31 Aralık 2011 Cumartesi

2012 Dilekleri



Merhaba;


Zorlu bir sene geçirdik. Depremler, terör olayları, ekonomik sarsıntılar, diğer ülkelerle yaşanılan sorunlar ve ufak ufak patlak veren iç savaşlar.... Evet 2011 pek parlak değil, 2012 nasıl olacak bilemiyoruz da. Ama umut ediyoruz ki iyi olsun. Pek çok güzel şey var istenilen, temel hepsi esasında sağlık ve mutluluk gibi. Peki benim kendi çapımda özel olarak istediklerim neler:)



  • Teknolojik aletlerin gerisinde kalmayı sevmiyorum, iphone, ipad istiyorum. Artık benim param yetince kaçıncı versiyonları olursa o kadar versiyonlarından. Bir de laptopım öldü. Bu kadar apple ürününden sonra o da bir mac book pro oluversin değil mi?
  • Pasaportuma yeni vizeler vurulsun ben yeni yeni ülkelere gideyim istiyorum. Hedeflerimin arasında Beyrut öncelikli.
  • 2011de yaz tatillinde pek gezemedik Uğur izin alamadığı için. Bu sene bu açığı kapatabilmek istiyorum. Hatta öyle ki şöyle bir iki ay deniz kıyısında kalmak istiyorum.
  • Her kadın gibi 5 kilo vermek istiyorum.
  • Her kadın gibi o ayakkabıyı ve çantayı istiyorum.
  • Daha çok fotoğraf çekmek, daha da çok çalışmak istiyorum.
  • Bu ilkbahardaki yavru kedilerden biri bizim olsun istiyorum, o olmuyorsa güzel, kocaman bir akvaryum alalım.
  • Şu ev işine de birisi el atsın artık istiyorum. 
  • Esasında pek sporsuz kalmıyorum ama asla düzenli bir şekilde spor yapmayı beceremedim. Halbuki Nike'tan çok güzel ayakkabılar aldım. Artık düzenli olarak yürüyüş yapmak istiyorum.
  • Flüt çalışım geçen sene hızlı bir şekilde iyileşmişti. Bu sezon birazcık geriledim arayı kapatmak istiyorum.
  • Kitap okuma hızım fena değil ama yazılan şey çok ben hepsine yetişemiyorum. Mümkünse klonlanmak istyorum. Klon versiyonum sadece kitap okusun istiyorum. 
Yok canım çok fazla bir şey istemiyormuşum:) Umarım çok güzel bir gece geçirirsiniz ve yeni yılda aynı güzellikte geçer.


kaynak: http://newyearsgreetings.blogspot.com/

20 Aralık 2011 Salı

Yeni Yılda da Van'a el uzatalım

Yeni yıl geliyor… Yeni umutlarla. Eski yılda olanların unutulmuşluğuyla.
Yukarıdaki gibi bir yeni yıl kartı gördünüz mü hiç? İşte Van yeni yılı böyle karşılıyor.
Sorumlu Blog VAN’ı unutmayacağının sözünü vermişti
Van hala yıkık dökük
Van hala çadırda
Van hala depremzede
Yeni yılda da
Yeni yılın umutları Van’ı da sarsın, Van’daki eksikler tamamlansın diye Sorumlu Blog yardımınızı istiyor
Evini özleyenler için, kaybedenler, bulamayanlar için.En çok da herşeye ragmen gülebilen, az şeyle çok sevinen çocuklar ve kadınlar için.
  • VAN SOSYAL HİZMETLER İLÇE MÜDÜRLÜĞÜ Erciş’te kurulacak kreş, psikolojik merkez, eğitim merkezi ve etüd merkezi için Sorumlu Blog takipçilerinin destek ve yardımlarını bekliyor.
  • Bu merkezler için gerekli olan ihtiyaçlar bizzat  Erciş Sosyal Hizmetler ilçe Müdürü Şafak Aydın tarafından Sorumlu Blog’a iletildi
  • 2 adet 10.000 kişilik konteynır kentte kurulacak olan bu merkezlerin ihtiyaçları Sosyal Hizmetler Müdürlüğü tarafından belirlendi
  • Buna göre  4 acil ihtiyaç paketi  var, ilk etapta hedefimiz bu paketlerden 10’ar adet sağlanması.
–      Kreş Paketi
–      Psikolojik Görüşme Odası Paketi
–      Eğitim ve Uygulama Sınıfı Paketi
–      Okuma ve Etüd Merkezi  Paketi
Bir tanesinin bedeli 6139.64 TL olan en az 10 adet kreş, Van’da binlerce çocuk hala dışarıda “oynuyor”.
Evlerini, ailelerini, komşularını yitiren insanlar henüz hala “Nasılsın?”dan fazlasını alamıyor. 
Dümdüz olmuş okullarda, çocukluk hatıralarında, yiten öğretmenlerin ardında kalan sınıflar. Van’da eğitim ve öğretim devam etmeli.

