26 Ekim 2011 Çarşamba

Yas


Çok tatsız bir dönemden geçiyoruz. Önce şehit haberleri, sonra büyük felaket. Kimsenin içinden birşey gelmiyor biliyorum. Beylik laflarla devam edeyim, şimdi birlik beraberlik zamanı. Az önce Twitter'da gördüğüm trending topic gözlerimi doldurdu. Lütfen zaman ayırın ve okuyun: http://www.dipnot.tv/15304/TuRK-KuRT-KARDEsLigi-BU-isTE-eksi-sozlukte-Turkiyenin-konustugu-mesaj-.aspx. Birgün sen düşersen ben de seni kaldıracağım. Özellikle faşist söylemin alıp başını yürüdüğü şu günde çok anlamlı. Lütfen herşeye rağmen faşizmin gözünüzü kör etmesine izin vermeyin. Zaten Cüneyt Özdemir'in dediği gibi sefaleti deprem vurmuş. Ama bizler bu sefaleti azıcık durduralım. 

Belki şu anda terör için hiç birşey yapamıyoruz, bu tamamen politik bir iş. Ama Van'daki kardeşlerimiz için yapılabilecek çok şey var. Aşağıdaki linkten yardımlaşma ile ilgili bütün detaylara ulaşabilirsiniz.


Ölenler için elimizden hiçbirşey gelmiyor. Onlara Allah'tan rahmet, yakınlarına da sabır diliyorum. MEB'in açıkladığı rakama göre 63 tane de gencecik öğretmenimiz ölmüş. Eğitim camiamızın da başı sağ olsun.  

13 Ekim 2011 Perşembe

Varolmayanlar

İyi bakin onlara. Onlar hayal kurmayanlar. Hayal kuranlari engellemek isteyenler...onlar, yillarca sinsice, yavas yavas, bir fare gibi hayallerimizi kemirenler...Kendi acizlikleri sebebiyla doganin bize bahsettigi yetenegi kafamizdan silmeye calisanlar.

"Onlar" duskaciranlar, gucetapanlar, olumsacanlar, yokediciler, mantikkoleleri, oyunbozanlar, ruyagormezler, onlar hayatlarimizi siradanliga, tekduzelige mahkum edenler...En bilinen, tum dillerdeki en yakin anlamiyla gercekciler... Gercegin muhafizlari...




Varolmayanlar, Dogu Yucel, sf: 204, Dogan Kitap, Eylul 2011

9 Ekim 2011 Pazar

Elimdekiler- Yeniler

Bir süredir doğru dürüst hiçbir şey okumuyorum. Sadece Mevlana ile ilgili okuduğum elle tutulur kitaplar var o kadar. Onlardan birisiyle ilgili alıntılarımı da şurada paylaşmıştım zaten. Arada kızların gazına gelip İhsan Oktay Anar'dan Suskunlar'ı okudum. Ben beğenmedim ama bana bakmayın, ben genel olarak İhsan Oktay'ın tarzından haz etmiyorum zaten. Seven çok seviyor.  Her neyse. Bu arada elimde bir sürü kitap birikti, birazının yarısını okudum, birazı sona yaklaştı, birazı daha başında.  Esasında aynı anda pek çok kitap okuyabilen insanlardan değilim ama nedense bu aralar böyle.
  • The Great Gatsby: Esasında ben bunu okudum, baya da beğendim. Ama kitap klübümüz Aerikan edebiyatın bağlamında okumak için Gatsby'yi seçince ben de tekrar elime aldım. Arada okuyorum diyebilirim. Caz döneminin çok başarılı bir portresi bence. Türkçesi'nden okuyan arkadaşlarım biraz Can Yücel'in çevirisinden de bunalmışlar. İngilizcesi çok kolay değil ama çok zor da değil. Okunabiliyor. Zaten kısa. sıkılmadan İngilizcesinden de bitirebilirsiniz. 
  • Persuasion: Bir şuursuzluk anında aldımi hem de İngilizcesini. Elimde sürünüyor bayramdan beri. Bitirebileceğimden hiç emin değilim. ama klasik bir Jane Austen. 
  • Bir Uzun Yürüyüştü '68: Bunu Beyoğlu Sahaf Festivali'nden almıştım. Son derece eski bir kitap zaten. 68le ilgili kitapları da bir romantizmle alıyorum genelde. Çoğunu da bölük pörçük okuyorum. Zaten bir kaç tane okuduktan sonra anılar okumak sıkıcı oluyor. Ama bu kitapta bir kaç tane eleştirel gözle bakan 68li var, o yüzden de bazen ilginç noktalar çıkabiliyor.
  • Karaoğlan: Bu da gene Sahaf Festivali'nden alınma. Daha başlamadım. Bir Bülent Ecevit Portresi. Enteresan olabilir diye düşünüyorum.
  • Shura: Geçen gece okuyacak birşey yok mu diye bakınırken evde elime geçti. Sadece 3 sayfa okudum. 
  • herkes çok meth ediyor ama bilemiyorum. Okumayacağım gibi bir his oluştu bünyemde. Zaten kütüphaneye geri kaldırdım.
  • Yürümeye Övgü: Bu kitap bir süredir elimde. Okuyorum, sonra sıkılıyorum aylarca elime almıyorum. Doğayı seven, gezmeyi, yürümeyi seven herkesin kendinden bir parça bulabileceğine inanıyorum ama. Çeşitli alıntıları da işaretledim zaten. Paylaşacağım. Sanırım az kalmıştı. yakında biter:)




