27 Nisan 2010 Salı

Barajlarla ilgili yardım

Kızılırmak havzası üzerindeki barajların teknik bilgilerine ihtiyacım var. Yardımcı olabilecek olan var mı?

26 Nisan 2010 Pazartesi

Bu artık kelimenin bittiği nokta. Allah belanızı versin. Ne biçim insanlarsınız, nasıl bir şehir orası.


25 Nisan 2010 Pazar

İran Kadın Hareketi

Ne kadar sesleri çıkıyor bilemiyorum, ama kadın haeketlerine destek vermek lazım bence. Birde bildirilerini Türkçe'de hazırladıklarına göre, bizlere de ulaşmaya çalışıyorlar demek ki. Esasında kadın sorununun en büyük olduğu ülkelerden biriyiz heralde. Biliyor musunuz 2010'un ilk üç ayında 55 kadın öldürüldü Türkiye'de töre, namus sebebiyle.

İran'lı kadınların hareketi de keşke sonuç verse, ama neredeyse imkansız gibi. Biz de töre cinayetleri nasıl engellenemiyorsa, İran gibi şeriatın kemikleştiği bir ülkede de bu kadınların istediklerini elde etmeleri çok zor. Gene de seslerini duyurmalarına yardım etmek lazım.


http://www.iran-women-solidarity.net/spip.php?article471

Powerturk

mustafa ceceli-dön

yusuf güney- git yüreğim buralardan

demir demirkan- aşktan öte.

ah powerturk sokmayacaktın o şarkıyı araya, bünye zevkten dört köşe olacaktı.



22 Nisan 2010 Perşembe

just.....


dissapointed....

Günaydın ve...

Sabah kalktım, hava sanki kapalıydı. Gene de artık sıkıldım ben ince giyineceğim dedim. Evden çıkınca ne kadar doğru bir karar verdiğimi de anladım. Ne kadar güzel, ne üşüten, ne de pişiren bir hava var dışarda. Tam bahar. Güneş yüzüme vurdukça mutlu oldum. Kulaklıklarımdan Ezginin Günlüğü'nün yeni müzikleri geliyordu. Bu da mutluluğu arttıran bir olaydı. Günaydınnnn yazmak geldi size içimden.

Ve sonra fakültenin kapısına geldim. İçim sıkılmaya başladı. Odama girince iyice bir bunaldım. Ödevler, sınavlar... Sanırım buraya katlanamadığım dönemlerdeyim gene. Bir süredir geçmişti, mutluydum. Ama yaklaşık birkaç aydır sürüklenerek geliyorum fakülteye. 2002den beri neredeyse hergün geliyorum. Bıktım, bezdim. Ders, ödev, sınav, daha çok ödev, daha çok ders. Asla öğrenmek istemediğim şeylerle uğraşmak. Öğrenmek istemediğim için yapamamak. düşük not alıp üzülmek.... Bir yandan öğrencilerle uğraşmak... Kopya çekmesene demek. Sınav kağıtlarını saymak. Proje kontrol etmek, arada derse girmek. Ömrüm böyle geçecek. Mutsuzum....:((

Bari güzel birşeyler dinleyin.

20 Nisan 2010 Salı

Pinhani'ye dair

Mezun olacağım seneydi, 2006'ya tekabul ediyor. Tam da yaz ayları. Müzik zevkine çok çok güvendiğim bir arkadaşım var. Anıl. Bana bir gün dedi ki "Sezen çok acaip bir grup buldum, al sen de dinle" Bana Pinhani diye bir grubun albümünü verdi. Bir kere dinledim albümü baştan sona. Dedim ki "Bu ne ya mıyır mıyır şarkı söyleyen bir oğlan çocuğu." Aradan biraz zaman geçti. Anıl sevdiyse vardır bir alameti farikası dedim ve tekrar dinledim. İşte o günden beri deara vermeden dinlediğim bir grup haline dönüştüler. Sonra Kavak Yelleri'nin müziklerini yapmaya başladılar. Daha geniş kitleler tanıdı onları. Ve tabi ki ergenler. İkinci albümlerindeki soundları çok farklıydı, ama şarkılar genelde diziden bilindikleri için sanki albümü dinlemişim hissiyatı oluşturmuştu. Gene de çok güzeldi.

