Ana içeriğe atla

Bu Hafta Dinlediklerim-5

Merhaba;


Çok hızlı bir cumartesi ve gayet aheste ama temizliğe boğulmuş bir pazardan sonra bu haftaki müzik seçkimi toparlayabildim anca. Liste gene çok kalabalı değil. Sebebi ise İTÜ radyosu. Çünkü İTÜ Radyosu deneme amaçlı blues ve caz kanalının yayınlarına başlamış, ekim ayında da rutin yayına geçecekmiş. Bilgisayar karşısında olduğum her an onları dinledim, pek beğendim. Dinlemek için sizi şuraya alayım. Evde de radyoda sabah hariç her zaman Joy Fm çalıyor bu aralar. Sabahların sahibi yıllardır değişmedi. Geveze. Gelelim listeye.
1. Jewel - Everytime I see you falling: Zaten kızın sesinde huzur var. Şarkının bir de yanlış hatırlamıyorsam daha sert bir yorumu da vardı ama ben bunu seviyorum.


2. Maroon 5- Payphone: Maroon 5'ı çok seviyorum esasında ama hep aynı şey oluyor, yeni bir parça yaptıklarında radyolarda, orda burda o kadar çok çalıyor ki içim sıkılıyor dinlemekten. Şimdi Payphone'unda bu yaz suyu çıkacak eminim, çıkmadan dinleyelim. 


3. Sophie Solena - Se Arreglara: Kendisi beni twitterda takibe almış. Neden bilmiyorum, ben ingilizce de yazmıyorum ama neyse önemli değil. Esasında ben beni takibe alıp kendi takipçi sayısını arttırmayı hedefleyen çakalları da izlemiyorum. Ama hatun flüt çalıp şarkı söylüyor. Çok güzel bir sesi var. Flütü de çok iyi çaldığına eminim. Neden çok iyi çalıyor diyemedim biliyor musunuz? Beat box denilen olayı hiç sevmiyorum flütte ve hatun sıkça kullanıyor. Sıkılıyorum. Ama sesi güzel.


4. Simply Red - Say you love me: Çocukluğumda çook sıkardı beni Simply Red'in müziği ama yaşlandım galiba, böyle sakin müzikler iyi geliyor.


5. Christina Perri - Jar of Hearts: Kendileri ergen kategorisinden girdi listeye. Saçının önündeki bir tutam açık sarıya hastayım. Bende yaptırsam diye düşünmüyor değilim ama annem biraz daha dayan saçların bu hzla beyazlarsa iki seneye öyle olacak zaten diye dalga geçiyor benimle:P


Evet bu haftalık bu kadar. Umarım iyi bir hafta olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba; Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge 'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi 'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gid...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...