Ana içeriğe atla

Pinhani'ye dair

Mezun olacağım seneydi, 2006'ya tekabul ediyor. Tam da yaz ayları. Müzik zevkine çok çok güvendiğim bir arkadaşım var. Anıl. Bana bir gün dedi ki "Sezen çok acaip bir grup buldum, al sen de dinle" Bana Pinhani diye bir grubun albümünü verdi. Bir kere dinledim albümü baştan sona. Dedim ki "Bu ne ya mıyır mıyır şarkı söyleyen bir oğlan çocuğu." Aradan biraz zaman geçti. Anıl sevdiyse vardır bir alameti farikası dedim ve tekrar dinledim. İşte o günden beri deara vermeden dinlediğim bir grup haline dönüştüler. Sonra Kavak Yelleri'nin müziklerini yapmaya başladılar. Daha geniş kitleler tanıdı onları. Ve tabi ki ergenler. İkinci albümlerindeki soundları çok farklıydı, ama şarkılar genelde diziden bilindikleri için sanki albümü dinlemişim hissiyatı oluşturmuştu. Gene de çok güzeldi.

Şimdi bizde Kavak Yelleri izlenmezdi. Geçen sene ben can sıkıntısından takip etmeye başlamıştım, ama o kadar sıkıldım ki, o acayip sezon finalini bile izlemedim. Sonra ne olduysa oldu. Sarp Apak Avrupa Yakası bitince Kavak Yelleri'ne geçti. Sadece ben değil, annem ve dayımda heyecanla takip etmeye başladık. Sarp Apak'a o kadar çok gülüyorduk ki karnımıza ağrılar giriyordu. Son birkaç haftadır ise, o uyuz kız yüzünden ben pek takip etmiyordum gene. Zira dizi gene eski günlerdeki gibi sıkıcı olmaya başlamıştı. Ama geçen haftaki bölümden sonra pazar sabahı hem annem, hem dayım aradı. Sence neler oldu diye. Ben sanki yazım ekibindeyim de:) Diziyle ilgili söyleyeceğim şu. Sarp Apak gibi komik bir karakteri koydunuz. O zaman neden gene uyuz uyuz bölümler yazıyorsunuz?

Ve Pinhani ile diziyi bağlayacak olursam: Sevmekten usanmam'ı dinleyemiyorum. Resmen içim acıyor. Hem aklıma dizi geliyor, hem de şarkı öyle güzel ki...

Buyrun sizde dinleyin:

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba; Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge 'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi 'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gid...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...