22 Ekim 2013 Salı

And After All....

Merhaba;


Kısa bir özet mi geçeyim? Yok, geçmeyeceğim. en son Mayıs'ta yazmışım. O zamanlar kişisel bunalımlarım o kadar önemliymiş ki. Hayır şimdi de daha az önemli olduğundan değil, sonuçta bu hayatı ben yaşıyorum, ben bunalıyorum. Ama geri dönüp Mayıs'tan beri olanlara baktığımda vay anasını diyorum. Gerçekten de vay anasını. Ve her gün bu nidaya yenileri katacak olaylar oluyor. Örneğin bayramdan beri ODTÜ'de yaşadıklarımızı aklım almıyor. Ne yazık ki size yalan söylediler. Yol medeniyet demek değildir. Yol bir anlamda medeniyettir evet ama eğer ki ağaçları kesiyorsan yol yapmak için orda bir sıkıntı var. Mesela nedense kışın kar yağdığında aylarca ulaşamadığımız Doğu köyleri var değil mi? Onlara gelince yol medeniyettir denmiyor. Ne? Ama çok kar yağıyor bla bla bla mı? Dostum Norveç'e kar yağmıyor mu? Oralarda kışın hastanelere gidemeyip ölen insanlar mı var? At arabalarının tepesinde doğuma giden kadınlar? Yollarda ölenler? Kanada mı? Bak ordaki durum çok farklı. Orada yol olmadığı için kışın evden çalışabiliyormuşsun. Zavallılar daha medenileşmemişler ki. 



Doğaya yapılan bu saldırıyı anlamıyorum açıkçası. Başta nükleer olmak üzere enerji üretmek için kullandığımız her tür santral. Bakın yenilenebilir enerji santralleri de buna dahil. Neden? En olmayacak yere kurmayı başarıyoruz da ondan. Köyün merasına rüzgar santrali, o çok sevdiğimiz turistik mekanlarımızın ortasına HES'ler.... Sonra siyanürle altın aramak, güzelim dağları taş ocağı madenlerine çevirmek.... Bunlar hep milli sporumuz. İnat ediyoruz, daha ne kadar zarar verebiliriz diye çabalıyoruz. Doğa bize daha ne kadar katlanabilir? Bilmiyorum. Doğa kendisine ait olmayan her şeyi kusuyor. Örneğin Karadeniz sahil yolunu yaptınız ne oldu? Dolgu yol, her ilkbaharda aşırı yağmurlarla çöküyor. Çılgın Karadeniz diyor ki siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz, bende size verecek bir parça bile kıyı yok. Her sene geri alıyor, her sene yeniden yapılıyor. Örneğin Maltepe'de denizi o kadar doldurdular ki, şöyle denizin sakin olduğu bir günde, kondisyonu fena olmayan bir insan sanki adaya kadar yüzebilirmiş gibi geliyor artık bana. Rivayet odur ki, Ataşehir'den çıkan hafriyatı ne yapacaklarını bilememişler. Merak etmeyin, er ya da geç, deniz intikamını alacaktır. Doğa intikamını alacaktır. Binlerce yıldan beri dönüyor dünya, binlerce yıldır doğa hep değişim gösteriyor. Bir zamanlar tek bir kıta olan karalar parçalandığına göre, bir gün bir araya da gelmeye karar verebilirler. Bilinmez.



Garip bir kitap okuyorum. Esasında gariplik şudur ki okuduklarım, düşüncelerimin üzerine cuk oturdu diyebilirim. Hayır doğa felsefesi falan okumadım. Esasında onu da okudum azıcık ama bu yazının konusu o değil. Bu yazının konusu gene Jules Verne. Üç tane fantastik hikayesinin toplandığı kısacık bir kitap: http://www.ithaki.com.tr/jules-verne-kitapligi/edom-frrit-flakk-humburg-jules-verne-kitapligi-23.htm

Edom'u okudum henüz ve işte, üst üste geldi düşünceler. Keşke yaşasaydı da bugünleri görseydi dedim. Nasıl da hep aynıyız, hep iğrenciz, çünkü insanız. 


Haydi sizi kitapla baş başa bırakayım. sonra görüşlerinizi bildirin.