Şimdi bizde Kavak Yelleri izlenmezdi. Geçen sene ben can sıkıntısından takip etmeye başlamıştım, ama o kadar sıkıldım ki, o acayip sezon finalini bile izlemedim. Sonra ne olduysa oldu. Sarp Apak Avrupa Yakası bitince Kavak Yelleri'ne geçti. Sadece ben değil, annem ve dayımda heyecanla takip etmeye başladık. Sarp Apak'a o kadar çok gülüyorduk ki karnımıza ağrılar giriyordu. Son birkaç haftadır ise, o uyuz kız yüzünden ben pek takip etmiyordum gene. Zira dizi gene eski günlerdeki gibi sıkıcı olmaya başlamıştı. Ama geçen haftaki bölümden sonra pazar sabahı hem annem, hem dayım aradı. Sence neler oldu diye. Ben sanki yazım ekibindeyim de:) Diziyle ilgili söyleyeceğim şu. Sarp Apak gibi komik bir karakteri koydunuz. O zaman neden gene uyuz uyuz bölümler yazıyorsunuz?

Ve Pinhani ile diziyi bağlayacak olursam: Sevmekten usanmam'ı dinleyemiyorum. Resmen içim acıyor. Hem aklıma dizi geliyor, hem de şarkı öyle güzel ki...

Buyrun sizde dinleyin:

16 Nisan 2010 Cuma

Oh olsun!!!!

Bizlerin paralarıyla Araplar'a yayın yapmaya kalktılar. Ne gerek varsa. Oh olsun. İyi olmuş.

TRT'yi artık açmıyoruz bile çoğumuz heralde. Alakasız zamanlarda bile Hac belgeselleri yayınlıyorlar. Dünyadaki ulusal kanalları düşünüyorum, BBC, CNN, RTL, TV5 gibi. Bir de TRT'ye bakıyorum. Rezalet.


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&ArticleID=991730&Date=16.04.2010&CategoryID=96