Yine de okuyan, yine de ödev yapan çocuklar çadır aralarında hayatı etüd etmemeli.
  • Paketlerin maliyetine Van’daki ihtiyaç bölgesine teslimatı da dahildir
  • Paketlerin  fiyatlandırması Office1Superstore tarafından teslimat dahil, karsız fiyatlarla oluşturulmuştur.
  • Paket içerikleri ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenlersorumlublog@gmail.com ’a mail atabilirler.
PEKİ BU YARDIMA NASIL KATILABİLİRSİNİZ?
(1)    Paketlerden bir veya birkaçını sağlayabilecek olan firmalara bu postu sosyal medya ya da şahsi kanallarınızı kullanarak ileterek , Sorumlu Blog’un firmalara ulaşmasına yardımcı olarak
(2)    Bir kişi olarak belki eliNizden bir şey gelmiyor ama bir araya gelip bir paketi de siz sağlayabilirsiniz. Çalıştığınız şirketde, oturduğunuz apartmanda belki büyük ailenizin tüm fertleriyle bir araya gelip paket bedelini  toplayararak siz de bir paketin sahibi olabilir, Van’da bir kreş ya da eğitim merkezini kurabilirsiniz.
ÖNEMLİ
  • Bu yardım kapsamında her hangi bir fon ya da hesapta para birikmesi söz konusu değildir, 4 paket seçeneğinden seçilen paketin bedeli ni sağladığınızda o paket Office1 Superstore’dan direk hazırlanıp Van’a yola çıkacaktır, o sebeple paket bedellerinden az miktarlar için Sorumlu Blog’a başvurulmaması rica olunur
  • Ağırlıklı olarak okul ve ofis malzemelerinden oluşan paketlerin içeriklerihakkında detaylı bilgi almak isteyenler (ürün sayısı, ürün çeşitleri, adet fiyatlar vb.) sorumlublog@gmail.com adresine yazarlarsa,  Office1 Superstore tarafından bilgilendirileceklerdir
  •  Sorumlu Blog bir dernek ya da vakıf olmadığından hiç bir şekilde para toplanmasında  ya da paranın transferinde aracı olmayacaktır. Sorumlu Blog paket içeriklerine müdahale etmemiştir, içerikler Van Erciş Sosyal Hizmetler İlçe Müdürlüğü tarafından belirlenmiştir. Sorumlu Blog yalnızca ihtiyaç duyulan paketleri takipçilerinin de yardımıyla tedarik edebilecek kişilere iletmek ve yardım yapmalarını sağlamak amacındadır.
  • Paket bedelini toplayıp 4 paketten biri ya da bir kaçını bağışlamaya talip kişi/grup ya da firmalar, bağışlamak istedikleri paketi sorumlublog@gmail.com adresine iletmeleri halinde paket içerik ve ödeme bilgileri için Office1 Superstore ile bağlantıları sağlanacaktır.
  • Her paketin kimler tarafından bağışlandığı paketler satın alındıkça bu sayfada açıklanacaktır. Bu sebeple bağışta bulunmak isteyen kişi, kurum ve grupların bir isim ya da rumuz bildirmeleri bizi mutlu eder.  (Örneğin Azra Apt. / Azra Ailesi /  Azra Holding / Azra Okulu gibi)
  • Bağış yaparken yardımlarımızın doğru yere ulaşıp ulaşmadığı her zaman en büyük endişemiz olmuştur.  Bunu göz önünde bulundurarak, Sorumlu Blog satın alıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığınız paketleri ulaştığı ve kurulduğu yerde fotoğraflatarak, yayınlayacaktır. Bir paket demek binlerce kişi demek..
HERKESE TEŞEKKÜRLER
Bu kampanyayı yayın, paylaşın #yeniyildavan kreşlere, sınıflara, psikolojik ve sosyal merkezlere sahip olsun!
Fotoğraflar: Abdurrahman Antakyalı (AA)
ve
Havva Sokullu

