Ana içeriğe atla

Kitap Günü #9 Beni Hasta Eden Kitap (mı)?

Ben bunu beni hasta eden kitap olarak anladım ama bir manası da yok gibi geldi bana:) Beni hasta eden kitap diye düşününce aklıma bir kitap değil ama bir kitabın içindeki bir öykü geldi. Stephen King'in Rüyalar ve Karabasanlar kitabında bir hikaye vardı. Ama bakın çok iğrenç ona göre okuyun aşağıdakileri.


Hikayede bir otelde oda temizliği yapan bir kadın vardı. Bu kadın hamileydi. Bir odadaki misafir ise her gece mastürbasyon yapıp spermlerini de yatak çarşafında bırakıyordu (Stephen King iğrenç olduğunu söylemiş miydim?) Neyse efendim bizim kadın onca yiyecek dururken buna sperme aşeriyor, sabahları çarşafı değiştirirken bunları yiyordu. Bir yandan da bebeğinin babasının bu adam olduğuna inanıyordu. Bu arada kadın ve adam farklı ırklardan ama kim siyah kim beyaz hatırlamıyorum, olasılıkla kadın siyahtı. En sonunda doğan bebek bu adamın rengindendi bir de üstelik. Kitabı okuduğumda küçüktüm ve üzerimdeki etkisi fenaydı, şimdi bile düşününce midem bulandı. Bu nasıl bir fantazi dünyası Stephen King? Bu kitap genel olarak başarılıydı gerçi. Hatta diziside çekildi ama bu hikaye yoktu içinde. Zaten neden olsun baksana iğrençmiş:) Okumayın bu hikayeyi valla. Kitabı okursanız bile atlayıverin bunu.

Bu arada Stephen King demişken Haven'ı izliyor musunuz? Tamamen saçmalıklarla dolu ama gene de çok güzel bir dizi. Stephen King'in Colorado Kid kitabından esinlenilmiş, başka hikayeleri de girmiş işin içine. Tavsiye ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba; Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge 'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi 'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gid...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...