8 Nisan 2010 Perşembe

Kumaş-Gelinlik-Gelinlikçi

Şimdi efendim biliyorsunuzdur belki, ben yakında evleneceğim. O yüzden de pek tabi ki bir gelinliğe ihtiyacım var. Taa Ocak ayıydı, annem İstanbul'a gelmişti. Ben de fırsat bu fırsat deyip Pronovias, Vakko, Beyaz Butik ve Weddies'den randevular almış, çeşitli gelinlikleri giyip çıkarmıştım. Hiçbir şey tam olarak içime sinmemişti. Gelinlikle ilgili genel sorunum kuyruklar, uzun duvaklar, danteller ve işlemeler. Yani esasında genele baktığımızda bu elbiseyle biraz sorunum olduğu aşikar. Neyse sonuç olarak birşeyler bulunmalı illaki. Sonra bir gün aradığım gelinliği buldum. Bulunca da bu çılgın arayış sona ermiş oldu. Ama sadece teoride. Çünkü gelinlik özel tasarımdı. Gidip bir yerden alamıyordum. Bunu da bir şekilde aştık, Uğur'un annesi ve teyzesi dikeceklerini söylediler. Geriye sadece tülü bulmak kaldı. Gelinliğin kumaşı değişik bir organzeden. Bu tür kumaşlar Eminönü ve Nişantaşı'nda satılıyormuş, öncelikle Eminönü'ne gittik. Ve sonuç olarak anladık ki bu kumaş Türkiye'de bulunmuyor. Neyse bunlar da önemli değil. Sonuçta bulunmuyor yani napalım ki? Ama burda birkaç noktaya takıldım. Birincisi bütün kumaşlarımız aşırı işli, taşlı, dantelli. Hiç mi sade gelinlik isteyen insan yok bu ülkede? Kendinden desenli bir tül bile yok. Her şey ya dantel ya iş. Bu arada Fransız danteli ile Türkiye danteli arasındaki farkı da çok net anladım. Fransız danteli incecik ve çok kibar. Desenleri küçücük. Gerçekten de çok zarif duruyor. Ancak Türkiye'de üretilen danteller birincisi kaba, ikincisi de desenleri o kadar iri ki, insana fenalıklar geliyor. Dantelli bir modele karar verirsem, kesinlikle paraya kıyıp Fransız danteli alırım. Eminönü'ndeki satıcılar gerçekten de çok kabalar. Seren Kumaşçılık'ı bunlardan ayrı tutuyorum. Müşterileri ile çok ilgililer. Benim için organzeyi gerçekten de aradılar. Oradaki beyefendi çok kibar. Kumaş alırsam Seren Kumaş birinci tercihim olacak gibi duruyor. Dantelli kumaşlar çok çeşitli, satıcılar işlerini anlayarak yapıyorlar belli ki. Hemen fikir üretiyorlar. İşte göğüs kısmına bu Fransız dantelini koyarsanız, eteklere de şunları öneririz falan diyorlar. Dediğim gibi işlerini ciddiye alan insanların hali başka oluyor. Zaten daha önce Osmanbey'de de şubeleri varmış. Sanırım bu kibarlıklarının altında Osmanbey'deki müşteri portföyü de etkilidir. Diğer yerlerde bize kumaşları bile göstermeye tenezzül etmeyenler vardı. Erteks tekstil bunlardan biri. Ne tür organze var dedik, her tür var diye cevap aldık. O zaman desenli de vardır dedim. Hayır düz var dedi. Şimdi zaten sadece düz varsa, her tür demenin mantığı nedir? Hiçbir kumaşı açmak için yerinden bile kalkmadı adam. Belki toptancısın, belki perakende müşteriyle ilgilenmek istemiyorsun ama bu tavır ne? O zaman yaz kapıya satışımız toptandır diye olsun bitsin. Daha önce İnci Dantel'e de uğramıştık. İlgilenen genç bir beyefendi vardı. Kumaşa bakıp nasıl yapabileceğimizi söylemişti. Bunu Türkiye'de bulamazsınız demişti. Bu seferse başka birisi ilgilendi bizimle. Bu arada bir şeyi eksik söyledim sanırım. O kumaşı bulamayacağımızı zaten kabullendik biz. Onun yerine geçecek bir kumaş arıyoruz. Bir de genel olarak ne tür kumaşlar varmış diye bakıyoruz ki bulabileceğimiz kumaşlara uygun modeller düşünelim. Neyse, İnci Dantel'deki satıcı adam önce kumaşa baktı, bunu bulamazsınız dedi. Evet anladık biz onu zaten ama bunu yerine geçebilecek ne olabilir dedik. Onun yerine birşey geçmez, yok öyle birşey anca düz organze alırsınız falan dedi. Sonra da nedense kendi dantellerini övmeye başladı. Yok ben 12 yaşından beri bu işin içindeyim, neler satılıyor çok iyi biliyorum da bilmem ne. Bense alttan alıyorum ama sinir katsayımında yükselmeye başladığını hissediyorum. Tamam tabi ki haklısınız, ama ben bu danteller iistemiyorum, daha sade ne var diyorum. Bakın beni yanlış anlamayın ama sizin bu beğendiğiniz gelinliği 1000 kişiden 10u beğenir, sadece 1 tanesi yaptırmaya karar verir falan dedi. Kafamdan iyice dumanlar çıkmaya başladı. Annem de nedense dükkandan çıkmamak için özel bir çaba sarfediyordu. En sonunda adamıon tavrına dayanamadım, bence biraz piyasayı takip edin, artık daha sade gelinliklere yönelen pek çok gelin var dedim. Yok ben piyasayı takip ediyorum da bütün dergiler bana geliyor da, bu kumaş asla satmaz burda da. Ben özele hitap edemem genele hitap ederim. Pronovias'ın kullanıdığı danteli 3 sene önce işlettiğini iddia etti adam. Amca buradan sana sesleniyorum. Bütün Amerikalı modacıların kataloglarında benim beğendiğim kumaş zaten var. Sen madem bu piyasayı takip ediyorsun, o kumaşı seneye getireceksin demedi deme. Anneme en sonunda "çıkmak için ne bekliyoruz ki" dedim de annem kendini dantellerden alıp çıktı. Ben şimdi sokağa atacak param olsa o dükkanın önüne atmam.