15 Aralık 2011 Perşembe

Bobiler.örg

Şu anda çok komik  ve bir o kadar da sinirlerimi bozan birşey yaşadım.

Bu gece hayli boş ve bilgisayar başında geçti, bir de bobilere bakayım bari dedim. Ki ben bu siteye girmeyeli yıllar olmuştur. Öylesine boş boş bakıyordum bir kaç şeye güldüm, Uğur ve Yurda'da geldi yanıma, hep beraber bakıp gülüyoruz sonra karşımıza şu fotoğraf çıktı.

Oha len benim fotoğrafım bu dedim ama bir yandan da emin olmadım sonuç olarak çok standart bir İstanbul manzarası. Açıp fotokritikten baktım ve evet benim fotoğrafım çünkü köprünün ayağı yamuk. Hani aynısını çektin de yamukluğunuda mı aynı yaptın be adam? Güldük eğlendik puuahahuh falan dedim. Fotoğrafım çalınmış sevinsem mi üzülsem mi bilemedim dedim. Bu fotoğraf yıllar önce çektiğim bir kare esasen. Neyse sonra baktım bu montajı yükseyen adamın facebookta sayfası var, kendi sayfası var, Fotokritik'e üye. Yani adam fotoğrafçı. İyi çeker kötü çeker derdim değil. Ama hele de fotoğrafçısın, insan bir mesaj atıp izin almaz mı? Kaynak göstermez mi? Hadi bobiler belki kaynak göstermeye uygun bir yer değil ama zaten kolaylıkla bana ulaşabilir. İzin vermeyecek değilim, kullanma demem neden diyeyim? Ama işte bu tavra uyuz oldum. En çok sol altta kendi adını yazmasına uyuz oldum, yapan tolga_akbaş onu anladık ama bari sol alta benim adımı yazaydın, ya da hiçbir şey yazmasaydın. Senin mi be fotoğraf? Facebook sayfasında yazdım, buraya da yazıyorum, fazla da yapacak çok birşeyim yok heralde. 

https://www.facebook.com/pages/tolga_akbas/225868724133791
Bir yandan da NTV'de haber yapımcısıymış, gazeteciymiş hem de adam

14 Aralık 2011 Çarşamba

Kate Middleton vs Trendyol

Geçenlerde bir yerde Kate Middleton'ın Zara bir elbise ile görüntülendiğini, bu elbisenin dantelinin de Türkiye'deki bir kumaş üreticisinden alındığını okudum. Elbiseyi beğendim, hatta görüntüyü bütün olarak beğendim. Zaten bence Kate Müddleton hayli zevkli bir kadın. Bazen İngiliz zevksizliğinin doruk noktalarında dolanıyor ama o heralde genelrden geliyor bilemiyorum artık. Genel görüntüsü ise çok hoş. 

