Ana içeriğe atla

Danimarka'da Hayat

Merhaba;

Biz taşındık sonunda. Uzun bir süreçti, biraz da zorluydu. Ama işte Danimarka'dayız. Burda günler nasıl geçiyor? Yavaş,sakin. Hatta fazla sakin mi? Evet fazlasıyla. 4 milyon nüfuslu bir ülke burası sonuçta. Ve biz de ne yazık ki şehir merkezinden biraz uzakta oturuyoruz. 





Yürüyüş yaptığımızda yukardaki manzaraları görüyoruz. Esasında hava açık olsa, biraz daha aydınlık olsa güzel olacak di mi? Beni şu anda inanılmaz zorluyor. Depresyonda olmalarına, her gün mutlaka dışarı çıkmalarına şaşmıyorum. Ama ben mesela geçen hafta pazar günü eve bir girdim, taacumartesine kadar hiiiç çıkmadım. Hiç bana yakışan bir durum değil. Bunda ne yazık ki Barış'ın aşırı huysuzluğunun da etkisi çok. Arabada durmuyor, kanguruda durmuyor. Ama bu başka bir yazının konusu. 

Şehir merkezine trenle gidiyoruz. Ana tren istasyonları çok güzel gerçekten de. Danimarka bisiklete en çok binilen ülke. Trenlerinde bisiklet vagonları var düşünün. Hayalim şehir merkezinde işe girmek ve bisiklete binmek. Şehir merkezine kadar değil istasyona kadar. Şehir merkezine uzağız. O kadar binemem. 





Dışarı her çıktığımızda oğlan çığlıklar attığı için pek fotoğraf da çekemedik. Aşağıdakiler bu haftasonundan. Evet kar yağdı ve bu hafta gerçekten soğuk. 





Müslin müslin olalı böyle eziyet görmedi. Bodrum'da, Kaş'ta çocuğu güneşten korusun diye aldık, üstüne kar yağıyor. 

Bakalım bize gelen günler neler getirecek.





Yorumlar

  1. Merhabalar,

    Danimarka, dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ülke olarak kabul edilir. Danimarkalılar’a göre mutluluğun sırrı tek bir sözcükte saklıdır: HYGGE. Hygge; kendinizi konforlu, mutlu ve huzurlu hissettiğiniz tüm anları kapsamaktadır. Bu arada Hygge yalnızca Danimarka’da yaşam felsefesi olarak benimsenmiyor. Danimarka ile birlikte bütün İskandinav ülkelerinin yaşam felsefesi aynı zamanda. İzniniz olursa ben de HYGGE yaşam felsefesinden bahsettiğim blog yazımı sizinle paylaşmak isterim: https://www.tarz2.com/danimarkalilar-Icin-mutlulugun-formulu-hygge

    Keyifli okumalar dilerim, sağlıcakla kalın.
    www.ebrubektasoglu.com

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba; Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge 'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi 'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gid...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...