27 Kasım 2013 Çarşamba

Yağmur....



Biliyorum size yağmur diyince tüyleriniz diken diken oluyor İzmir ve Bodrum'daki sellerden sonra. Ama burası öyle değil işte. Bütün gün gök delinmişçesine yağmur yağdı, hala da yağıyor. Hani ecnebilerin" it's raining cats and dogs" dediği cinsten. Ama bence bir bardaktan boşanırcasına, gök delinmişçesine tabiriyle alakası yok. Yağmur sanırım yarında kadar devam edecek. Gün içinde sevimsiz, gri bir hava vardı. Can sıkıcıydı. Gece olunca sesini dinlemek hoşuma gitti. Bu gece, ev sahibim kızsa da camlar açık uyuyacağım galiba.

Siz de dinlemek isterseniz: 



Foto kaynak: http://www.mrwallpaper.com/view/Paper-Boats-Rain-1920x1080/


25 Kasım 2013 Pazartesi

Akılıı Bir Deli

İyi ki ofiste yalnızım yoksa kulağımda kulkalıklarım varken sakin sakin çalışırken bir anda delirmemi hiç kimseye açıklayamazdım.

21 Kasım 2013 Perşembe

Kadıköy'ü Özlemek

Şimdi ben Amerika'dayım ya, uyuz bir insan olduğum için hayvan gibi Kadıköy'ü özlüyorum. Hayır Amerika'dasın değil mi? Ama ben biraz uyuzumdur, zor alışırım, pek ön yargılıyımdır, ön yargım da genelde öncelikle kötüdür. Zamanla alışır severim. 

Burdaki insanlar alıştın mı ABD'ye diye soruyorlar. Evet diyorum alıştım. Çünkü gerçekten de burada sadece 6 ay kalacak bir insana göre baya alıştığımdan eminim. Hayatın bir yandan çok yavaş, bir yandan da çok hızlı akmasına alıştım mesela. Günler çok ağır aksak geçiyor, ama neredeyse bir ay olmuş sonuçta ben geleli. Tezime odaklanmaya çalışıyorum ama zorlanıyorum. 3 günde ancak iki sayfa yazı yazabildim mesela. Tuhaf. Neyse. Konumuz bu değil. İnsanlar alıştın mı dedikklerinde evet alıştım diyorum fakat arkasından kocaman bir AMA geliyor. Biz İstanbul'da dışarı çıkmaya çok alışkınız, sizi bilmem, biz öyleyiz. Kar, yağmur önemli değil, hava inanılmaz soğuk veya dayanılmayacak kadar sıcak değilse biz iş çıkışı haftada en az 2-3 gün dışarı çıkarız. (Bir de tabii ertesi güne yetişecek işlerimizin olmaması lazım) Dışarı çıkınca ne yaparız? Esasında kafamıza göre değişiyor. Hava güzelse Bostancı'ya kadar bisiklete biniyoruz, daha da güzelse sahilde çimlere bile yayılıyoruz. Bazen Cadde'de yürüyüş yapıyoruz. Benim favorimse Kadıköy'e gitmek. Sahilden Kalamış'tan yürüyüşe başlayıp, Kurbağalı Dere-Yoğurtçu Parkı, Moda Sahili diye başlayıp, Moda Caddesi'nden itibaren de ister Boğa'ya, ister Havuz'a, isterseniz Kadife Sokağa doğru sapabilirsiniz. Ya da bir sokaktan girip ötekinden çıkıp hepsini birden görebilirsiniz.İşte burda özlediğim şeyde bu. Burada şöyle akşam sıkıldım bir dışarı çıkayım yahu deseniz hiçbir yer yok. DC'de işler nasıldır bilmiyorum. İnsanlara bunu söyleyince de beni anlamıyorlar. Aaa Dupont Circle civarında çok güzel klüpler var onlara gitmelisin diyorlar. Kültürel farklılık böyle bir şey demek ki. Ben artık vazgeçtim bundan bahsetmekten. 

Kadıköy'ün kasmayan, canlı havasını seviyorum. Genci de, yaşlısı da bir tuhaf esasında. Herkes kendi havasında. Ama yaşlı Kadıköy Teyzeleri diye de bir kavram var tabi ki:) Sokaktan ilham alabilirsiniz, sokakta yürürken bir anda Cemal Süreya ile karşılaşabilirsiniz. Vapurdan inince bir anda kendinizi bir şan dersini dinlerken bulabilirsiniz.Hani uzun akşam üzeri yürüyüşleri diye bir tabirleri var bu ecnebilerin. Neye dayanarak bu tabiri oluşturmuşlar bilmiyorum da, insan Kadıköy'ü görmeden bu tabiri oluşturmamalıymış bence. Moda sokak kedilerinin Cumhuriyeti'dir, köpeklere orda yaşasınlar diye izin vermişler gibi gelir bana. 

İstanbul'u çok seviyorum ama Kadıköy'ü daha çok seviyorum. Her gün işe gitmek için 2 saatim yollarda geçiyor evet ama Allah beni Avrupa Yakası'na taşınmak zorunda kalmaktan korusun. 

Bu haftasonu Kadıköy'e giden varsa aranızda benim içinde bir kahve, bir bira falan içsin.

Sevgiler.



10 Kasım 2013 Pazar

Olmasaydın, Olmazdık....

Evet bu kadar net. Olmasaydın, olmazdık....