Bugün elbiseyi Zara'da gördün. Esasında bu elbisenin aynısı yazın da vardı ama dantel değildi, hatta kardeşim bile almıştı kendine de ben almamıştım nedense. Ama kış sezonundaki çok farklı gerçekten de. Dantel olması elbiseye inanılmaz bir zarafet katmış. 199 liralık devasa fiyatı şu anda ondan uzak durmama sebep olsa da indirim için göz kırpmıyor değilim.
Akşam eve gelince Trendyol'da Milla satışını gördüm, bir çok ürün vardı. Sanırım Kate Middleton'ın görüntüsünün de etkisi ile şu ceketi kapıverdim. Sonra açıp baktım pek benzer ynaları da yokmuş ama olsun. Elbiselerimin üzerine giyecek düzgün bir cekete ihtiyacım vardı. Umarım bu sefer sorunsuz bir şekilde elime ulaşır. Geçen ay bir alışveriş yapmıştım. Hiç bir ürünü tedarik edemediler, üstelik araya bayram falan girdi, iptal süresi çok uzadı. Ben de elime geçmeyen ürünlerin parasını ödemek zorunda kaldım. Neyse ki bu ay ki ekstramda eksi oalrak görünüyorlar. Bu aksaklık yüzünden Trendyol bana 20 liralık bir hediye çeki vermişti, çeki de kullanınca 50 lria gibi bir fiyata denk geldi ki ben bunu kaçırmayayım dedim. Umarım güzel olur.

13 Aralık 2011 Salı

MSA'da Pişirdim Evime de Getirdim

Merhaba;

Toplanın şöyle etrafıma size çok güzel bir deneyim anlatmak istiyorum. Geçen hafta Seyahatperest Özge'nin davetine uydum. Mutfak Sanatları Akademisi'nde İtalyan Yemekleri Workshop'ına gideceğim benimle gelmek isteyen var mı dedi? Yemeklere baktım. Menüde el yapımı deniz mahsüllü fettucine, kuşkonmaz çorbası ve Marble cheesecake, amaretto ve bitter çikolatalı vardı. Kuşkonmaz çorbası ile ilgili bir fikrim yoktu, cheesecake ile zaten aram yok ama deniz mahsüllü fettucine beni can evimden vurdu. Zaten önceki hafta internette birkaç tarif okumuştum ama açıkçası hangisini pişireceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bir de bu deniz mahsülleri ucuz değil sonuçta. Benim de yemekle çok iyi bir ilişkim olmasına rağmen çok vardır beceremeyip çöpe atmak zorunda olduğum yemekler. O yüzden de bu deniz mahsüllerine hep mesefali yaklaştım. Neyse. Menüyü görünce buna ben gitmeliyim dedim. Sağ olsun Özge'nin kedileri de öyle düşünmüş. Pazartesi workshopa katılmak için benim gideceğimi bildiren mailini aldım Özge'nin. Ancak kendisi bir eğitime katılacağı için gelemiyordu. İki kişi seçmiş kediler de bu yüzden. Pazartesi günü akşama doğru Özge'den bir telefon aldım, Diğer arkadaşın ailevi bir meselesi çıkmış, yanında götürmek isteyeceğin ehrhangi birisi var mı, şu anda başkasına haber vermek için çok geç oldu artık çünkü dedi. Ve ben de Uğur'a gelir misin dedim. Uğur mutfakta zaman geçirmeyi seviyor, üstelik MSA'da Maslak'ta burnumuzun dibinde. Mırın kırın etmedi ve o da geldi. Ama ilk başta anladım ki sırf bana eşlik etmek için gelmiş. Biz işten saat 5te çıkıyoruz, atölye (ben bu workshop kelimesini sevmiyorum, bundan sonra atölye diyeceğim) saat 7de. Normalde de 6 gibi yemek yiyoruz, yani bizim gece yarısına kadar aç kalmamız olası değil. Koştuk yemek yemeye gittik. Saat 7ye doğru da MSA'da hazır ve nazırdık. 

