir eleştiri yapmak gerekiyor: Fotoğraf çekmiyorum, yazı yazmıyorum, tiyatroya gitmiyorum ki diğer bloga hiç malzeme bulamamışım. Öteki taraftan bu blogun işi biraz daha rahat tabii. Ama ilginç birşeyler  yokmuş yazacak, ben de kafanızı ağrıtmamışım. Tabii bu arada Mayıs ayında geçen devasa yeterlik sınavı da belimi bükmüş olabilir, neden olmasın? Öyleyse önce yeterlikle başlayalım. Bu sefer Aralık'taki gibi olmadı, geçtik sınavlardan. Yeterli olduk artık, sıra tez yazmada. Bu arada memlekette çok önemli olaylar oldu. Öncelikle tabi ki 12 Haziran seçimleri. Kimler için iyi kimler için kötü sonuçlar alındı, bunlar zaten tartışıldı. Ama benim umutsuzluğum katlandıkça katlandı ne yazık ki. Dün de okuduğumuz ekşi sözlük yazarlarının halkı dinden soğuttukları gerekçesiyle sorguya çağ...