Ana içeriğe atla

Enerji Haftası ve bu hafta neler oldu?

Merhaba;

Esasında belki de bahsetmekten çok geç kaldığım bir etkinliği paylaşmak istiyorum öncelikle. 2005 yılında Avrupa Birliği tarafından başlatılan EU Sustainable Energy Week/ Avrupa Birliği Sürdürülebilir Enerji Haftası'nın bir ayağı da Santral İstanbul'da düzenleniyor. ITU Alternatif Enerji Klübü (ITU-ALEK)'nün çok büyük destek verdiği, iki ayrı standı ile öğrencilere bir taraftan enerji, alternatif enerji kaynakları gibi kavramları öğrettiği, bir taraftan da yaşı daha büyük olan öğrencileri elektrik mühendisliğine yönlerdirmeye çalıştıkları bu etkinlik pazara kadar görülebilir. Özellikle ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklarınız varsa haftasonu tutup ellerinden gitmenizde fayda var bence. Detaylı bilgi için sizi etkinliğin internet sayfasına alalım.
(NOT: Şu anda aldığım bir bilgiye göre randevularda bir sıkıntı yaşanıyormuş. Eğer gidecekseniz önceden etkinliğin devam edip etmediğini teyit edin)

Bu hafta bolca yoga yaptım, hayır henüz 3. gözüm açılmadı. Yoga yaptığım günlerde çok daha iyi çalıştığımı, daha iyi bir performansla okuduklarımı algıladığımı görüyorum. Yeni duruşlar deniyorum, duramıyorum:P Ayakta yapılan denge duruşlarını çok seviyorum. Ağaç duruşu, kartal duruşu gibi duruşları çok seviyorum. Bakalım. Sakin sakin devam ediyorum. 

Bu hafta biraz da mutfakta geçiyor. Uğur'a alışveriş listesi verip 10 tane kabak istedim. Ama kabaklar düşündüğüm gibi küçük değilmiş, kocamanmış 5 tanesinden dolma yaptım. İçlerinden ve bir kabaktan da tarifine şuradan ulaşabileceğiniz mücver benzeri bir yemek. Hala 4 kabak daha var. Bu hafta gözümüzden kabak çıkacak orası kesin. Bir de dün burada okuduğum tarif nedense aklımdan çıkmadı. Sanırım çok sağlıklı görünmesinin de etkisi var bunda. Bu akşam bunu da pişirdim. Şekeri biraz daha azaltmak lazım bence. İçindeki kuru meyveler nedeniyle zaten yeteri kadar tatlı. Ben neredeyse yarım bardak koydum şekeri ama daha da azaltılabilir sanki. Belki de koyu bir kahveye iyi gelebilir tabii. Ama ben çayla tüketiyorum. Sabah kahvaltısını çok hızlı yapmam gereken günlerde iyi bir alternatif olabilir diye düşünüyorum.  Bir de ben azıcık ayçiçek yağı koydum. Ne bileyim bana çok kuru geldi tarif:) Cafe Fernando'daki biscotti tariflerinde de tereyağı vardı. Ben de biraz ayçiçek yağı koymakta sakınca görmedim. Bilmiyorum. Ben sevdim:)

Belki arada blogumu okuyan öğrenci arkadaşlarım varsa buradan onlara bir mesaj yollamak istiyorum. Hayır vize notlarınızı maille yollamayacağım. İkide bir mail atıp durmayın. Ya derse gelin, ya da okula geldiğiniz bir gün odama uğrayın. Zaten notları kapıma astım. Bir de derse gelmeyip sınavdan önceki hafta uygulamalardan dersi anlamaya çalışırsanız anlayamazsınız. Ya çalışıp gelin, ya hiç gelmeyin. Geldiyseniz de ama bunu niye yaptık ki amacı ne demeyin. Not alın sadece. Sonra çalışın, anlamadığınızı gelip sorun. 

Şimdilik durum bu merkezde. Dizlerim hala acıyor bu arada. Bisiklete de binemiyoruz hava çok fena. Yaz gelsin artık. Çok sıkıldım ben. 


Yorumlar

  1. :D Etkinliğimizi paylaştığın için çok teşekkür ederim sezoşcuğum :)
    Sağnak yağmur yağışı ve lodos, dün etkinliği sabote etti ama bugün ve hftasonu herşey yolunda gidecek gibi görünüyor.
    İlgilenenleri bekleriz :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba; Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge 'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi 'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gid...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...