İki kişilik istasyonlarda çalışıyorsunuz ve girdiğiniz zaman istasyonda sizin için tertemiz paketlenmiş bonelerle önlükler buluyorsunuz. MSA'nın mutfağında herşey hazır ve nazır. Yemek hazırlarken neye ihtiyaç duyarsanız oradalar. Hemen bone ve önlüklerimizi giyip sefimiz Hakan Şen’in gelmesini bekledik. Önce işe cheesecake’den başlıyoruz zira dolapta donması gerekiyormuş. Ben her çeşit peyniri büyük bir aşkla sevmeme rağmen peynirli tatlıları sevemiyorum pek nedense. (Çanakkale’nin peynir helvasını bundan ayrı tutuyorum ama:)) Tiramisu (ki galiba orjinalinde peynir olmazmış) ve cheesecake bana uzak tatlılar. Ama cheesecakein altındaki keki severim o ayrı. Önce keki yapmakla başladık. Bir paket burçak bisküviyi tamamen ezdik ve içine tereyağı kattık. Daha kekinde bile yüzlerce kaloriyi aldık zaten. Bu noktadan itibaren bıraktım kalori saymayı:)

Kremasını hazırlamak içinse bir benmari kabında önce yumurta ve şekeri pişirdik. Bir yandan da esasında yumurtayı pişirmemeye çalışıyoruz, omlet gibi olmasın diye.


MSA’da her şey ölçülüp biçilip geliyor önünüze. Mesela krem şanti çırpılmış olarak geldi. Evde olsa bir de krem şantiyi çırpmaya çalışacağız değil mi? Her malzemeyi karıştırıp kremayı hazırladıktan sonra keki sıkıca bastırıyoruz ve üzerine kremayı yayıyoruz.
Kremanın ¾’ü kekin üzerine, ¼ ’ü ise bitter çikolatayla karıştırılarak kekin üzerine dökülecek. Ama Hakan Şef’in de dediği gibi galiba matematiğimiz kötü, neredeyse herkes ¼’ten fazla ayırmış kremadan. Bu yüzden de bizimkiler mermer görüntüsünde olmadı, daha çok çikolatalı gibi oldu. Cheesecakei buzluğa atıyoruz ve makarna hamuruna başlıyoruz.

Makarna hamuru düşündüğümden çok daha kolaymış. Tabi elimizle yoğurmamız gerekiyor. Sınıftan birileri eldiven istedi ama Hakan Şef eldivenle hamur yoğrulmaz,vücut sıcaklığı gerekir dedi. Yani mutfağı seven arkadaşlar, hijyen için eldiven takmıyoruz, ellerimizi yıkıyoruz:) Hamuru güzelce yoğurup buzdolabına kaldırıyoruz. Yarım saat o da buzdolabında dinlenecek çünkü.
Kuşkonmaz benim bildiğim bir sebze değil.

Yani ne olduğunu biliyorum da daha önce sadece bir kere yedim. Çorbası ise hiç bilmediğim bir yemek. İzninizle onun nasıl yapıldığını anlatmak istiyorum, facebookta soran arkadaşlarım olmuştu.

Yarım soğan, ve 2 diş sarımsağı tencerede sotelemeye başlıyoruz. 
Soğanlar pişince küçük küpler halinde doğranan 1 adet havucu ekliyoruz ve onları da soteliyoruz. Daha sonra gene küp küp doğranmış yarım patatesi ekliyoruz. En son temizlenmiş ve kabaca doğranmış kuşkonmazları da ekliyoruz. Bunların hepsi pişince 500 ml tavuk suyu ve yarım limon suyunu ekliyip kapağını kapatıp kaynamaya bırakıyoruz. Kuşkonmazlar pişince tencereyi ateşten alıp blenderdan geçiriyoruz.

