Ana içeriğe atla

Kadıköy'ü Özlemek

Şimdi ben Amerika'dayım ya, uyuz bir insan olduğum için hayvan gibi Kadıköy'ü özlüyorum. Hayır Amerika'dasın değil mi? Ama ben biraz uyuzumdur, zor alışırım, pek ön yargılıyımdır, ön yargım da genelde öncelikle kötüdür. Zamanla alışır severim. 

Burdaki insanlar alıştın mı ABD'ye diye soruyorlar. Evet diyorum alıştım. Çünkü gerçekten de burada sadece 6 ay kalacak bir insana göre baya alıştığımdan eminim. Hayatın bir yandan çok yavaş, bir yandan da çok hızlı akmasına alıştım mesela. Günler çok ağır aksak geçiyor, ama neredeyse bir ay olmuş sonuçta ben geleli. Tezime odaklanmaya çalışıyorum ama zorlanıyorum. 3 günde ancak iki sayfa yazı yazabildim mesela. Tuhaf. Neyse. Konumuz bu değil. İnsanlar alıştın mı dedikklerinde evet alıştım diyorum fakat arkasından kocaman bir AMA geliyor. Biz İstanbul'da dışarı çıkmaya çok alışkınız, sizi bilmem, biz öyleyiz. Kar, yağmur önemli değil, hava inanılmaz soğuk veya dayanılmayacak kadar sıcak değilse biz iş çıkışı haftada en az 2-3 gün dışarı çıkarız. (Bir de tabii ertesi güne yetişecek işlerimizin olmaması lazım) Dışarı çıkınca ne yaparız? Esasında kafamıza göre değişiyor. Hava güzelse Bostancı'ya kadar bisiklete biniyoruz, daha da güzelse sahilde çimlere bile yayılıyoruz. Bazen Cadde'de yürüyüş yapıyoruz. Benim favorimse Kadıköy'e gitmek. Sahilden Kalamış'tan yürüyüşe başlayıp, Kurbağalı Dere-Yoğurtçu Parkı, Moda Sahili diye başlayıp, Moda Caddesi'nden itibaren de ister Boğa'ya, ister Havuz'a, isterseniz Kadife Sokağa doğru sapabilirsiniz. Ya da bir sokaktan girip ötekinden çıkıp hepsini birden görebilirsiniz.İşte burda özlediğim şeyde bu. Burada şöyle akşam sıkıldım bir dışarı çıkayım yahu deseniz hiçbir yer yok. DC'de işler nasıldır bilmiyorum. İnsanlara bunu söyleyince de beni anlamıyorlar. Aaa Dupont Circle civarında çok güzel klüpler var onlara gitmelisin diyorlar. Kültürel farklılık böyle bir şey demek ki. Ben artık vazgeçtim bundan bahsetmekten. 

Kadıköy'ün kasmayan, canlı havasını seviyorum. Genci de, yaşlısı da bir tuhaf esasında. Herkes kendi havasında. Ama yaşlı Kadıköy Teyzeleri diye de bir kavram var tabi ki:) Sokaktan ilham alabilirsiniz, sokakta yürürken bir anda Cemal Süreya ile karşılaşabilirsiniz. Vapurdan inince bir anda kendinizi bir şan dersini dinlerken bulabilirsiniz.Hani uzun akşam üzeri yürüyüşleri diye bir tabirleri var bu ecnebilerin. Neye dayanarak bu tabiri oluşturmuşlar bilmiyorum da, insan Kadıköy'ü görmeden bu tabiri oluşturmamalıymış bence. Moda sokak kedilerinin Cumhuriyeti'dir, köpeklere orda yaşasınlar diye izin vermişler gibi gelir bana. 

İstanbul'u çok seviyorum ama Kadıköy'ü daha çok seviyorum. Her gün işe gitmek için 2 saatim yollarda geçiyor evet ama Allah beni Avrupa Yakası'na taşınmak zorunda kalmaktan korusun. 

Bu haftasonu Kadıköy'e giden varsa aranızda benim içinde bir kahve, bir bira falan içsin.

Sevgiler.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Beyazlı Kadın

Bir süredir okuduğum kitapları hiç yazmadığımı fark ettim. Hazır Beyazlı Kadın'ı yeni bitirmişken, kütüphanenin rafları arasında kaybolmamışken hemen yazayım bari dedim. Bu kitabı kitap klübümüzde okumuştuk, sanırım 3 kişi aldık sadece. Benden önce Bellanomisma okudu, diğer arkadaşımız okudu mu bilemiyorum. Ben esasında hayli kararlıydım, yazın sahilde okuyacaktım ama son anda aldığım kitaba Uğur el koyunca, (Zeno'nun Bilinci) elimde iki kitapla kalakaldım. Beyazlı Kadın ya da Karamazov Kardeşler.  Hadi dedim madem Bella çook beğendi, alayım raflardan da okuyayım. Wilkie Collins'in bu kitabı ilk gotik ve polisiye roman olarak geçiyormuş. Kitap yayınlandığında İngiletere'de öylesine büyük bir sükse yapmış ki Charles Dickens bile kıskançlık krizlerine girmiş Edward Drood'un Gizemi'ni yazmaya başlamış ama bitirmeye ömrü vefa etmemiş. Gerçekten de bir gizem olmuş sonu. Beyazlı Kadın İngiltere'de Limmerge Malikanesi'nde yaşayan iki genç kadına r...

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba; Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge 'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi 'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gid...

Son Ada

Merhaba; Birkaç arkadaşımla berabee ufak bir kitap klübü gibi bir oluşuma girdik. İlk okuduğumuz kitap Son Ada oldu. Gruba yazdığım yorumu buraya da ekliyorum.  Öncelikle Zülfü’nün okuduğum ilk kitabıydı. Yani dil açısından diğer kitaplarına göre bir farklılık var mı değerlendiremiyorum. Ancak bu kitabın dilini önsözde Yaşar Kemal’in yazdığı gibi çok farklı ve güzel bulmadım. İyi değildi demiyorum ama bence çarpıcı değil sıradandı. Hikayeye gelince… Nedense bu hikaye Güney Amerika’da geçiyormuş gibi hissettirdi bana ne alakaysa veya ne önemi varsa. Esasında bir ütopyanın distopyaya dönüşmesini anlatması açısından başarılıydı. Kitabın önce Gezi’den sonra yazıldığını sandım ama Gezi’den önceymiş. Yani gene her şey ağaçların kesilmesiyle başlamış. İnsan ilişkilerinin nasıl da hızlı değişebileceğini, aklı selim insanların bir anda ya da zaman içinde gücün karşısında nasıl eğilip büküleceğini anlatışını sevdim. Örneğin Noter’in de içinde bulunduğu bir direniş hareke...