25 Şubat 2010 Perşembe

Let's never stop falling in love

Esasında belki de arkadaşım Nursel'in bloguna daha uygun bir video ama:)

Nasıl bir ses, çok seviyorum Pink Martini'yi

Kuaför

Sabah sabah kuaföre gittim, hızlı bir fön için değil hem de, saçımı kestirmek için. Bomboş olunca kuaför işinde yarım saatte bitiyormuş meğer.

Ancak o saatte müzik öyle yüksekti, ve de öyle sabaha uygunsuz bir dans müziğiydi ki.... Düşündüm, orada çalışanlar bütün gün o müziğe nasıl katlanıyorlar, ki bu çoğu kuaförde böyle oluyor, bir de müşterilerde sabah sabah bunu mu duymak istiyor? Yoksa sabahın sakinliğine bir Ella Fitzgerald, bir Ray Charles, hadi bunlar olmadı bir Yann Tiersen daha iyi olmaz mıydı?

Aklıma da dans eden kuaförler geldi. Yerleri süpürürken kendi çevrelerinde dönen çocuklar, saçları keserken etrafa uçuşan saç parçaları, içeri giren müşteriyi tutup bir tur döndüren bir işletmeci....


Bence en azından sabahları bu denenmeli, kuaförlerde sakin müzikler çalmalı.

23 Şubat 2010 Salı

Fırat




Uykusuzu açıp heyecanla ulaşmaya çalıştığım sayfalarda birisi Fırat'ın olduğu sayfadır, öteki de Ersin'in Sandık İçi.

Bu karikatür klasik Fırat:)

14 Şubat 2010 Pazar

İTÜ bıktım senden

İTÜ inşaatından bıktım. Akşam yurda geliyorum, iş makinaları çalışıyor, sabah işe gidiyorum iş makinaları penceremin önünde cirit atıyor. Kasten mi yapıyorsun anlamadım ki. Pazar gecesi saat 22.14 ve arkada hala inşaat çalışması devam ediyor. Kampüsün her yanı köstebek yuvası gibi, nefes alacak bir damla yer bırakmadın. Nedir bu ya yeter be yeter!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

7 Şubat 2010 Pazar

Notting Hill


Cumayı ve hafta sonunun büyük bir kısmını dayımla beraber geçirdik, o ayağında geçirdiği operasyon nedeniyle yattı, ben de ona teknik destek sağladım. İkimizde Notting Hill'i çok seviyoruz. İki güne bölerek izledik filmi. Daha önce fark etmediğimiz detayları gördük, ki daha önce aynı filmi on kere falan izlemiştik, nasıl hala fark etmediğimiz detaylar olabiliyor anlamadık. Ama dediğim gibi, basit bir romantik komedi olmanın çok çok ötesinde, çok güzel bir film, izlemediyseniz -ki böyle birşey mümkün müdür bilmiyorum ama- mutlaka edinip izleyin derim:)

