Ana içeriğe atla

Even The Rain

Merhaba;

Size çok güzel bir film anlatmak istiyorum. Ama filmi kelimelere dökmekte bile zorlanıyorum. uzun süredir bu kadar güzel bir film izlemedim sanırım. 

Geçtiğimiz perşembe İTÜ'de kurduğumuz çadırın 100. gecesini için bir etkinlik düzenledik. Bu etkinlik bir film gösterimini de kapsıyordu. Benim cuma günü önemli bir sunumun olduğu için film gösterimine kalamadım ama filmde aklımda kaldı. Sonunda bugün filmi izledim.



İsmi Türkçe'ye Yağmuru Bile diye çevrilmiş, ilk duyduğumda bir anlam veremedim. 

Film 2000 senesinde Bolivya'daki su savaşları döneminde geçiyor. Oalyı herkesin bildiğini düşünüyorum. Bolivya'da suyun özelleştirilmeye çalışılması ile halk büyük bir ayaklanma başlatmıştı. Zaten hayli fakir olan halkın aylık su faturası 20 dolar gibi bir rakama çıkmış ki bu da esasında 4 kişilik bir ailenin aylık yemek masrafıymış. Su faturalarını yakıp ayaklanma çıkarmışlar, ve sonunda özelleştirme yasasını iptal ettirmişler. Aynı ayaklanmalar bir de 2005te çıkmış. Ve sanıyorum ki suyun özelleşmesi meselesi 2006'da Evo Morales'in başa geçmesi ile en azından şimdilik rafa kalkmış (bu noktadan emin değilim sadece Evo Morales'in politik görüşünün özelleştirmelere tamamen karşıt sonuçta). İşte filmde tam 2000 senesindeki bu ayaklanmalardan önce Columbus'un Güney Amerika'ya ulaşmasından sonra olanları filme çekecek ekibin gelmesi ile başlıyor. Bu filmde de esasında İspanyollar'ın yeni kıtayı ne kadar sömürdüğünü anlatmayı planlıyorlar. Yerli hakltan seçtikleri bir grup insan Kızılderilileri (ki bununla ilgili de güzel bir replik var. Esaısnda bunlar İnka, bizim Kızılderililere ihtiyacımız vardı diye) oynuyor. Bu arada bu insanların da su hakkı üzerindeki savaşları var. 

Fİlmi anlatmak dediğim gibi bence hayli zorlu. Bir yandan İspanyolların sömürgeleşirken enler yaptıklarını bir filmci gözünden görüyorsunuz, öte taraftan da geçen 500 senede esasında hiçbirşeyin değişmediğini de görüyorsunuz. Küresel sermaye kullanacak hiçbirşey bulamazsa insanların suyuna göz dikiyor. Hatta akan sularını, kuyularını satın aldıkları gibi  yağmurlarına da ambargo koyuyorlar. İnsanların YAĞMURU BİLE biriktirmesine izin vermiyorlar. 

Film çekilirken bizim filmcilerde büyük bir değişimden geçiyorlar. Bir gün tamamen doğru olduğuna inanarak yaptıkları işi ertesi gün sorguluyorlar. 

Yağmuru bile bence çok etkiliyici bir filmdi. Filmin sonunda boş sokaklarda gezinen rahip sahnesi ise çok güzel bir çekimdi. Bu filmi bizim arkadaşlardan kim önerdi bilmiyorum ama kim önerdiyse ona teşekkür ediyorum. Benim bilmediğim bir filmdi. Bir süre daha güzel bir film izleyebileceğimi sanmıyorum.

Yarın pazar, hava hayli soğuk, son soğukların tadını çıkarın bence. Çay, kahve, film, battaniye:) 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeni Yıla ve Eski Yıla Dair

Merhaba; Uzun bir süredir kendimde değilim biliyorsunuz. Doktora yapmak dertli bir süreç, özellikle de yeterlik sınavı denilen sınav nedeniyle. Ne yazık ki eğitim sistemimiz insanları sürekli elemek üzerine kurulu. Sürekli sınavlardan geçmezsek kendimizi asla yeterli bulmuyoruz. Yeterlik sınavı da bir değil iki değil tam üç aşamalı bir sınav. sonuç olarak günümü geceme katarak çalıştığım bu sınavdan, burada bahsetmek istemediğim bir takım şeyler sonucunda kaldım ve yetersiz bulundum. Şimdi Mayıs ayında yapılacak sınava çalışmak durumundayım. Neyse ki gene yalnız değilim. Bu nasıl bir teselli bilmiyorum ama, sınava beraber girdiğimiz üç arkadaşım daha benimle beraber.  Şimdi biraz ara verdim. Bir tane daha endüktans, devre görecek halim yok. Kusucam yani. Bir müddet çalışmayı hiç düşünmüyorum.  Peki bu elimdeki süreyi nasıl değerlendirmeliyim? Öncelikle evle ilgili yapmak istediğim pek çok şey var. Bunların başında da resimlerin ve fotoğrafların duvarlara asılması, düğün foto...

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

Bağlanma-Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları

Merhaba; Bu haftanın kitabını esasen çok da incelemeden aldım. Kafası Karışık Bir Anne'nin bloğunda okuduğunu görmüştüm ve hemen Kindle'a indirdim. Ki burda şu dolar ile ilgili ağlamak istiyorum. 14 dolarlık kitaba 70 liraya yakın para vermiş oldum. Kitabı esasında ebeveyn - çocuk bağlanması olarak düşünmüştüm çünkü kitabın adına dikkat etmemişim. Oysa kitap gerçekten yürümeyen ilişkiler üzerinden ilerliyor. Yazarlar gerçekten tanıdıkları ve inelendikleri ilişkiler üzerinden verilen örneklerle bağlanma teorisini anlatıyorlar. Benim yürümeyen bir ilişkim yok ama kitap benim için bir kaç yönden ufak açıcı oldu. Birincisi kendimin bağlanmasının güvenli ve kaygılıarasında gidip geldiğini fark ettim. Belki daha çok güvenliye yakın ama kesinlikle kaygılı olduğum durumlar da var. Ayrıca çevremdeki başka insanları da inceleme fırsatı buldum. Bazı insanlarla ilişkilerimin neden yürümediğini, o insanların neden hayatta bazı noktalarda takılıp kaldığını anladım. Ç...