10 ml krema tuz ve karabiber ekleyip tekrar karıştırıyoruz ve işte çorbamız hazır. Dün akşam yemekleri son derece tuzsuz yaptığım tescillendi, Hakan Şef benim çorbama ama bu çok tuzsuz dedi. Öte yandan herkesin çorbasına da bizimkini örnek gösterdi. Bakın bunun tadında kuşkonmaz çok baskın diye. Hangi sebzenin tadı baskınsa gereğinden az pişmiş demekmiş o sebze. Baskın sebze kuşkonmaz olmalıymış.

En son ve en eğlenceli kısım makarnanın kesilmesiydi. Makarna makinasında 7 katmanda inceltip sonra da bıçaklardan geçiriyoruz. Bu 7 katman işi çok zor çünkü eğer ki hamur parçalanır ve zarar görürse tekrar 1. Katmandan başlamak gerekiyormuş. Neyse ki bizim ki hiç zarar görmeden 7 kere inceldi de tekrar başa dönmedik.


Makarna kesilirken bolca un istiyor, bu da bizim tepe tırnak una belendiğimiz anlamına geldi tabi ki. Makarnaları kestikten sonra bir taraftan deniz mahsülü sosu hazırlamaya başladık. 

Kalamarlar, midyeler, karidesler, soğan sarımsak yavaş yavaş pişti.

Ben kalamar yemiyorum bu yüzden de bunu tekrar yaparsam kalamar eklemem. Kalamar yemememin sebebi ise onları yüzerken gördüm, inanılmaz güzellerdi. Diyeceksiniz ki balıkları görmedin mi yüzerken diye. Evet gördüm. Ve gönül rahatlığıyla balık yemiyorum, et ve tavukta da aynı şeyi yaşıyorum ben. Neyse bu başka bir yazı konusu.

En son cheesecakei dolaptan çıkardık. Birer dilim kesip tadına baktık. Benim için bile lezzetliydi. Hatta yazıyı yazarken de bir dilimi bana eşlik etmedi desem yalan olur:) Enteresan ama ben en çok kuşkonmaz çorbasını sevdim. Evde de artık sıklıkla yapacağım bu çorbayı.
Peki o kadar yemek pişirdik artanlar ne oldu? MSA’nın şirin torbaları ile eve geldiler, bu akşam yemek olarak tüketildiler. Önlükleri ve bonelerimizi de eve getirdik.

Biz Uğur’la beraber zaten yemek pişiriyoruz, ama eğer ki evde yemek pişirme alışkanlığınız yoksa, evli değilseniz veya sevgilinizle beraber yaşamıyorsanız özellikle çiftler için çok hoş bir deneyim bence. Bir çok püf noktası öğreniyorsunuz hem. Bakın yılbaşı yaklaşıyor. Arkadaşlarınıza, sevgilinize, anne babanıza, kardeşinize muhteşem bir yılbaşı hediyesi olabilir MSA’nın atölyeleri.
Bir de bizimle beraber atölyede Pelin Karahan vardı. Kavak Yelleri’nin Aslı’sı. Gerçekten de maşallah dedim. Daha önce de birkaç kere görmüştüm gene emin oldum. Nasıl güzel bir kız. Ekranda daha çok görmek isterim.
Yemek yaparken bize bir şarap ikram ettiler. Şarap Terra Italia Chianti. İnternette bulduğum fiyatı 50 lira civarında. Yani ucuz bir şarap değil ama diyebilirim ki 50 liradan daha bile pahalı olabilir. Gerçekten de bir Toskana şarabı gibiydi. Şiddetle tavsiye ederim

Özge’ye bize  bu deneyimi yaşattığı için çok teşekkür ediyoruz. Sanırım MSA’da daha çok zaman geçireceğiz. 

8 Aralık 2011 Perşembe