Dün de Uğur'la beraber evlilik fuarına gittik, şurada detaylı fotoğraflar falan var esasında. Lafı gelmişken belirteyim, ben blogların her zaman çok önemli olduklarını düşünüyorum. Bakınız, yukarıdaki blog son derece başarılı bir evlilik blogu. Üstelik anladığım kadarıyla evlilik hazırlıkları yapan, bizler gibi normal insanlar tarafından yazılıyor. Yani, hani bir demet çiçeğe 100 lira vermenizi normal karşılayan insanlar değiller. Bütçenizi de düşünmeniz gerektiğinin farkındalar, bazen onlarda aşırıya kaçıyor ama, düğün ayakkabısı olarak size Christian Louboutin almazsanız olmaz demiyorlar. Bir Louboutin için olan duygularımsa must have şeklinde ama, neredeyse bir maaşım değerinde o ayakkabılar. Neyse. Evlilik fuarına dönelim. Anlaşılıyor ki, düğün denilen şey çiftleri nasıl yolarız sorusunun cevabı. 30 tane fotoğrafa 1000 lira isteyenleri mi istersiniz (ki 1000 lira en düşük değer, Zümrüt'te 1000 euro dediler) sandalye süslemek için kurdelelere 3 lira isteyenler mi? Düşünüyorum da, metrelerce kurdeleyi zaten 3 liraya alırım ben. Düğünden sonra ne yapacaksın o kadar kurdeleyi diyebilirsiniz tabii ama heralde eve gelmezler onlar. Bence düğün yapacağınız yerle iyice konuşun, size neler sağladıklarını iyice anlayın, sonra da arkadaşlarınızın fikirlerini alın, internetten bol bol fotoğraf inceleyin, annenizin veya kayınvalidenizin elinden bu tür işler geliyorsa onları da ikna edin. Hani organizasyon şirketlerinin işine engel olmak istemiyorum tabi ki, ama eğer bütçeyle ilgili ufak tefek tasarruflar yapmak istiyorsanız iyi bir yöntem. Hem belki böylece herkesin düğününden farklı olan detaylara da ulaşabilirsiniz, herkes aa ben hiç böyle bir şey görmemiştim diyebilir. Ben sandalyeleri Tiffany istemiştim, ama pek mümkün olacakmış gibi görünmedi,ben de daha farklı alternatifler üzerinde düşünüyorum artık. Sanırım önümüzdeki aylarda, düğünle ilgili başka şeyler de yazacağım sizlere.

Bu arada yarın yeni dönem başlıyor, çok baskı altındayım. Çok fazla ders alıyorum, üçüne kayıtlıyım zaten, birini de hocasının izin vermesi durumunda gidip dinlemeyi düşünüyorum. Bir yandan da çalıştığım bir proje son aşamalarında, çok yorucu oluyor bu yüzden.

Aklımda da fotoğraf projeleri cirit atıyor, azıcık hava ısınsa, güzel bir projeyle diğer blogda görüşeceğiz zaten:)

Ve günün şarkısı sizler için gelsin:)

5 Şubat 2010 Cuma

Sivilce

İki kaşımın arasında çıkan sivilce değil, yabancı bir yaşam formu. Bence kozmetik malzemelerinin falan hiç faydası yok bunlara. Verdiğimiz paralara yazık.

2 Şubat 2010 Salı

Radyo

Radyo dinlemeyi sever misiniz?

Ben çok severim. Reklamlar olmasa daha da çok severim, ama herkes bir şekilde geçinmek zorunda. Arada haberleri dinlemek, günün gidişatı ile ilgili bilgi sahibi olmak, sevdiğim müzikleri duymak, ve hatta bazen dj'lerin konuşmalarını dinlemek bile keyif verir.

Gün içinde ne çok dinlediğim iki radyoyu paylaşayım sizlerle, birine çoğunuz aşinasınız. Radyo eksen. Belli bir tarzı var, bazen yorucu olabiliyor ama çok kaliteli müzikleri var.

Diğeri ise bir kısmınızın bilmediği bir radyodur. Anadolu Üniversitesi'nin radyosu. RadyoA. Bazen çok pop çalabiliyorlar ama enteresan programları oluyor. Jazz saati, Türk Kahvesi, Soundtrack gibi. Program akışından takip edip istediğinizi dinleyebilirsiniz. Hem de üniversite öğrencilerinin günlük hayatına da dj'leri sayesinde girebilirsiniz.

Her ikisinin de web sitelerinde canlı dinle seçenekleri mevcut.

http://www.radyoa.anadolu.edu.tr

http://www.radioeksen.com

1 Şubat 2010 Pazartesi

Merhaba

Sevgili okuyucu;

Bazen aklıma kısacık bir şeyler geliyor, bir yerlerde bir şeyler görüyorum, bazen bir konser oluyor, bazen bir video ya da şarkı beğeniyorum, bazen iki satır birşeyler karalayayım diyorum, çılgın indirimler oluyor falan filan. Bunları diğer blogumun yapısını bozmak istemediğim için pek paylaşmıyorum, ama düşündüm de, belki böyle bir blog işe yarayabilir. Yarayamaz mı? Deneyip göreceğiz:)

Şimdi yatmaya gidiyorum, sonra görüşeceğiz:)