En son olarak ismini şu andan hatırlayamadığım bir kumaşçıya daha girdik. İstediğimiz kumaşı bulamadık ancak değişik bir tül bulmayı başardık. Ben adama kumaşı gösterirken yaşlıca bir kadında istediğim kumaşa baktı. İşte gelinlikçiniz bunu şöyle şöyle yapacak diye anlattı güya kendince ama kumaşı anlamadı, benim istediğim kumaş tamamen tül. Onların anlattığında ise saten şeritler var. Neyse dedik napalım. Şu bulduğumuz öteki tül üzerinden düşünelim. Altına saten istedik, nasıl gözüküyor diye baktık falan. Fena durmadı. Olabilir falan diyorduk. Bu kadın sonra dönüp bana ilkokul elbisesi gibi o, hiç güzel bir gelinlik değil dedi. Ben de yaşım da fazla değil zaten önemli değil dedim. Evlendiğine göre koca kız olmuşsun dedi. Yok o kadar büyük değilim merak etmeyin dedim. Kadın gelinlik terzisiymiş, kendini resmen bir halt sandı orda. Kumaş kırık beyazdı, bunun beyazı var mıdır dedim. Bu seferde teyze dönüp dünyada beyaz kalmadı artık dedi. Ben de fark etmez ben beyaz istiyorum dedim. Şimdi teyze sana da sesleniyorum: Sen kimsin? Hangi sıfatla istediğim gelinliğe ilkokul elbisesi gibi diyorsun, sen kimsin ki benim sitediğim renge karışıyorsun? Ben bütün katalogları inceledim, 20-30 tane gelinlik giydim çıkardım dünyaca ünlü markalardan hepsi de süt beyazdı. Özellikle Beyaz Butik’te hiç kırık beyaz gelinlik yoktu. Demek ki sen artık demode bir gelinlikçisin. Bence sen de biraz piyasa araştır.

Bu arada bu son kumaşçı istediğim kumaşı değil ama ellerindeki kırık beyaz bir kumaşı beyaz ve parıltılı olarak işletebileceklerini söyledi. 3 günde hazır olur dedi. Şimdi oturup dikkatlice konuşmam lazım, sonra da o kumaşı buraya işletebilirim sanırım.

Sonuç olarak kumaşçı maceram gerçekten de hayal kırıklığı ve sinir bozukluğuyla sonuçlandı. En çok satıcıların tavırlarına sinirlendim. Bir de farklı olmanın zorluğunu tekrar gördüm. Taşlı, işli ve dantelli sevmek zorundasın. Sevmiyorsan 6 bin lira civarında bir paraya istediğin gibi sade bir gelinlik alabilirsin. Bizim bildiğimiz işli dantelli gelinlikler pahalı olurdu ama:p

Yarın Nişantaşı’na, Cuma günü de Bağdat Caddesi’ne bakacağım kumaş için. Farklı bir sonuç alacağımı sanmıyorum ama olsun.

6 Nisan 2010 Salı

Einstein

Bir arkadaşımın iletisinde okudum ve çok beğendim. Tam tüketim karşıtı ve doğayla uyum içinde yaşamak siteyenlere uyan bir söz değil mi?

Basarili bir insan olmaya calismayin; degerli bir insan olmaya calisin. Basarili insan, hayattan verdiginden fazlasini alir. Degerli insan ise, hayattan aldigindan fazlasini verir.Albert Einstein

2 Nisan 2010 Cuma

Blog

Sevdim mi, sevmedim mi bilemedim. Bazı yazılarına kızdım, bazılarında da uu dedim. siz de göz atın buradan.