Bir de yeniler var. Bunları da dün aldım. Sevgili arkadaşım blogunda D&R'ın kredi kartına 12 taksit yaptığını yazmıştı. Ben gerçi onun kadar çok kitap okumuyorum. O yüzden de genelde taksitle kitap almama gerek kalmıyordu ama bunu bilmek önemli değil mi? Bellanomisma'nın hızında okumak çok zor, hem bir çok kitabı aynı anda okuyor hem de günde bir kitap falan bitirdiğini biliyorum. Neyse efendim. Ben dün dışarı çıkınca bari bir kitap alayım dedim. Malum sıkılıyorum okuyamadığım için. D&R'a girince nedense bir anda film koptu, mantığın bir anlık çöküşü sonucu şunlar benimle beraber eve geldiler:)

  • Varolmayanlar: Bu kitabı ilk defa İpek Atcan'ın blogunda okumuştum ama pek üstünde de durmadım. Dün D&R'da en çok satanlar ya da yeni çıkanlar rafında gördüm emin değilim. Dedim ki dur alayım ben bunu. İlk okumaya da bundan başladım. Konusu sanki birazcık inkheart gibi bir yandan. Bir yandan da finans sektöründe çalışan sıradan bir adamın günlük bunalımı. Zaten kitap bir günlük şeklinde ilerliyor. Bakalım göreceğiz. Bitirince yazarım belki.
  • Zemberekkuşu'nun Güncesi:  Murakami son günlerde çok popüler. Özellikle Sahilde Kafka kitabı ile. Ama ben bu kitabın eleştirisini okumuştum. Kimin yazdığını hiç hatırlamıyorum sadece çok beğendiğini hatırlıyorum. Bir baktım bu da benimle beraber eve geliyor.
  • İmkansızın Şarkısı: Gene bir Murakami kitabı. Hiç okumadığın bir ayzarın iki kitabını birden almak riskli esasında ama kitabın arkasında hem 68 kuşağından bahsediyordu, hem de Fitzgerald ve Salinger'ın tarzına yakın olduğundan. O yüzden eve gelmeye hak kazandı.
  • Saray Gezisi: Geçen sene kitap klübümüzde bir uygulamaya geçtik ve herkes kendisine bir ülke belirledi. O ülkenin edebiyatı ile ilgiil araştırma yapacak ve onun önerdiği yazarlardan birinin kitabı okunacak. Yaz tatilinden sonra ilk uygulamamız The Great Gatsby ile. İkinci sırada Orta Doğu ve Arap edebiyatı ile ben geliyorum. Ne yazık ki yaptığım birkaç araştırma sonucunda anladım ki Arap edebiyatı daha çok şiir ve sözlü edebiyat üzerinde. Bir kaç tane romancı var aralarında. Necib Mahfuz da bunlardan biri. Üstelik Nobel Edebiyat Ödülü almış bir yazar. O yüzden de ben sanırım Mahfuz'u önereceğim. Esasında almam gereken kitap Cebalavi Sokağı'nın Çocukları olmalıydı ki klübe önermeden okumuş olayım. Ama Kahire Üçlemesi'nin 1. kitabı olan Saray Gezisi'ni aldım. Esasında mantıksız bir yaklaşım.  Bir de zaten üç tane daha kitap almışken neden bir üçlemenin ilk cildini aldım onu da hiç bilmiyorum. Bari üçlemenin tamamını alsaydım öteki kitaplar yerine. Neyse sırayla hepsini okuyacağım demek ki. 
D&R'ın kredi kartına taksit olayı bana hiç yaramadı yani. Allahtan sadece iki taksit yaptım. Çünkü taksitler bitmeden kitaplar bitince sinir oluyorum. Bazen İdefix'ten kitap alınca yaşıyorum bunu:)

Şu sonbaharla ilgili de birşey söylemek istiyorum: Bu sabah çok soğuk. Ve ben hiç yağmur romantizmi falan yaşamıyorum. Keşke bahar ve yaz daha uzun olsa:)

Daha sık görüşmek dileğiyle....